ANALİZ
Giriş Tarihi : 01-08-2020 06:45   Güncelleme : 01-08-2020 06:46

Ali Bulaç Yazdı: İbrahim´in Kurbanı

Çoğumuz kurbanın insanın en sevdiği şeyi infak etmesi olduğunu düşünürüz. Kurban “infak” değildir. İsmail İbrahim´in en sevdiğiydi, emre de uyacaktı ama Kierkegaard´ın dediği gibi ister ibadet, ister emre itaat olsun, işin içine “dehşet” girmişti.

Ali Bulaç Yazdı: İbrahim´in Kurbanı

Ali Şeriati, yüzyıllardan beri kurban kesilen ülkemizde bu ibadetin bir başka boyutuna dikkatimizi çekmiş oldu. İlk defa Düşünce Yayınları´nda yayınladığımız “Hacc” adlı kitabında Şeriati der ki: “Sen de İbrahim gibi kendi İsmail´ini getirmelisin Mina´ya. Senin İsmail´in kim? Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs…İnsan, ancak İsmail´inin bağından kurtulmakla İblis´i dize getirebilir, aksi takdirde olay tersine döner.”

Bu doğru!

Ama doğrunun tamamı değil.

İman ve tefekkürün yanına ameli/eylemi aynı değerde yerleştiren Şeriati, kavradığı İslam bakış açısından kurbanı yorumluyor. İyi bir Hıristiyan olan varoluşçu Kıerkegaard, “imanın diyalektiği” üzerinden kurbanı “saçmalığın inayeti”ne bağlar. İbrahim´i çocuk katili olmaktan çıkaran şey teslimiyettir, bu teslimiyet İbrahim´i oğluna kavuşturur. Ancak bu teslimiyette “aklın faktörü” rol oynamaz, salt irade vardır.

Ben bu işin bu kadar yalın olduğunu düşünebileceğimizi sanmııyorum. Anlamak için ruhsal yetilerimizi daha çok kullanmamız gerekir. Mesele bu kadar basit değil.

İlk aklımıza gelen tabii ki Yüce Tanrı´nın İbrahim´i sınadığıdır.

İbrahim aleyhisselam, İsmail´i en çok istediği şeydi. Yaşı epey geçkin olduğu halde bir genç gibi çocuk sahibi olmayı istemişti, hem de bir “erkek oğul.” İstedi ve çocuk sahibi oldu.

İbrahim, İsmail ve Hacer´e karşı ezikti, Sara´nın istemediği Hacer´in çocuğunu kesmekle daha da ezilecekti. Kurban, Sara´nın kaprislerini besleyecek, Hacer´e bir kere daha yazık olacaktı.

Kurban bir ibadettir, ama sıradan bildiğimiz ibadetler cinsinden bir ibadet değildir. Ne namaza benzer ne oruç tutmaya!

Çoğumuz kurbanın insanın en sevdiği şeyi infak etmesi olduğunu düşünürüz. Kurban “infak” değildir. İsmail İbrahim´in en sevdiğiydi, emre de uyacaktı ama Kierkegaard´ın dediği gibi ister ibadet, ister emre itaat olsun, işin içine “dehşet” girmişti.

İbadet veya emir deyin, bu fiil sadece İbrahim´e özgüydü, kimseye ama başka hiç kimseye bu emir verilmez, ne İbrahim´den önce verildi ne sonrasında.

Çocuğunu kesmeye kalkışan birinin tabiatıyla akıl sağlığından şüphe edilir. İbrahim´in akıl sağlığı yerindeydi, ruhsal olarak herhangi bir olağanüstülük göstermiyordu. Kimse İbrahim´de ptalojik belirtilerden söz etmedi. Muhakemesi yerinde, mantıksal yetileri işler haldeydi.

İşin diğer yanı Hacer ve İsmail´in de İbrahim gibi akıl sağlıkları yerindeydi. Emre uydular. Ondan korktukları için mi yoksa emre itaat ettikleri için mi? İlk duyduklarından ne düşündüler acaba? Şeytan onlarla nasıl bir diyaloga girdi? Hacer ve İsmail hangi kuvveti yüreklerine doldurarak İblis´e “İdfe´ anna ya şeytan-ırraciym” diyebildiler?

İbrahim, oğlunu kurban edeceğini, etmesi gerektiğini rüyasında görmüştü? Sahi, rüyayı doğru mu yorumlamıştı? Rüya ile amel edilir miydi? Bilinen hudutları aşan böyle bir emir sahiden vahiy sayılabilir miydi? Bazıları rüya ile amel edip İsmail´i kurban etmeye kalkıştığı için İbrahim´i eleştirmişti, bu eleştiriye katılan bilginler de var.

Şunu düşünmek mümkün değil mi? Belki de İbrahim, Tanrı´nın koç göndereceğini veya son anda da olsa bu dehşet verici talepten vazgeçeceğini umut etmiş olabilir. Bunu mu düşündü de oğlunu sunak taşına yatırmayı göze alabildi?

Ya da İbrahim için önemli olan oğuldu, İsmail´i feda etse de, yerine bir başkasını -mesela İshak´ı- vereceği beklentisi içine girmiş olabilir mi?

Şu soru da önemsiz değil: İsmail feda edilmeliydi. Çünkü yaşaması kavim için felaket getirebilirdi. İsmail kötü bir çocuk muydu? Kavme uğursuzluk mu getirecekti? Birileri böyle mi düşündü? Bu soru bize Musa-Bilen Kul (Hızır?) olayını hatırlatıyor. Bilen Kul, ileride anne-babasına yapacaklarından dolayı masum bir çocuğu öldürüyor, Musa aleyhisselamın tepkisine yol açıyor. İsmail böyle bir konumda mıydı?

Şöyle de düşünebiliriz: En sevilenler en yüksek amaç için feda edilebilir. Tanrıların kızdığını iddia eden bir kahinin kabilenin kralına bakire kızını kurban etmesi gerektiğini söylemesi, kralın acısını içine atarak kızını kurban etmesi gibi. Nil için Mısırlılar her sene bir kızı kurban verirlerdi. Brütüs, Roma için çok sevdiği Sezar´ı kendi elleriyle hançerlemişti. İbrahim-İsmail olayı böyle bir şey miydi? Nice fakih, bağlamından kopararak “umumun menfaati için tek tek kişilerin, hatta toplulukların feda edilebileceği” yönünde fetva vermiştir.

İbrahim´in amelinin mutlak teslimiyet olduğunu düşünelim. Bu benzersiz teslimiyet İbrahim aleyhisselama bıçağı çekme cesaretini ve iradesini verdi. Bu teslimiyet sayesinde İbrahim İsmailine kavuşmuş oldu. Yakub aleyihsselam içini istila eden Yusuf´un sevgisini tümden silmedikçe ona kavuşamadı. Oğlunu kurban etmeyi göze alarak kendince en iyi olandan ve en çok sevdiğinden vazgeçip akıl ve irade ile Yüce İradeye teslim olduysa, takva bu mu? İbrahim takvayı mı başardı?

Bu sorulara doğru cevaplar bulmadıkça ne ne için kurban kestiğimizi anlarız ne İslam aleminin tamamında niçin Müslümanların bu trajik halde olduğunu doğru anlayabiliriz. (20 Ağustos 2018.)

alibulac.com.tr