Evlilik Oyunu (!)
Hazım Koral

Evlilik Oyunu (!)

Kimilerine göre evlilik ve yuva kurmak gerçekten bir maceradan ve bir oyundan ibarettir. Oysa evlilik son derece ciddiyet ve hassasiyet isteyen bir konudur. Her şeyden önce evlenmeye teşebbüs edecek gençler bu işe psikolojik, fizyolojik,  maddî ve manevî olarak hazır olmalılar. Nice gençlerimiz, (özellikle günümüzde) fizyolojik olarak evliliğe hazır görülseler de "akıl-baliğ" (erişkin-mümeyyiz) olarak evliliğe hazır değillerdir. Efal-i mükellefiyetinden habersiz olan gençler evlendirildiklerinde bu işi oyun olarak gördükleri için kısa sürede veya en ufak bir anlaşmazlıkta işi mızıkçılığa döküp oyunu sona erdirebilmektedirler.

Olay ve mecra bu minvâlde seyrettiği için günümüzde boşanmalarda büyük bir yoğunluk yaşanmaktadır. Elbette bunun temelinde eğitim eksikliği yatmaktadır. Gençlerin evliliğe hazır hale gelmeleri için aile içi eğitime çok önem verilmelidir. Gençler daha çocukluk yıllarında nezaketi, adab-ı muaşereti, görev paylaşımını, dayanışmayı, tahammülü, sabrı ve sevgiyi öğrenmeliler. Sevgi aşk oyunu değildir. Sevgi tahammül demektir, sevgi fedakârlık demektir. Sevgi her iki tarafın birbirine ülfeti demektir. Sevgi ihtiramdır, sahiplenmedir. Sevgi erkek için velâyettir, kadın için omuza yaslanmadır, güvendir, güvencedir.

Şu halde evlilik sadece ve sadece ‘iyi geçim’dir. İmâm Humeynî (r.a) evlenecek olan gençlere nikâh kıyarken uzun uzun nasihatte bulunma yerine, büyük bir ciddiyet içerisinde yüzünü onlara dönüp "İyi geçinin" dermiş. Fazla söze ne hacet, yuva temelinin sağlamlığı, huzur ve mutluluğun sürekliliği iyi geçimdedir. İyi geçimin formülü ise kişilik ve şahsiyet gelişimindedir. İnsan ne kadar mütevazı, hoşgörülü ve nezaket sahibi ise iyi geçinmeye o kadar açık bir kişidir. Ancak bu asla tek taraflı olmamalıdır. Öncelikli olarak her iki taraf da bu güzel hasletlere sahip olmalıdır. Tabiatın dengesizliğe asla tahammülü yoktur. Hayatta ve tabiat âleminde her şey denge ve insicam ile kaimdir. Denge tek taraflı bozulduğunda bile beraberinde yıkım getirir. Zira tek kanatla uçulmuyor.

Bu nedenledir ki, evlilikte ilk aranan özellik "denklik" olgusudur. Buna istinaden evliliğe ilişkin bir ata sözünde, "Davulu dengi dengine vurmak gerek" denilmiştir. Davula denkli vurulursa ses uyumlu ve ahenkli çıkar. Uyumlu bir yuva kurmak ve yuvayı muvazeneli bir şekilde devam ettirmek maharettir. Maharet bu işe hazır olanların meziyetidir. Baştan beri izah etmeye çalıştımız meziyet sahibi gençler yetiştirip onları evliliğe hazır hâle getirmektir. Bu eğitim iyi ve sağlam yuvalarda alınır. Anne-babalar evlilik hayatlarında evlâtlarına "numune-i timsal" olmalılar. Çocuklar ebeveynlerinde gördüklerini taklit ederler. Eğer anne-babalar birbirlerine karşı nezaketli ve saygılı davranıyorsa, ev atmosferine sevgi, şefkat anlayış ve hoşgörü ha kimse elbette ki bu hava çocuklara da sirayet edecektir. Onlar da yuva kurduklarında çıktıkları evin havasını kendi yuvalarına taşıyacaklardır.

Bir de hafazan Allah bunun tam tersini düşünelim! Bir ev ki, her Allah'ın günü hır gür, gürültü patırtı, geçimsizlik gırla gidiyor! Evin reisi astığı astık, kestiği kestik, anne böylesi kaba tavırlar ve şiddet karşında bitkin, yorgun ve biraz da hırçın! O da gergin hâliyle çocuklarına gereken ihtimamı gösteremiyor. Aksine o da zaman zaman çocuklarına bağırıp çağırıyor ve hatta şiddet uyguluyor! Böylesi kötü örneklik elbette ki çocuklara da sirayet edecektir. Bu tür ailelerde zaten çocuklar da "armut dibine düşer" misali birbirlerine karşı kaba davranış sergilemesi olağan görülmektedir. Olması gereken elbette bu değil. Ancak ne yazık ki, bu durum sosyal ve ailevî bir realitedir.

Oysa yüce dinimiz İslâm aile yapısına çok önem vermektedir. Toplumun nüvesi ailedir. Aile yapıları düzgün olan toplumlar istikrar ve mutluluk içerisindedir.

 "Bir toplum kendinde olan güzel ahlâk ve huyu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Rad:11) ayeti birebir aile yapılarıyla ilintilidir. Zira az önce ifade ettiğimiz gibi "aile toplumun nüvesidir." Aile yapılarına mutluluk, huzur, hoşgörü ve duygusal bağlar hakim olursa hiç kuşkusuz bu durum toplumsal hayata da yansıyacaktır. Bunun aksi durumlarda, yani toplumsal yozlaşmada ana etken aile yapılarının yozlaşmış olmasıdır. Şu hâlde yeni kurulacak yuvalarda ebeveynlere düşen görev temkinli, dikkatli, hassas ve seçici olmaktır. Her konuda olduğu gibi bu hususta da lakayt ve aymazca davranmak beraberinde huzursuzlukları ve hatta hüsranları getirebilir. Tedbirli ve temkinli olmak ise her zaman akıl kârıdır. Mutluluğa giden yol iyi bir ebeveyn örnekliğinden, iyi bir yuvadan geçer. Zira evlilik bir oyun değildir, ehemmiyet ister.

Yeni evliliklerde büyüklerin örnekliği çok önemlidir. Yeni evli gençler genellikle anne-babalarını taklit ederler. Hatta tuhaf ve edebe mugayir bir davranış gördüklerinde, “biz annemizden, biz babamızdan böyle görmedik” diyerek itirazda bulunabilmektedirler. Bu yüzden evlilik öncesi veya sonrası nasihatlerden maada anne-babaların tutum ve davranışları önem arz etmektedir. Görgüden mahrum cahil anne-babalar ne yazık ki, evlatlarına kötü örnek olabilmektedirler. Ve maatteessüf ki, birçok anne-baba kötü örnek sergilediklerinin farkında bile değillerdir. Özellikle şu gerçeği de itiraf etmiş olalım ki, toplumumuzun büyük bir kesimi şiddete teşne ve kaba insanlardan müteşekkil. Şiddet darken elbette ki, ilk etapta “fizikî darp” olayından söz etmiyoruz. Biz buna psikolojik şiddeti de eklemek zorundayız. En büyük örselenmenin kalp kırılması ile olduğunu aslında bilen yoktur. Ancak benmerkezci ve nobran davranışlar kalp kırılmalarını da beraberinde getirmektedir. Bir özlü sözde, “Kalp kırılmasının çıkardığı sesi ancak Allah duyar” diye geçmektedir. Şu hâlde ayağımızı denk almalıyız. Şu gerçeği bilmiş olalım ki, evlilikte en çok hassasiyet gösterilmesi gereken husus nezaket kurallarına uymaktır. Bu her iki taraf için de geçerlidir.

Bizim toplumumuzda genel olarak erkek, eşinin kendisine saygıda hürmette kusur etmemesini ister. Bayanlar fizyolojik ve psikolojik olarak naif ve kırılgan bir yapıya sahiptir. Erkek bunu çok iyi bilmeli ve kendi fizyolojik gücünü bir baskı unsuruna ve bir yaptırım gücüne dönüştürmemeli. Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine baktığımızda ne yazık ki, bayanlara yönelik fiilî şiddet olaylarına tanık olmaktayız. Her Allah’ın günü gazeteler aile içi şiddet ve cinayet olaylarından söz etmektedir. Aile içi şiddet ve boşanma olayları “vaka-i adiye”den olmuş adeta. Yani bu olaylar kanıksanmış ve sıradanlaşmış.. Sosyal ilişkilerde olduğu gibi eşler arasında da olaması gereken Kûr’ân kaynaklı bir kural vardır: “Surat ekşitmek, surat asmak ve kızgın bakmak külliyen haramdır.” (Abese:1) Değil dövmek, değil şiddet uygulamak, kızgın bakmak haram. İslâm böylesi bir nezaket anlayışını müntesiplerine önermektedir. Bu nezaket kuralını toplumumuzun yüzde kaçı uyguluyor acaba? İslâm’ın haram olarak tanımladığı ve şiddetle reddettiği bir davranış var ki o da ses tonunun yükseltilmesidir. “Yürüyüşünde mütevazı ol. Sesini yükseltme. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz merkep sesidir!” (Lokman:19)

Aslında evli gençler temel prensip olarak bu iki kurala hassasiyetle riayet etmiş olsalar, bi iznillah birçok sorunun da üstesinden gelebilirler. Zira kavga ve geçimsizliklerin ilk tetikleyici unsuru hışımlı yüz ifadesi ve ses tonunun yükseltilmesidir. Bütün üzücü olaylar ve bütün şiddet olayları bu iki kurala riayet etmemenin ardından gelir. Yüce Rabbimiz bizim mutluluğumuz için hem sosyal ve hem ailevi anlamda ne güzel kurallar koymuş. Bu prensiplere uyanlar hiç kuşkusuz mutluluk ve huzura da erişmiş olurlar. Bir zamanlar taşıtların arkasında “Huzur İslâm’dadır” yazılarına rastlardık, aynıyla vaki.. İnsanlar İslâm’dan uzaklaştıkça mutsuzluk girdabına sürüklenmektedir. Bugün “evlilik oyunu” adı altında, pembe hayaller ve “lay lay lom” şarkılarıyla kurulan yuvalar mutluluk değil mutsuzluk gerirmektedir. Evlilik her şeyden önce çocuk oyunu değildir. Ciddiyet ve ihtimam ister.

Özellikle şu gerçeği bilmiş olalım ki, yaşadığımız hayat oyun ve eğlence değildir. Ayetlerde de belirtildiği üzere birçok insan hayatı oyun ve eğlenceden ibaret sanmaktadır: “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir” (Enâm:32) “Bu dünya hayatı geçici zevkler ve oyalanmadan başka bir şey değildir…” (Ankebut: 64) Ne yazık ki, birçok insanın hayat algısı ve yaşam felsefesi bundan ibarettir. Oysa Rabbimiz, hakikati şöyle ifade ediyor: “Biz göğü, yeri ve bu ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.” (Enbiya:16, Duhan:38) Evet; biz boşuna yaratılmadık. Bizi “eşref-i mahluk” olarak yaratan Rabbimiz, bize yeryüzünde bir misyon yüklemiş: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat:56) Biz bu misyona uygun bir hayat yaşamak azminde olmalıyız. Allah Teâlâ’nın razı olacağı bir hayat anlayışı içerisinde her şeyden önce kulluk bilinci ve kulluk kriterlerine uygun bir yaşam vardır. Siz eşinize, siz hayat arkadaşınıza Allah Teâlâ’nın bir lütfu ve bir emaneti olarak bakarsanız ona karşı fevkalade bir hassasiyet ve bir ihtimam göstermiş olursunuz. Onu örselemeniz, onu incitmeniz, onu kırmanız veya ona şiddet uygulamanız hiç mümkün olur mu?

Eğer olur da eşinizden incitici bir söz işitmiş olsanız, diyeceğiniz şu olur: “Ya Rabbi! Kahrın da hoş, lütfun da hoş.” Yani bu davranışı Allah Teâlâ’nın bir imtihanı olarak görür ve hoşgörü ile karşılarsınız. Ancak günümüz insanlarının pek çoğunda hoşgörü de yok, tahammül de yok. Oysa Yunus Emre gibi, “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü” desek güzel olmaz mı? Sabır ve tahammül böyle durumlarda gerek. Hırçınlığa öfke ile karşılık vermek akıl kârı mıdır? Atalarımız, “Hiddetle kalkan zararla oturur” demiş. Kırılmalara ve örselenmelere sebebiyet veren en belirgin etken fevri-anlık davranışlardır. Öfkemize sahip çıksak buna meydan vermemiş oluruz. Ontolojik olarak, yani yaratılış itibariyle insanda asabiyet duygusu vardır. Bu duygu düşmana karşı savunma refleksinin gereğidir. Bu potansiyel yerli yerinde kullanılmalıdır. Dengeli kullanılmalıdır. Zira son zamanlar revaçta olan bir özlü sözde geçtiği üzere, “Dengesiz güç, güç değildir.” Farklı yerlerde yani naif olan, fizikî olarak sizden güçsüz olan eşinize karşı o potansiyeli kullanırsanız yıkımlara sebebiyet vermiş olursunuz. Nitekim bayanlara yönelik şiddet ve boşanma olaylarının asıl nedelerinden biri bu gücün yersiz ve yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

Sonrasında yaşanan pişmanlıklar da genel olarak fayda vermemektedir. Önemli olan kısmî gerginlikler esnasında teyakkuz hâlinde olmak ve öfkeye ödün vermemektir. Bu tutum ise erişkin olmayı, mümeyyiz olmayı zorunlu kılmaktadır. Yazımızın başında kısaca belirttiğimiz gibi erişkin olmak, bulûğ çağına ulaşmak anlamına gelmemektedir. Akıl baliğ olmak her şeyden önce aklî yeteneneklerin yerli yerinde kullanılması demektir. Fizyolojik olarak blûğ çağına ermekle akıl baliğ olunmuyor. Aksine bu yaş grubunda doğru ile yanlışı ayrıt edebilecek kapasite önceden geliştirilmezse kişi psikolojisinde sürekli savrulmalar ve gel-gitler yaşanır. Kişilik ve şahsiyeti gelişmemiş gençlerin evlendirilmeleri ve evlilik hayatlarında özellikle kayınvalide tarafından yönlendirme teşebbüsleri hüsranla sonuçlanabilmektedir. Yani ata sözünde geçtiği üzere, kaş yapayım derken göz çıkarılmaktadır. Zira ihmal edildiklerinden dolayı kişiliği oturmamış gençlere sonradan yapılan telkinler, “sokma akıl ile bir yere varılmaz” gerçeğini ortaya çıkarır.

Yani, taşıma suyla değirmen dönmemektedir. Erişkinlik bir kerede ve kısa bir sürede olacak iş değildir. Kişilik ve şahsiyet gelişimi ufak yaşlarda başlar. Bu uzun soluklu bir eğitim ve öğrenim sürecidir. Çocuk her şeyden önce karşısında yani anne-babasından insicam içerisinde iyi bir aile portresi görmelidir. Çocuk sevgiyi, merhameti, hoşgörüyü, sahiplenme ve rikkat duygusunu (inceliği, nazikliği, kibar ve sevecen olmayı) ebeveyninde görmelidir. Çocuklar için anne-baba en büyük öğretmendir. Ebeveyn Allah Teâlâ’nın rızası istikametinde doğru bir yol üzere olursa çocuklar da bu minvâl üzere bir hayat yaşarlar. Ailesinde gerekli sevgi ve ilgiyi görmeyen çocukların ileriki yaşlarda kişilik ve psikolojilerinde maraz olabilmektedir. Anne-baba kendi aralarında sürekli hır gür yaşıyorsa bu çocuklar için de çok kötü bir örnektir. Veya eşlerden her hangi biri, sürekli baskın bir tutum sergiliyorsa bu da kötü örnektir. Böylesi durumlarda baskın olan kişi evde tek otorite kabul edilir ve bu durum yeni evli çiftlerin de üzerinde olumsuz etki yapar. Örneğin gelin hanımın kayın validesinin baskın ve dayatmacı bir karaktere sahip olduğunu düşünelim, bu durumda evler ayrı olsa bile damat bey sürekli annesinin tesiri ve yönlendirmesi altında kalacaktır. Ne yazık ki, bizim toplumumuzda “kötü kayın valide” algısı hâlâ revaçta ve tedavüldedir. Gestapo olmaya, nobran olmaya, kısacası “dediğim dedik” bir tutum içerisinde otoriter olmaya hiç gerek yok. Bunlar yuvaya sadece zarar getirir. Asıl olarak sevgi, şefkat, anlayış ve hoşgörü aile yapısına hakim olmalıdır.

Sonuç olarak ifade edecek olursak, evlilik bir oyun işi değildir. Evlilikte mümeyyiz olmak, erişkin olmak şarttır. Aklı selimce kurulan yuvalara, yine aklı selim ebeveynlerin müdahale etmeye ve yönlendirmeye ihtiyaçları yoktur. Ufak yaştan beri görülen terbiye ve bu terbiye ile elde edilen donanım hiç kuşkusuz yeni evli gençleri mutlu ve huzurlu bir hayata taşıyacaktır. İslâm’ın insanı erdemli kılan altın kuralları gayet anlaşılır ve nettir. Önemli olan Müslümanların bu kurallara göre bir hayat yaşama azminde olmalarıdır. Bu olursa gerisi kendiliğinden gelir. İslâm her ne kadar toplumsal düzenin tanzimi ile ilgili hukuk kuralları vaz etse de, İslâm bir yönüyle kişiler üzerinde ziynet ve aksesuar vazifesi görmektedir. İnsan, kendisine sunulan bu güzellikleri kuşandığı oranda mutlu ve huzurlu bir hayat yaşar. Veya bunun tam tersi olarak bazı insanlar var ki, Allah Teâlâ’nın “eşref-i mahlûk” olarak yarattığı ve her türlü saygıya değer olan hayat arkadaşına hayatı zindan eder. Mağdur olan ise bu durumu ya “sınavım” deyip sineye çeker veya “bıçak kemiğe dayandı, daha tahammül edemem” deyip yollarını ayırır. Günümüzdeki boşanma hadiselerinin bu derece artması anlatmaya çalıştıklarımızdan veya anlatamadıklarımızdan mütevellit olsa gerek.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...