Modern Zamanda Müslümanlar..
Yakup Emrah

Modern Zamanda Müslümanlar..

Bi Nefes Dergisi'nden...

Yaklaşık üç asırdır mazlumiyetin bütün merhalelerini yaşadık. Tarihimiz ve kimliğimiz bunalım içinde. Küresel emperyalizm sömürgeci hareketleri sadece topraklarımızı değil, zihinlerimizi dahi kemirmekte. Yeni silahların her çeşidi üzerimizde denenmekte. Manevi bütün hasletlerimizi kaybettik. Bilgiyi, Şeytanın ilim zakkumu dalları olan, Muhafazakârlık, Liberalizm, Milliyetçilik, Feminizm gibi yollardan elde ettik.

İlim merkezlerimiz bir bir döküldü. Düşünce dinamizmimizi kaybettik.

Kültürel mirasımız üzerinde yeni modern Moğollar gezinmekte.

Bütün İslam coğrafyaları kan ve gözyaşına boyandı.

Namuslarımız kirletildi, ekinlerimiz ifsat edildi.

İslam coğrafyası takip edilirse, diri diri yakılıp eti yenenleri, Siyonizm’in bombalarıyla kolları, ayakları kopan çocukları, açlıktan ölenleri, ırzları kirletilenleri, zindanlarda öldürülenleri, garip mültecileri, üzüntüden hayatını kaybedenleri, yiyecek bulamayan Müslümanların ormanda yaprak yiyişlerini ve daha fazlasını görebileceksiniz.

Bir İtalyan Oryantalistin şu sözünü belki hiçbir zaman unutamayacaksınız. “Ben Müslümanları bir böcek bilimcinin böcekleri incelediği gibi inceliyorum.

Bu zillet halinin başlangıcının ana etmeni ne dış güçlerin askeri operasyonlarıydı ne de egemenlerin politik hileleriydi. Asıl sebep İslam Dünyasının kendi iç sorunlarıydı. İslam dünyası öncelikle toplumsal dirilişte vazgeçilmez olan iki unsura bir noktada ihanet etti. Biri teorik direnişimizin temeli olan göklerin dudaklarından süzülen Kur’an, diğeri yine dirilişimizin pratik yönünü belirleyen Peygamber…

Batı bu hakikatler üzerine en güzel sözlerini inşa ederken İslam coğrafyası derin bir uykudaydı. Nobel ödüllü İrlandalı oyun yazarı George Bernard Shaw, Muhammed (s.a.s) için şunları söyleyecekti. “İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak neredeyse çözülmez bir noktaya ulaştığı günümüzde Hz. Muhammed her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer o aramızda olsaydı, bütün bu sorunları oturup bir kahve içme rahatlığıyla çözerdi.”

Bu değere sahip olan İslam toplumu, yaşadığı duygusal ve düşünsel bunalımla, o kutlu öndere bir türlü ulaşamadı. Eğer ulaşabilseydi bu toplum, Mekke’de ki devletsiz Müslümanların bir Medine uygarlığına nasıl kavuşacağını görecekti. Ama ne yazık ki, bırakın Medine devletini, Mekke Müslümanlarından kaç kişi şu Modern dönemde aramızda görebiliriz.

İslam toplumunun bir diğer iç sorunuysa, yüreklerde ve medeniyetlerde devrimler yapan imanın bir noktada unutulup, haz ve onunla beraber gelen heva ve hevesin doyulmaz imkânıydı. Modern insan gibi, Müslümanlarda nefsin sonsuz taleplerine kapı aralayacaktı ve popüler kültürün temel vasfı olan tüketim çılgınlığı, şehveti, israfı, “maddeyi” özgürleştirecekti. İslam topraklarında bu “model” küçük kapitalist bireye dönüşecekti.

Üstelik bununla da yetinmedi modern Müslüman. Zevki ve mutluluğu batı anlayışıyla kabullendi. Modernist insanın ahlaki dünyası buydu ve mukallit (taklit eden) Müslüman’dı. Gelenekler işlevsizdi artık. Kuran’ın bahsettiği “Tekasür Psikolojisi” yani biriktirme ve daha çok biriktirme bununla yetinmeyip ölüleriyle övünme psikolojisiyle bir azgınlık süreci yaşadı.

Açlıktan yürüyemeyen, açlıktan ayakta duramayıp oturarak namaz kılan Muhammed (s.a.s) İslam Tarihi kitaplarında kalmıştı. Kuranın bahsettiği mal biriktirip onla övünen kavimlerin sonu onlar için bir hikâyeden ibaretti.

İslam dünyasının bir başka iç sorunu da Allah’ın mutlak ideasını, şaşmaz düşünsel yapısını yani İslam’ın ölümsüz ve evrensel mesajlarını bırakıp, modern ideolojiler ile hayatlarımızı şekillendirdik. Bütün bu siyasal ideolojilerin reel karşılığı yoktu ve bu düşünsel tarzlar geçen her bir an insanlığı esaretin girdabına sürüklüyordu.

Mesela Fransa Hümanizma’ya Tanrı gibi taparken, Cezayir’de yüz binlerce insanı katletmekten çekinmiyordu. Rusya Sosyalist Devrim işçi marşlarıyla devrimler yaparken binlerce insanı öldürmekte utanmıyordu. Özgürlük ve demokrasi heykellerini diken Amerika Emperyalizmi, mazlum coğrafyalarda özgürlük ve adalet ilkelerini yok etmekten biran geri durmuyordu.

Ve hayatı anlamsızlaştıran, duyguları körelten, aklı ilahlaştıran kendine yabancı, özünü yakalamayan insan için şunları söyleyebiliriz.

Bu durum çağdaş putçuluğun günümüz görüngüsüdür.

İdeolojik insan ise,

Kendi yaptığı putuna

Kendi tapan

Modern bir köle durumundadır.

İşte bu ideolojik insanların siyasal sloganları özgürlük olsa da, çağımızın aşılamayan zindanlarıdır. Eski Çin, Hindistan, ruhban toplumundan, Yunan felsefesinden, Hıristiyan kültürüne, Aydınlanma ve Rönesans’ta, Fransa Devriminin etkisiyle yayılan modern söylemlerde, sağda ya da solda, muhafazakâr toplumda özgürlük büyük bir sloganken, hakikat bu mudur acaba?

Yeryüzünde bir milyar insan aç sabahlarken.

Bir avuç dolar için insanlar öldürülürken,

Bir damla petrol, oluk oluk dökülen kanlardan değerliyken, Üçüncü Dünya ülkesi denilip mazlumlar ötekileştirilirken,

Irzlar çiğnenip en latif duygular yitirilirken,

Kurtuluş ve mutluluk hayallerde kalan bir ütopya olurken,

Mazlumların sırtlarından modern piramitler yapılırken,

Petro-Dolar sahipleri sapkın eğilimlerini doyururken

Kim Özgürlükten bahsedebilir.

Evet, biri var. Özgürlük Peygamberi Hz. Muhammed.

Ve Bernard Shaw’ın dediklerini yine tekrarlıyoruz. “İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak neredeyse çözülmez bir noktaya ulaştığı günümüzde Hz. Muhammed her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer o aramızda olsaydı, bütün bu sorunları oturup bir kahve içme rahatlığıyla çözerdi.”

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...