KÜLTÜR-SANAT
Giriş Tarihi : 20-09-2020 11:14   Güncelleme : 20-09-2020 11:15

Yavuz Yılmaz: Yalınız adam Ebuzer'i yazdı

Sol İslam, Sosyalist İslam, Eşitlikçi İslam Tartışmalarına Kurban Edilen Bir İslam Kahramanı: Ebu Zer

Yavuz Yılmaz: Yalınız adam Ebuzer'i yazdı

Sosyalizm, üretim araçlarının devlete ait olduğu; eşitliği temel alan, özel mülkiyet,rekabet ve bireycilik gibi eşitliği bozduğu varsayılan parametrelere karşı çıkan, felsefi olarak maddecilik ve materyalizme yaslanan bir ideolojidir.

Felsefi olarak ilk temsilcilerini eski Yunan düşüncesinde bulan materyalizmin ilk temsilcileri Demokritos ve Leukippos’tur. maddenin ezeli ve ebedi olduğu, maddenin dışında, üstünde manevi bir ilkenin bulunmadığı tezini temel alan maddecilik doğası gereği secüler ve ateisttir.

İlk materyalistlerden olan Demokritos, varlığın çok sayıda ve maddi yapıda olan atomların birleşmesinden meydana geldiğini savunuyordu. Bütün varlıklar atomların çeşitli biçimlerde birleşmelerinden meydana gelmiştir. Demokritos ontolojisine göre atomların niteliklerine göre varlıklar da ortaya çıkmıştır. Ağır atomların birleşmesinden toprak, daha hafiflerin birleşmesinden su,ondan daha hafif atomlardan ise hava oluşmuştur. En narin atomların bir araya gelmesinden ise ruh oluşmuştur. Demokritos insan antropolojisini de atomculuk üzerinden açıklar: Erkekler kaba atomlardan ,kadınlar ise daha nazik atomların birleşmesinden oluşmuştur.

Materyalistler ruhu maddenin bir türevi olarak görürler. Bu anlamda düşünce de beynin bir türevidir. Demokritos gibi atomcular ise ruhu atomlardan oluşan bir cevher olarak görme eğilimindedir. Bu noktada önemli olan ruh gibi manevi ve soyut bir ilkeyi bile atoma dayandırarak maddi bir temele indirgemiş olmalarıdır.

İslam dünyasında materyalizmin etkisi sınırlı kalmıştır. En önemli örneğini İbn Ravendi olan İslam materyalistleri (Dehriyun), İslamın genel özellikleri dolayısıyla fazla etkili bir fikir akımı olmamışlardır. İbn Ravendi’nin zamanı yaratılmamış ezeli bir kavram olarak kabul ettiği bilinmektedir. İslam dünyasında materyalizme benzeyen en önemli fikir akımı tabiatçılar olarak bilinen ve başını Ebu Bekir Zekeriya Razi'nin çektiği düşüncedir. Beş ezeli ilke kabul eden Razi, maddenin yanında Tanrı’yı da bu ezeli ilkeler arasında sayarak klasik materyalistlerden ayrılır.

Demokritos ve Leukipposs'la başlayan atomculuk Ortaçağ felsefesinde fazla etkili olamamıştır. Doğası gereği Hıristiyanlığa dayanan dini kaynaklı felsefe de etkili olması da beklenemezdi. Materyalizmin asıl yükselişi Aydınlanma düşüncesinin ortaya çıktığı Yeniçağda ve 19. Yüzyılda yapar. 17 ve 18.yüzyılın materyalistleri Hobbes, Descartes, La Mettrie,Gassendi ve Diderot’tan geniş ölçüde etkilendiler. Varlığın bir makine düzeni içinde olduğunu savunan ve Mekanik materyalizmin temelini atan düşünürler ise D’Holbach, Cabanis ve Helvetius’tur. 19.yüzyılda Materyalizm bir taraftan Auguste Comte’nin pozitivizmi, diğer yandan Lamarc ve Darwin üzerinden evrimcilikle birleşmiş ve etkisini giderek artırmıştır. 19.yüzyılın ünlü materyalistleri ise E.Haeckel, L.Büchner’dir.

Karl Marx, 19.yüzyılda görüşleriyle dünyada etkili olmuş düşünürlerden biridir. Düşüncesinin temeline diyalektik, materyalizm, yabancılaşma ve sınıf çatışmasını oturtan Karl Marksa göre toplumsal yapı iki temel ilişki biçimi üzerine oturur: Alt yapı ve Üst yapı. Belirleyici olan alt yapıdır ki, temeli ekonomik ilişkilerdir. Din,ahlak,edebiyat ve sanat gibi temel faktörlerden oluşan "Üst yapı" ise "alt yapı" olan ekonomik ilişkilerdeki değişime göre anlam kazanırlar.

Materyalizm düşüncesinin Türkiye’ye girişinde Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, Mecmuay-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Servet-i Fünun gibi topluluklarla; İçtihat, Piyano Yirminci Asırda zeka, Felsefe Mecmuası gibi dergiler ve Hoca Tahsin, Beşir Fuat, ve Ahmet Mithat Efendi gibi yazarlar yer alır. Türk düşüncesinde materyalizmi savunan başlıca düşünce adamları ise Baha Tevfik, Suphi Ethem, Menduh Süleyman, Edhem Nejat,Celal Nuri ve Abdullah Cevdet’tir.

İslam dünyasında sosyalizm tartışmaları 19 ve 20, yüzyıllarda yoğunlaşır. Bir figür olarak Ebu Zerin öne çıkması ise Ali Şeriati'nin "Ebu Zer " adlı çalışmasından sonradır. Belirtmek gerekir ki, Ali Şeriati külliyatı okunduğunda Ebu Zer vurgusu sosyalizm üzerinden değil Şii dünya görüşü üzerinden temellendirilir daha çok

"İslam sosyalizmi" kavramı daha çok Mustafa Sıbai'nin kavramsallaştırması ile düşünce dünyamıza girmiştir. Bu kavramı kendine özgü tasavvuf düşüncesiyle harmanlayan ise Nurettin Topçu olmuştur. Anadolu sosyalizmi ile kavramsallaştırılan bu anlayışın etkisi entelektüel alanın dışında ve dönemin şartları dikkate alındığında çok etkili olamamıştır.

Nurettin Topçu materyalizm ve ateizm üzerinden sosyalizme yapılan eleştirinin farkındadır ve bundan dolayı sosyalizm kavramını ateizm ve materyalizmin dışına taşımak gayretindedir. Ona göre ateist olan komünizm düşüncesidir. Sosyalizm hakkındaki genel kanaati ise "sosyalizm çağımızın şeriatıdır" şeklindedir.

Öyle görülüyor ki,İslam sosyalizmini oluşturmak isteyenler sosyalizmin secüler,ateist ve materyalist karakterinden dolayı kavrama semantik bir müdahale yaparak bu özelliklerin dışına taşımaya gayret etmişlerdir. İslam düşünürlerinin sosyalizm tanımlamalarında temel aldıkları nokta sosyalizmin eşitliğe yaptığı vurgudur.

Akla gelebilecek sorulardan biri de İslam dünyasında neden libaralizm-kapitalizm karşıtlığının değil de sosyalizm karşıtlığının daha popüler olduğudur. İlk olarak belirlemek gerekir ki, her düşünce sisytemi ortaya çıktığı tarihsel dönemin izlerini taşır. Bu anlamda İslamcılığın gelişim sürecinde karşılaştığı en önemli düşünce akımı sosyalizm adına yapılan uygulamalardı. 1917 devriminden sonra Rusya müslümanlarının başına gelenler ve islamcılığın kök saldığı Mısır gibi islam ülkelerini saran sosyalizm temelli BAAS hareketleri dikkatleri sosyalizm üzerine çekmiştir.

İkinci olarak liberal-kapitalizme daha sempati ile bakmanın temelinde belki de insan nefsini kışkırtan duygulara daha fazla hitap etmesidir. Sosyalizmin eşitlik anlayışından çok liberalizmin dayandığı özgürlük,rekabet ,bireycilik ve özel mülkiyet çok daha çekicidir.

Sosyalizm ve liberalizm karşılaşmasında tarihsel süreç de son derece belirleyicidir. Sosyalistler ütopik bir eşitlikçi toplum yapısına vurgu yaparken liberaller şimdiyi temel alırlar. Bie anlamda sosyalistler mutluluğu muhayyel bir geleceğe ertelerken liberaller daha avantajlı bir konumdadır.Üstüne bir de başarısız ve diktatörlükle sonuçlanan deneyimler girince sosyalizm büyük ölçüde gerilemiştir. Kaldı ki,özgürlük düşüncesi eşitlik düşüncesi kadar hatta daha fazla insan fıtratına uygun bir düşünce biçimidir.

Her düşünce sistemi ve ideoloji ortaya çıktığı toplumun kültürel ,dini ve sosyal anlayışına referans yapmak zorunda hisseder kendini. Bu anlamda sosyalist düşünceler ve özellikle "islam sosyalizmi"ni temellendirmek isteyenler tarihsel bir arka plan oluşturmak zorunda hissetmişlerdir kendilerini. İslam tarihine seçmeci bir anlayışla yaklaşan bu öğreti temel figürler olarak Ebu Zer'i, Hz. Ömer'i, Ömer bin Abdülaziz'i; Karmatiler, Haşhaşiler ve Şeyh Bedrettin gibi merkezi düşünceyi oluşturan Sünni paradigmanın dışında İslam okumaları yaparlar."

Türkiye'de sol-sosyalist ve marksist düşüncenin genel olarak Aleviler arasında yaygın karşılık bulmasının temelinde de Alevilerin hem Sünni paradigmanın dışında oluşları ,hem de iktidar alanı dışında kalmaları etkin olmuştur.

Asıl soru sol-İslam düşüncesini savunanlar için acaba Ebu Zer ismi gerçekten bu düşünceye temel alınabilir mi sorusudur. Gerçek şu ki, İslam sosyalizmini savuna herkes için Ebu Zer ismi ilgi çekici değildir. İhsan Eliaçık düşüncesinde çok önemle vurgu yapılan ve öne çıkarılan Ebu Zer ismi, örneğin Nurettin topçu düşüncesinde hemen hemen hiç sözü geçmez.

Bu makaleyi tasarladığım zamanlarda kafamı meşgul eden sorulara cevap aradım. Bu sorulardan en önemlisi, anarşist-İslam ve sosyalist –islam kavramsallaştırmalarında temel alınan ve yaptığı itirazlar sonucu Rebeze Çölüne sürülen Ebu Zer'den bir anarşist ve sosyalist tezlere yakın bir kişilik çıkar mı? Sorusudur. Öncelikle hatırlayalım; hiç kuşkusuz Ebu Zer, Hz. Peygamber’in ölümünden sonra, özellikle Hz. Osman ve Muaviye’nin uygulamalarına itiraz eden bir muhaliftir. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer döneminde suskun kalan Ebu Zer’in Hz.Osman ve Muaviye karşısındaki tavrı bunu açıkça gösteriyor. Onun “Aç sabahladığı halde kılıcına davranmayan adama şaşarım” sözleri, modern dönemdeki muhalif alkımların en önemli dayanak noktalarındandır. Ama buradan Anarşizm çıkar mı? kuşkusuz hayır, çünkü itirazlarını temellendirirken Ebu Zer Hz Peygamberi ,Hz Ebu Bekir'i ve Hz.Ömer'i referans gösteriyor. Öyle görülüyor ki, Ebu Zer, ontolojik olarak iktidar düşüncesine değil, iktidarın kullanma biçimine itiraz ediyordu. Kaldı ki, O Muaviye'nin düzenlediği Kıbrıs seferine de katılmıştır. Kuşkusuz onun tavrı Muaviye'ye karşı çıkarken de Kıbrıs seferine katılırken de haklıdır. Kıbrıs Seferine İslam için çıkıyor, Muaviye'nin keyfi yönetimine de İslam adına karşı muhalefet ediyordu.Ayrıca Ebu Zer bir örgüt kurmamış,silahlı mücadeleye girmemiş, daha da önemlisi hakkında alınan sürgün kararına da uymuştur.Bana göre Ebu Zer ne anarşist ne de sosyalist tezlere örnek gösterilebilir. Örnek gösterileceği tek anlayış "sivil itaatsızlıktır" sanıyorum. Çünkü sivil itaatsızlık şiddeti reddeden bir muhalefet biçimidir.

Öyle görülüyor ki, Ebu Zer’i her türlü kural koyucu otoriteyi reddeden, kuralın içeriği ne olursa olsun insan özgürlüğünü engelleyeceğine inanan bir anarşist veya materyalizm ve ateizm temelinde bir anlayışa dayanan bir sosyalizm anlayışına yaklaştıramayız.

Ebu Zer yaşadığı dönemde Hz.Peygamber döneminde yaşanan islama uymayan davranış ve düşüncelere karşı mücadele etmiş, İslamın unutulmaya başlayan sosyal yönünü hatırlatmış, ama bunu yaparken kimseyle savaşmamış, şiddete başvurmamış, adaleti arayan bir müslümandı. Ebu Zer’in günümüzde şiddete bulaşmayan muhalefeti temsil eden sivil itaatsızlığın İslam tarihindeki en önemli temsilcilerinden biri olduğu tartışmasızdır.

Ufkumuz.com