TEFSİR
Giriş Tarihi : 06-11-2021 17:23   Güncelleme : 06-11-2021 17:23

Ey örtüye bürünenler kalkın ve vahyin sesine kulak verin

1-7. Ey örtüye bürünmüş olan! Kalk ve uyar insanları! Rabbinin adını yücelt! Benliğini arındır! Kötülükten uzak dur! Verdiğini çok görerek kimseyi minnet altında bırakma! Rabbin için zorluklara göğüs ger! (Müddessir)

Ey örtüye bürünenler kalkın ve vahyin sesine kulak verin

Hem Rahman, hem Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım

1-7. Ey örtüye bürünmüş olan! Kalk ve uyar insanları! Rabbinin adını yücelt! Benliğini arındır! Kötülükten uzak dur! Verdiğini çok görerek kimseyi minnet altında bırakma! Rabbin için zorluklara göğüs ger! (Müddessir)

 1.Ya eyyuhel muddessir.   “SEN ey içine kapanan kişi!”

Müddessir kelimesi "herhangi bir şeyi örtünen", "herhangi bir şeye bürünen" anlamına gelir. Müfessirlerin çoğu, bunu lafzi anlamıyla anlamışlar ve bunun, vahyin  başlangıcı sırasında Hz. Peygamber'in eve gelerek üzerine bir şeyler örtülmesini istemesi ile ilgili olaya işaret ettiğini söylemişlerdir. Ancak Razi, bu hitap ile mecazi olarak Hz. Peygamberin içerisinde bulunduğu yalnızlığa işaret ediliyor olabileceğini söylemektedir. (Bak: Razi) 

Allah Rasulü aniden Cebrail'i yer ve gök arasında bir kürsü üzerinde görünce korkmuş ve bu korku içinde eve gelerek "Beni örtün!" diye bağırmıştı. Bunun üzerine Allah (c.c) , Peygamberine "Ey örtülere bürünen" gibi bir üslûp ile ona hitap etmişti.

İslamoğlu hoca ya göre Allah resulüne zımmen “ey yatan iyi”, yatan iyi iyi değildir, kalk ve uyar. Sen pasif iyi olma kalk ve aktif iyi ol. Kalk ve uyar ki, iyilik de ayağa kalksın. “çünkü sen muhteşem bir ahlaka sahipsin” (Kalem:4) deniliyor ve  Allah resulü kalkmaya ve insanları uyarmaya çağırılıyordu.

2. Kum feenzir.  “Kalk ve(insanları) uyar!”

Üstad Mevdudi  Peygamberimize verilen emir ile Nuh'a (a.s) nübüvvetin verildiği zaman verilen emir ile aynı yapıdadır. Nasıl ki ona "Kendilerine dayanılmaz bir azap gelmeden evvel kavmini korkutup uyar." (Nuh, 1) denilmişti. Burada da "Ey üstüne örtü çekerek yatan, kalk! Çevrende gaflet içerisinde bulunan insanları uyar, onları o muhakkak karşılaşacakları korkunç son hakkında korkut. Denilmektedir diyor.

3. Ve rabbeke fekebbir.  “Sadece Rabbini yücelt!”

İslamoğlu hocaya  göre Allah zaten tek yüce olandır, o halde mana şöyle olmalı “Rabbinin yüceliğini tasdik et”. Rabbinin yüceliğini dillendir.

Vahiy sürecinde İlk defa “tekbir” emri burada gelmiştir. Namazın içindeki “AllahuEkber” buradan namaza iktibas edilmiştir. Ve namazımızın parçası olmuştur.

Allahu Ekber, Allah en büyüktür manası yerine “Allah tek büyüktür” manası vermek daha doğru olur.

Allah’ın yüceliğini ilan etmek tasdik etmek, bir peygamberin bu dünyada yerine getireceği ilk ve en baş vazifesidir. Bu vazife gereğince Allah'ın dışında bütün büyüklük taslayanları bir kenara iterek, cahil insanlara bu kainatın yüceliğinin ancak ve ancak Allah için olduğunu, O'nun dışında kimsenin buna layık olmadığını bildirirler.

Onun içindir ki İslâm'da Allah-u Ekber (Allah en büyüktür) en önemli kelimedir. Ezana başlarken bunu ilan ederiz. Namaza da bununla başlarız. Otururken kalkarken Allah en büyüktür deriz. Bir hayvanı keseceğimiz zaman "Allah'ın adıyla, Allah en büyüktür" deriz.

Allah'ın büyüklüğü bir kimsenin kalbine girdikten sonra o kimse Allah'ın rızası için bütün bir dünyayı karşısına almaktan çekinmeyecektir.

4. Ve siyabeke fetahhir.  “Elbiseni temiz tut!”

Siyab: lafzen elbise demektir. Elbisenin altındaki deriyi de ifade eder, bedenini de temizle demektir. Derinin altında ki kalbi de ifade eder Kalbini de temizle demektir. Kalp temizliği mecazi anlamdır. Günahtan kötülükten kötü düşünceden kalbini temizle demektir.

Beden ve elbisenin temizliği ile ruhun temizliği birbirlerinin gerekleridir. Temiz bir ruh, pis bir beden ve pis bir elbise içerisinde kalamaz.

Allah Rasulü insanoğluna, beden ve giysi temizliği talimlerini tafsilatlı olarak vermiştir.

Bu kelimelerin ikinci anlamı da şöyledir: "Kendi giysilerinizi temiz tutun.".
İnsan fıtratı pislikten nefret eder. Az buçuk bir duygu sahibi insan temiz ve intizamlı insanları sever. Aynı şekilde Allah yolunda davet eyleminde bulunan bir kimse görünüşte de nazif ve pâk olmalıdır ki insanlar ondan iğrenmesin. Böyle insanlarda hiç bir kirlilik olmamalıdır ki diğer insanlara ağır gelmesin, onları nefret ettirmesin.

Giysileriniz temiz ve düzgün olmalı, ama bir kibirlenme, bir gösteriş ve bir şan-şöhret vesilesi olmamalıdır.

Hasanü'l-Basri ve diğer büyük müfessirler bu ayetin anlamında şu yorumu yapmışlardır;  "Ahlakınızı temiz tutun ve her türlü kötülükten ve çirkin işlerden kendinizi arındırın" manasını vermişlerdir.

5. Verrucze fehcur.  “Bütün pisliklerden uzak dur!”

Pislikten kasıt, her türlü pisliktir. Akidedeki pislik, düşüncedeki pislik, ahlâkî pislik, ameldeki pislik, beden ve elbisedeki pislik ve yaşantıdaki pislik vs. Yani çevrende, toplumda her türlü pislik yaygın haldedir, işte bundan kendini temiz tut.

Kimse; "Bu, başkalarına bir şeyler anlatıyor ama kendisi bile yaşantısında bu pisliklerden arınmış değil" dememelidir. Bu yüzden senin yaşantında bütün bunlardan hiç bir iz bile olmamalıdır.

Ayet bir anlamda şirkten, günahtan, isyandan uzak durup, tüm bunlardan hicret etmeyi emretmektedir.

6. Ve la temnun testeksir.  “İyilik yapmayı kazanç kapısı haline getirme!”

 "(Allah için) yaptığın iyiliği çok görme!" el-Mennu, yardım edenin yardım alana iyiliğini hatırlatması, bir tür baş kakıncı yapması.

Zemahşerî, Hasan Basri'nin okuyuşuna dayanarak şöyle der: Yani "çok görerek verme; verdiğini çok sanarak verme” anlamına gelir. Bu âyet, bir kimsenin daha fazlasını alma beklentisiyle vermesini de yasaklar. Müslüman kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığı ile değil Allah rızası için vermelidir.

"İhsanda bulun, bağış yap, cömert ol, iyi muamelede bulun. Bunların hepsini sadece ve sadece Allah rızası için yap. Bunları yaparken hiçbir dünyevî menfaat bekleme. Diğer bir söyleyişle: "Allah için ihsan et, kendi menfaatini sağlamak için ihsanda bulunma" demektir.

7. Ve lirabbike fasbir.  “Rabbin hatırına sabret!”

Rabbike, “senin Rabbin” anlamına gelir. Nebi’nin Rab tarafından “benimsendiğini” gösterir. Bunu yanlış anlayan Mekke inkarcıları uzun süre “Muhammed’in Rabbi” demeyi sürdürmüşlerdir.

“Rabbine Sabret”, yani “Rabbinin (inşasına) seni yetiştirmesine, seni terbiye etmesine sabret”. Ya da  rabbin hatırına sabret. Bir insan Allah için ne kadar katlanıyorsa, katlandığını o kadar çok seviyordur. Kulluk için sabr, cennete sabr. Sabret ki ahiret senin olsun.

Peygamberimize bir anlamda deniliyor ki; Yani, sana verilen bu görev çok zor bir iştir. Bu yüzden birçok musibet ve eziyetlerle karşı karşıya kalacaksın. Senin halkın bile sana düşman olacak. Bütün Arap Yarımadası sana karşı cephe alacak. Ama ne olursa olsun Rabbinin hatırı için bunlara sabret ve bu vazifeyi sebat ve karar ile yerine getir. Hiçbir korku, hırs, dostluk, düşmanlık ve sevgi seni bu davadan vazgeçirmek için araya girmesin. Bunlara rağmen kendi yolunda ısrarla devamını sürdür.

Bir kimse eğer Allah'ın, Peygamberine nübüvvet davasına başlar iken verdiği ilk emirleri, bu kısa cümleleri ve onun manalarını düşünecek olsa bir peygambere peygamberliğine başlarken bundan daha iyi bir tavsiyede bulunulamayacağına kalbi şahit olacaktır.