ANALİZ
Giriş Tarihi : 09-01-2020 08:44   Güncelleme : 09-01-2020 08:44

Mustafa Çağrıcı yazdı: Kapitalizm karşısında İslam

Müslüman dünyanın bu akılla, bu verimsiz hatta zararlı bilgiler ve yöntemlerle o yedi başlı ejderha karşısında başarılı olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Böylesine evrensel bir iddiayı gerçekleştirmenin birinci şartı, hakikate ve ihtiyaca uygun bilgi’dir, bilimsel gelişmişlik’tir.

Mustafa Çağrıcı yazdı: Kapitalizm karşısında İslam

Modern çağda, “Lessez faire, lessez passer” (bırakın yapsınlar, bırakın gitsinler) çılgınlığına kapılan küçük bir grubun kâr hırsı uğruna ahlâkî ilkelerle bağlarını kopardığı için hem insanî hem doğal değerleri alabildiğine tahrip eden, insanı metâlaştıran, hiçleştiren, gerekli gördüğünde milyonları öldürmeyi meşrulaştıran kapitalizm türedi evvela. Ardından da bu vahşi sistemi ortadan kaldırıp, ayırım yapmadan bütün insanlığı kardeşlikte, eşitlikçi ve adaletli paylaşımda buluşturma iddiasıyla komünizm ortaya çıktı. Fakat bu ikincisi de kısa zamanda elde ettiği sınıfsal güçle hegemonik hırslara kapıldı; felsefî bünyesinden kaynaklanan ahlâkî sapma, yozlaşma ve çürüme gibi sebeplerle bir asrını bile doldurmadan yıkılıp gitti. Kapitalizm ise, rakibinin sahneden atılmasından sonra sömürü hedeflerini genişleterek ve derinleştirerek varlığını sürdürüyor; sahip olduğu ve taptığı maddi güç ile yedi başlı ejderha gibi insanlığı, doğayı, karaları, denizleri, yeraltını, gökyüzünü kuşatmış vaziyette.
 
An itibariyle bu vahşi, fütursuz ve arsız düzene karşı -akılsızca, eline yüzüne bulaştırarak da olsa- direnen tek insanlık parçası Müslüman dünyadır. Bütün dünyanın gördüğü -ama Müslümanlardan da kaynaklanan nedenlerle anlamakta zorlandığı- fiilî durum budur; Samuel Huntington’un “medeniyetler çalışması” dediği de budur.
 
* * *
 
Şimdiki halde Müslüman dünyanın aslında kendi inanç ve ahlak köklerinden beslenen ve son derece saygın olan insaniyet ve adalet bilinci ona, kapitalizmin hegemonyası altındaki bu yeryüzünde bir şeylerin ters gittiğini, yanlışlar yapıldığını hissettiriyor. Fakat duygularının üstüne çıkarak durumu aklıyla okuyamadığı, buna yetecek bilgi birikimine sahip olmadığı, eski bilgileri de şimdiki gerçekleri anlayıp sorunları çözmesine yetmediği için karanlığa yumruk atmaktan öte bir şey yapamamaktadır.
 
Bu bunaltıcı realite karşısında Müslüman kitleler, yetimin itilip kakıldığı, yoksulun aç susuz bırakıldığı bir toplumu dinden kopmuş sayan (Mâûn sûresi) öz inancı ve değerleri ile fiilî gerçekler arasındaki sıkışmışlık ve çözümsüzlük durumundan kurtulmanın yolunu ya öfke ve şiddette aramaktalar veya sanal dünyalar kurgulayan iç hegemonik-istismarcı oluşumlara; -sözde dinî- gruplara, cemaatlere, evliyalara, kutsal selefçilere, hoca efendilere, hazretlere teslim olmaktalar.
 
Dışımızda da içimizde de böyle tuzakların olması normaldir; bütün dünyada ve bütün zamanlarda böyle şeyler olagelmiştir; insanoğlu biraz da budur ve onun değeri, bu tuzakları aşmasını sağlayacak yeteneklerle ve yolunu aydınlatacak ilâhî ışıkla donatılmış olmasından ileri gelir. Değerini yitirmesi ise bilgi ve ahlaktaki eksikleriyle bu yeteneklerini ve ışığı işlevsiz hale getirmesi yüzünden olmaktadır.
 
Yeteneklerini bilgi ve ahlak ile zenginleştirip bunların gösterdiği yolda yürümek, bunların sağladığı başarılarla ayakta kalmak, bu suretle -mesela- siyasi varlığını, egemenliğini ve gücünü sürdürmek, böyle bir kültürel alışkanlık oluşturamamış veya o kültürü kaybetmiş toplumlar için zordur. Müslüman toplumların, yaklaşık iki asırdır gerçekten bağımsız bir insanî-siyasi sistemi bir türlü oturtamamış olmalarının temel sebebi budur.
 
* * *
 
Netice-i kelam, Müslüman dünyanın bu akılla, bu verimsiz hatta zararlı bilgiler ve yöntemlerle o yedi başlı ejderha karşısında başarılı olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Böylesine evrensel bir iddiayı gerçekleştirmenin birinci şartı, hakikate ve ihtiyaca uygun bilgi’dir, bilimsel gelişmişlik’tir. Dünyada hiçbir ciddi iş ne cehaletle ne de sihir, büyü, keramet gibi bilim dışı yollarla başarılabilmiştir.
 
Bilginin İslâmîsi gayri İslâmîsi olmaz, doğrusu yanlışı olur. İşin İslâm’la alakalı tarafı, bilgiyi ne niyetle ve ne amaçla kullandığımızdır. İşte İslam’ı yukarıda andığım dünya görüşlerinden farklı kılan şey -bin yıllık saplantımızın aksine- kuralların ve eylemlerin zâhirî/formel yapısından ziyade içimizde, ruhumuzda taşıdığımız inancımız ve ahlakımız ile bunların eylemlerimizin özüne kattığı, insanlığın ve bütünüyle tabiatın hayrını önceleyen niyetlerimiz ve hedeflerimizdir.

Karar