YAZILAR
Giriş Tarihi : 30-08-2017 08:20   Güncelleme : 10-09-2017 08:21

Rukiye Demir Gazze’den yazıyor... Gazze'de Hangi Boyuttayım...

Gazze’de yüksek lisans yapan Türkiyeli Rukiye Gazze’den izlenimlerini ve yaşadıklarından bir kesit yazdı….

Rukiye Demir Gazze’den yazıyor... Gazze'de Hangi Boyuttayım...

 

 

Filistin'de “Esirler Günü”, Batı Şeria hapishanelerinde artan Filistinli sayısı ve yapılan insanlık dışı haksızlıklardan yorulan Filistinli kardeşlerimiz hapislerde artan bu zulme karşı grev yapıyorlar…

 “Su ve tuz” dışında hiç bir şey yemiyorlar şu anda. Sadece insani haklarını alabilmek için bütün yolları deneyen bu mazlum insanlar son şansları olarak açlık grevini deniyorlar.

Allah'tan bütün mazlum kardeşlerimizin bu zorlu acılarının bütün “insanlar” tarafından duyulmasını ve haksız yere tutuldukları o zindanlardan en kısa zamanda çıkarılmalarını diliyorum. Bir yandan Gazze'de son zamanlarda artan elektrik kesintileri ve bununla birlikte iki aydan beri açılmayan Refah kapısı ve tabi işsizlik ve fakirlik sorunları bu güzel insanların umutlarına gölge düşürmeye çalışsa da öte yandan Gazze'ye özel, tadını bir aldınız mı sonuna kadar gitmek istediğiniz boyutlar.

Bir akşam Gazze İslam Üniversitesi'nin mezuniyet törenine katıldım. O gece eğitimini dereceyle bitiren çok özel başarı hikayeleri olan bazı öğrencileri dinliyorduk. Her bir hikayede göz yaşlarınıza hakim olamıyorsunuz ve daha bir güçleniyorsunuz, yaşanılan onca zulme karşı bir savaş da siz başlatıyorsunuz. O hikayelerden biri 24 Mart gecesi şehit olan kardeşimiz Şehid Mazen Fuqaha'nın eşi Nahed'in hikayesiydi. Yedi sene önce eşiyle birlikte Gazze'ye gelen Nahed, son yedi senedir ailesinden hiç kimseyi göremediğini, yapılan esir takasıyla 10 senenin sonunda eşinin serbest bırakıldığını ve üstelik eşi hapisteyken her mahkemede eşine daha çok ceza bindirdiklerini toplamda bu cezaların dokuz müebbete kadar ulaştığı (Düşünsenize eşiniz vatanı, namusu için özgürlük mücadelesi verirken zalimlerce esir tutulup dokuz müebbete hüküm giyiyor, nasıl olurdu ruh haliniz, sahi hala umudum var diyebilir miydiniz ve yarınlarda yaşayabileceğinizi hayal edebilir miydiniz? Ve bütün bunları söylerken ara ara göz yaşlarını siliyor ara ara kendisi de şu anda iki güzel çocuğu olduğunu ve okulunu dereceyle bitirip Gazze'de çok güzel bir hayat yaşıyor olmanın verdiği hayret ve şükran dolu bakışlarla, ölesiye aşık olduğu o güzel adamı sahneye davet etmek istiyor. Her cümlesinde eşine nasıl hayran olduğunu ve en büyük destekçisi olan bu güzel adamın onu nasıl olgunlaştırdığını anlatıyordu, o sırada sahneye gelen bu güzel adam şahin bakışlarıyla, insanlara olan saygısından konuşma boyunca ellerini önden bir saygı göstergesi olarak bağlayarak tebessümüyle nasıl bir edeb abidesi olduğunu ve adeta  eşinin her bir cümlesinin pratikteki haliymiş gibi salondakileri selamlaldı. Nahed cümlelerinin sonunda o gece salonda olan annelerden; annesi onunla olmadığından Filistin geleneğinde var olan her başarı sonrası annelerin çaldığı zılgıttan istedi, tabi o sırada ona gidip demek istedim ki bak ben de Türkiye'den geldim ve ailemden hiç kimse yok yanımda, istersen senin kız kardeşin olabilirim diye ama o gecenin kalabalığı ve gençlerin selfie hayranlığı salondan erken ayrılmama sebep olmuştu.

Sonra çok değil, bir iki hafta sonra şehadet haberini aldık, yaşadığım duygu çok tarifsizdi sanki kendi canımdan birini kaybetmiştim, onun için değil ümmet için üzülmüştüm, çünkü o Allah'a verdiği vaadinde sadık kaldı, emanet bizlerin boynunda şimdi bakalım bizler de bu kutlu yolun yolcuları olabilecek miyiz. Hemen ertesi gün Nahed'e ulaşmaya çalıştım, yatsı namazından sonra onu evinde ziyaret ettim ve bu defa hiç zaman kaybetmeden ona dedim ki; “Bak Türkiye'den bir kardeşin var artık, bunu sana söylemeye geldim” Nahed gözleri dolmuş bir şekilde bana dedi ki; “o akşam eşimle biz de sana: Bizim de senin gibi ailemiz yok burda ama istersen biz senin burdaki kardeşleriniz, demeyi istedik ama çok kalabalıktı salon ve sonra seni göremedik. Demek nasipte senin bana şimdi Mazen yokken söylemen varmış.”

Sonra gözyaşlarım akıyor ama Nahed'de tık yok, o kadar güçlü bir duruşu vardı ki aman Allah'ım bu güç nereden geliyor böyle demeden edemiyorsunuz. Tabi ki Allah'tan, buna bütün kalbinizle iman ettiğiniz halde bir kez daha iman ediyorsunuz. Bu istikrarlı duruş: gözbebeği, her şeyi olan hayat arkadaşını kaybetmiş bir kadın icin çok mükemmel bir asil duruş (gerçekten de bunun herkese nasip olmadığı bir hakikat). Daha sonra, Nahed cebinden kanlı bir peçete çıkardı ve hangisi olduğuna emin olmadığım bir başka boyutun derinliklerine giriyordum. Bu kanlı peçete sehid Mazen Fuqaha'nin kanıydı ve öyle bir kokuyordu ki Allah'in adına yemin ederim ki hayatımda aldığım en güzel kokulardan biriydi. Önce tam anlamadım hatta Nahed bana neden bu kanlı peçeteyi koklatıyor ki oldum. Sonra bir daha koklamak istedim sonra ben koklarken Nahed durumu anlatınca gözyaşlarıma hakim olamadım ve bu güzel kanı öpüp başıma koydum. Bu nasıl şerefli bir hayattır böyle: ölümü bu denli kutsal ve pahalı. SubhanAllah!

Bana soruyorlar her seferinde nasıl oldu da Türkiye'deki o güzelim hayatı bırakıp buraya master yapmaya geldin. O gece Nahed'e de söyledim şimdi sizinle de paylaşayım; sadece o gece yaşadığım o muhteşem atmosfer olsa hayatımda bin defa da olsa o her bin defada bir daha gelirdim. Şu anda hangi boyuttayım gerçekten de bilmiyorum! Allah'tan şehid Mazen Fuqaha gibi bütün hayatını zulme karşı dimdik bütün cesaretiyle ve imanıyla savaşan bir eş ve evlatlar diliyorum. Ve çok iyi biliyorum ki: insana bütün insani değerlerini veren bu kutsal yolda ne Fatih'ler ne de Selahaddin'ler biter. Rabbim bu şerefli yolda bizleri öncülerden eylesin ve sözünde en guzel şekilde duranlardan kılsın (Amin).

“Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb, 23

Yazının devamını okumak için tıklayın