ANALİZ
Giriş Tarihi : 14-01-2020 08:29   Güncelleme : 14-01-2020 08:29

Fehmi Koru yazdı: Yeni parti gecikiyor mu, Yeni bir partiye ihtiyaç var mı?

Yeni parti gecikiyor mu, yoksa kurucuları özlemi büyütüp heyecanın artmasına mı oynuyor? Araştırdım, sonucu ilan ediyorum…

Fehmi Koru yazdı: Yeni parti gecikiyor mu, Yeni bir partiye ihtiyaç var mı?

Güvenilir bir kamuoyu araştırma kuruluşunun çok taze saha araştırması, “Yeni bir partiye ihtiyaç var mı?” sorusuna, yaklaşık her üç kişiden ikisinin (yüzde 31.5), hala, “Evet, var” cevabını verdiğini tespit etmiş bulunuyor.

Son seçimde oyunu AK Parti’ye vermiş olanların da yaklaşık dörtte biri (24.2) hala yeni bir parti beklentisinde.

“Hala” dememin sebebi, Ahmet Davutoğlu liderliğindeki iddialı yeni bir partinin bu araştırmadan hemen önce kurulmuş olması sebebiyledir.

Ali Babacan’ın kurmaya çalıştığı bilinen yeni başka bir partinin levhasını asmakta fazla acele etmemesini “Geç kalınıyor” diye eleştirenler var; bir yönüyle haklı sayılabilirler, ama önümüzde kısa vadede bir seçim söz konusu olmadığına göre, yeni parti için gecikilmiş bir durum yok. [Aynı araştırmada, toplumun yüzde 58.8’i erken seçimi gereksiz görüyor.]

Önemli olan, yeni bir partinin kurulmasında gecikilmesi değil, kurulduktan sonra yapılacak yeni bir ankette, aynı sorunun yöneltileceği kişilerin, “Beklediğim parti kuruldu, artık ihtiyaç kalmadı” cevabını verebilmesidir.

Bunun nasıl mümkün olacağı ise en azından iki şarta bağlı: Kurucu kadrosuna ve kuruluş sırasında açıklanacak parti bildirgesinin toplumun beklentileriyle örtüşmesine

Konuyu konuştuğum bir siyaset bilimci, Turgut Özal’ın çeşitli vesilelerle şimdilerde bile akla gelen “Üç özgürlük” (Din ve vicdan özgürlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü ve girişim özgürlüğü) formülünü dile getirdiği çıkışını hatırlatarak, “Şimdi de ilk çıkışta ona benzer bir yalınlık ve tam isabet şart” dedi.

Toplumun siyasete duyarlı ve beklenti içerisinde bulunan kesimlerinin çıkışta gözetleyecekleri bu iki unsurun varlığı-yokluğu yeni partiye gösterilecek ilginin boyutunu da belirleyecektir.

 

Kadro demişken…

Elbette bu kadar da değil, bir de kuruluş sonrasının ayrı sınavları olacak.

Henüz kuruluşunu tamamlamamış bir partinin, Türkiye gibi her günü yeni gündemlere gebe bir ülkede bile, her konuda tatmin edici bir görüşle topluluk karşısına çıkması arzu edilse de beklenmez; ancak partileşmiş bir kadronun kuruluş sonrasında suskun kalması, toplumun tartışmaya değer gördüğü konularda hazırlıksız yakalanması, başarılı bulunması önünde ciddi sorunlar çıkarır.

Nitekim, son rötuşlarının vurulduğu ve ay sonu gelmeden levhasının asılacağı bilinen yeni partiye öncülük edenlerin, 35 ayrı konu başlığını enine boyuna tartışarak elde edilecek ortak noktaları parti programı haline getirme amaçlı komisyon çalışmaları, onların bu gerçeğin farkında olduklarını gösteriyor.

Kurucu kadronun toplum karşısına çıktığında varlıklarıyla vereceği mesaj, partinin erken-geç kurulmasından çok daha önemlidir.

Onun da iki ölçüsü olacak: Kadro açıklandığında bir yandan “A, demek o da kurucu olmayı kabullenmiş” olumlu hayretini ifade ettirecek nitelikli kişilerin varlığı, diğer yandan da “A, o da mı var, o varsa ben yokum” dedirtecek yanlış isimlerin yokluğu…

Ölçü bu kadar basit.

Var olan korku ve endişenin ürettiği mevcut durumun yerini heyecan ve ümidin aldığı yepyeni bir siyasi ortama ihtiyaç var.

Türkiye’nin sayıları 100’e yaklaşan partileri arasına varlığı ile yokluğu fazla bir anlam taşımayacak türden yeni bir veya birkaç partinin daha katılması gerçekten gereksizdir.

Askeri darbeyi yapanların Türk siyasi hayatını kendilerinin dizayn ettiği iki partiyle sınırlama tasarımını araya girerek boşa çıkarmış olan Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’nin ve bin yıl sürmesinin muhafazakarların nasıl olsa kendilerini dar bir siyaset alanına kilitlemesiyle sağlanacağı hesaplarını yapan ‘post-modern darbe’ meraklılarının heveslerini, her kesime kendisini açık tutarak bozan 18 yıl öncesinin AK Parti’sinin yaptığını günümüzde gerçekleştirmek…

Şimdi yapılması gereken budur.

İktidar olacak parti olarak kurulmak…

‘Milli şef’li tek parti yönetimine son veren Adnan Menderes’in Demokrat Partisi ile Ragıp Gümüşpala ve Sadettin Bilgiç ile yola koyulup Süleyman Demirel’in liderliğinde muhafazakar çizgiyi yeniden iktidara taşıyan Adalet Partisi’ni de bu örnekler arasına katmak gerekir.

Daha kurulduğu gün “İktidar olacak parti” görüntüsünü vermek…

Ahmet Davutoğlu liderliğinde kurulan Gelecek Partisi’ne haksızlık yapmak istemem; o da elbette bu genel çerçeve içerisinde yer almayı hedefleyerek kuruldu ve yine o da yukarıda değindiğim ihtiyaca cevap vermeyi amaçlıyor.

Hedef ve amaç onunla yetinilecek güçlü bir çıkışla yapılabilseydi, ondan sonra yeni bir parti daha kurulmasını bütünüyle gereksiz kılabilirdi.

Ali Babacan ve arkadaşlarının kurma hazırlığı içerisinde oldukları yeni parti o boşluğu doldurabilecek mi?

Şimdi bu sorunun cevabı aranıyor.

Yeni partileri gereksiz hatta tehlikeli bulanlar, böyle davranmak, ülkeye farklı mecralar açarak tehlikeyi bertaraf etme çabasına girmek yerine, “Toplum neden siyaset alanında boşluk olduğu görüşünde, o alanın boşalmasında bizim rolümüz ne?” sorusunu kendilerine yöneltse ve kendilerini hesaba çekerek sorunların çetrefilleşmesinden değil normalleşmeden yana politikalar üretme yoluna girse daha doğru bir iş yapmış olurlar.

Kutuplaştırma politikası bir noktaya kadar safları sıklaştırıyor, ancak sıklaşan safları tatmin giderek daha zorlaşıyor. 

Partiye ihtiyaç duyup gecikmesini dert edinenlerin varlığı, esas mevcut bütün partilere apaçık bir mesaj…

[“Yeni bir partiye ihtiyaç var” diyenler arasında en yüksek oran CHP (Yüzde 45,5) ve HDP’de (43.6).]

fehmikoru.com