Referanduma Dair...
Ahmet Yıldırım

Referanduma Dair...

Yezid b. Muaviye’nin işlemiş olduğu lanet cürümün üzerinden nice zaman gelip geçti. Belki denilebilir ki o tarihten bu yana ümmet olarak belimizi hiç doğrultamadık. Yer yer dik yürüdüğümüze bakmayın dik yürüdüğümüz dönemlerde bile fikri ayrılıklar hususunda çok derin ayrılıkların olduğunu hepimiz biliyoruz. Ümmetin yaşadığı bu travma daha uzun yıllar geçeceğe de benzemiyor. Topraklarımız o gün bu gün sürekli bir şiddet sarmalının hep ortasında yer aldı. Özellikle Kufelilerin sözlerine ihanetlerinin ardından bedelini yüzlerce yıldır çocukları ve torunları ödüyormuş gibi bir durum söz konusudur. Saldırıların, yıkımların, gözyaşlarının biri gitti biri geldi.

Yezid b. Muaviye’nin ve babasının bölgeyi istikrarsızlaştırıp sürekli kendisine bağımlı kılması hem yöneticilerde hem de bölge halklarında derin patolojik hastalıklar yaşanmasına sebep oldu.  Yöneticiler, bölge halkalarını sürekli sopayla yönetileceğine kanaat getirdiler. Haliyle sopa kavramı bölge yöneticilerinin en önemli yönetim argümanı oldu. Bölgedeki kimi şehirlerin mimari, estetik, sanat ve ilim alanında derin izler bırakmış olmaları bölge insanının üzerinden sopa etkisinin hafiflediği gerçeğini değiştirmez.

20. yy sonlarında başlayıp ve neredeyse 21. yy ilk çeyreğini kapsayan zaman diliminde bölgede yeniden ciddi zulümlerin, vahşi cinayetleri, toplu ölümlerin ve büyük acıların yaşandığına şahit olmaktayız. Asırlardır bölgede var olan bu şiddet sarmalı maalesef sağlıklı bir kültür yapısının gelişmesine müsaade etmiyor. Öz güven, emniyet, adalet ve ahlaki meselelerde sürekli zaafların yaşanması toplumda kültürsüzlüğü kültür kılmıştır. Örneğin bölge ülkelerinde güven bunalımları hep yaşanır olmuştur. İnsanın kendini vb güvende hissedememesinin vermiş oldu ızdırap bile tek başına kültürsüzlüğe bir örnek olabilir.

1900’lü yılların yükselen trendi olan Hanedanlıkların yıkılması cinnetine maalesef sadece Osmanlı aydını, bürokrasisi vb tepki vermiştir. Dikkat edilirse Osmanlılardan başka hanedanlığını alaşağı eden başka millete rastlamak imkânsız gibidir. Ki hala birçok batılı devlet hanedanlığın da ortak olduğu yönetimlerce yönetilmektedirler. Osmanlının bakiyesi onlarca ulus devletçiklerin türetildiği sürecin de sonuna doğru geliyoruz.

New World Order (Yeni Dünya Düzeni) furyası yerini bir tık sonrası olan devletlerin şehirlere indirgendiği, yönetimin ve derdest edilmenin kolay olduğu Şehir Devletler safhasına bırakacaktır. Pilot bölge olarak bizim toprakların kullanılacağını bilmek şahsen beni ürkütmüyor değil. Yönetilmesi kolay alanların/bölgelerin/ülkelerin oluşturulması projesinin nice Kerbela’lara gebe olacağını görmemiz gerkiyor.

Bir yandan Evanjelist Hıristiyanlar, diğer yandan Siyonist Yahudiler el ele verip bölgelerimizi yeniden şekillendirmekte kararlılar. Çünkü kendilerine direnebilecek en önemli güç Müslüman çekirdek kadrodur. Bu nedenle hedef alınan kesimde bu çekirdek kadrodur. Çekirdek dediğime bakamayın “Nice az topluluklar çok topluluklara galip gelmiştir” ayeti minvalince bir kadrodan söz ediyorum. Yoksa bölge insanın çok büyük kesimi hamaset ve romantizm illüzyonu etkisi altında halüsinasyonlar görmekle meşguldür. Bu halüsinasyon gören kesimin sağlam ve sağlıklı bir direnç gösterme ihtimali kanaatimce zayıftır. (Bir de Anadolu asalet ve cesaretine inanıyorum.) Elbette bu kafir ve zalimlerin kendi planlarıdır.

Bizim tarafta ise Ulus devlet yapılanmasına kayan en son yapı IKBY (Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi) olmuştur. En azından bu yola doğru evirildiğini ifade edebiliriz. Görüntüye baktığımızda İsrail işgal devletinin dışınca canhıraş destek verenin olmadığı bir görüntüyle karşı karşıyayız. Emperyalist ABD yönetimin sessiz kalarak yol verdiği referandumu iyi tahlil etme durumundayız.

Her ne kadar işgal devletinin ve emperyalistlerin Barzan ailesi ile temasları çok eskiye dayansa da Barzani ailesinin bunlara güvenerek bu yola girdiğine inanmıyorum. Zira tekrar aldatılmayacağının ve tekrar yarı yolda kalmayacaklarının garantisini kendileri de görmüyorlardır. Üstelik bu alçakların ne denli kendi menfaatlerine düşkün olduklarını en iyi Barzani bilir. Saddam’ın başına gelenlere ve Irak’ta uygulanan insanlık dışı vahşete birebir tanık aktörlerden biridir Barzani. Şahsen Barzani’nin Türkiye’nin dışında kendilerine yanaşan tüm ülke yönetimlerinin entrikalarla, işgal planlarıyla, harita değişiklikleriyle geldiklerini bildiğine inanıyorum. Vb.

IKBY’nin en önemli ticaret ağının Türkiye ile kurulduğunu neredeyse hepimiz bilmekteyiz. İnşaat sektöründen gıda sektörüne kadar birçok hizmet sektöründe Türk işadamlarının aktif olduğu da başka bir gerçekliktir. Dahası Barzaniler Türkiye’nin samimiyet ve iyi niyet hususunda defalarca rüştünü ispat ettiklerini de görmüşlerdir. Üstelik Türkiye olmadan dünyaya açılma ihtimalinin ne denli güç olduğunun da bilincinde olduklarını bildiklerini düşünüyorum. Bu itibarla referandum meselesine sert tepki gösterilmesinin altının boş olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca kendimize caiz gördüğümüzü başkalarına da caiz görme durumundayız. Bölgede böylesi bir devletin olması ülkemizdeki Kürt kardeşlerimizin kendilerini daha güvende hissetmelerine ve bu topraklara ve devletine var olan aidiyetlerinin perçinlenmesine vesile olacağına inanıyorum. Aksi tutum IKBY’de var olan mevzilerimizi emperyalist alçaklara terk etmeye sebep olacağını düşünüyorum. Üstelik henüz bölge ile ilgili kartlarımızı masaya sürmediğimizi düşünüyorum. Yetkililerin ilk ağızdan sert tepkilerinin yavaştan değişeceğine, üslubun yumuşayacağına ve dahası tersi tavırlar takınılacağına inanıyorum. Elbette hükümet yetkililerinin sert söylemlerinin olması normaldir. (Vanayı kapatmak falan vb olabilecek şeyler değildir.) Kanımca esas önemli olan Türk üst aklın ne düşündüğüdür. Yoksa basit bir mahalle kavgasında bile bir sürü restleşmelerin olduğunu gördüğümüzden bu denli söylemler olacaktır elbette. Şahsen üst aklın hükümetten farklı bir düşünce içinde olduğunu hissine kapılıyorum. Süreçte söylemlerde yumuşama işaretlerini göreceğiz. Eni sonu bölgeden çekilmenin zararımıza olacağı da aşikardır.

Tahminimce Türkiye bölgeden çekilmek bir kenara dursun olayı bir tık öteye taşıyacaktır. IKBY kanatlarının altına alıp himaye edecek, sınırların genişlemesi de dahil bütenleşmiş bir yapı ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. (En azından hayal ediyorum, dahası üst aklın bunu kurguladığını düşünüyorum.) Emperyalist ABD’nin sessiz kalması birazda bu konuda tepkimizi kestiremediğindendir diye düşünüyorum. Hatta ABD’nin referandumu desteklemesi bizim IKBY ile aşırı yakınlaşmamıza sebep olabilir. Durup beklemesi bunun da bir göstergesi olabilir. 

Bu merhalede topa İsrail işgal devletinin girdiğinin de farkında olduğumu ifade etmek isterim. İşgal devletinin referandumu desteklemesini şahsen mevzi kazanma hamlesi olarak değerlendiriyorum. Arz’ı Mev’ud olayı elbette hepimizin malumudur. Fakat büyük fotoğrafı gördüğümüzde İsrail hızlı göç almanın yanında hızlı göç veren bir ülke konumuna geldi/gelecek. Fransa’daki istikrasızlık, işsizlik vb sebepler dolayısıyla 2014 yılından itibaren yükselen göç alma durumu; işgal devletinin uzlaşmaz tavırları, saldırgan politikaları, güvensizlik vb sebeplerle akamete uğrayacaktır. Hiç kimse en ufak bir siren sesiyle birlikte sığınaklara sığınmayı ve bazen günlerce sığınaklarda kalmayı istememektedir. İşgal devleti bu durumla baş edemiyor veya engelleyemiyor. Bu Yahudi toplumunda travmalara sebep oluyor. Bu sebeple hem içerde hem de dışarıda yaşayan birçok Yahudiden ve lobi faaliyeti yapan yapılardan ciddi eleştiriler almaktadır. Öyle ki yakın tarihte Netenyahu’nun öz oğlu bile babasının aleyhine bir karikatür paylaşabildi.

Özetle demek istediğim tüm bölge ülkeleri Suriye’deki savaştan dolayı çok yıprandılar, aşırı yoruldular. Birçok ülkede mecal kalmadı. Bölgede yorulmayan tek devlet var. O da; işgal devletidir. ABD ve batılı devletlerin yıpranmasındaki durum işgal devletinin işlerini bu devletleri taşeron olarak kullanmasından kaynaklanmaktadır. Fakat bu devletlerde de mecal kalmadı. Eğer doğru okuyorsam herkes artık kartlarını açıp masaya sürecek. Kimin elinde ne olduğu daha netleşecek. Anladığım kadarıyla herkes son rütuşları yapıyor. Bizim Suriye sınırının belli noktalarına (Reyhanlı, Kilis vb) yaptığımız yığınaklar, asker ve askeri araçların sevkiyatı; ABD’nin PYD üzerinden yaptığı yığınak işlerin yakın tarihte kopacağını gösteriyor. Belirleyici unsurların başında Rusya geliyor ve bunu tüm ülkeler biliyor. Son 10 ay içinde Netanyahu en az 4-5 sefer Rusya’yı ziyaret etti. Bizim ve Rusya’nın ortaya koyduğu gidiş- gelişler ortada. Bu bölgedeki kriz Rusya’nın da işine gelmemektedir. Haliyle var olan ittifaka dahil olmak zorundadır. Dahası Türkiye daha fazla alttan almak istemiyor. İş nereden kopacaksa kopsun noktasına geldi. (Papaz meselesi, papaz olduğumuz gösteriyor. ABD ile dostluk, ittifak gibi sözler bir illüzyonun sosudur. Dostluk dönemi kapandı.) Bakmayın toplumumuzda bu noktaya geldi. Basit bir MTV zammında bile feda olsun diyen kitle hiç de az değildir. Durumun bu noktaya geldiğini işgal devleti de bilmektedir. İlk yumruğu atmaktan çekinmesi de bundandır, fakat sanırım onları bu yumruğu atmaya zorlayacağız. Unutulmaması gereken husus burada çıkacak bir çatışma Türkiye ile Siyonizm arasında olacağıdır. Yani bir çatışma çıkarsa biz işgal devletiyle savaşmış olacağız. Onlarca yıldır şu veya bu sebeple bizim analarımızın ağladığı herkesin malumu, fakat sanırım bundan sonra biraz da onların anaları ağlayacaktır.

Şimdi birileri yine bizi itham etsinler istemiyorum. Suriye hususunda söylediklerimizin benzerlerini yaşamak istemiyorlarsa; hamasetten ve romantizmden uzaklaşarak akli ve kalbi selim bir tutumla düşünsünler istiyorum. Gerçekliği görerek olaylara baksınlar istiyorum. Suçlamak, etiketlemek kolay; zor olan anlamaya çalışmaktır. Bu çabayı kaybetmeselerdi Suriye hususunda bu denli tutarsız ve istikrarsız bir tavrın içine girmezlerdi.  

Konuyla ilgili son sözüm değerlendirebilir ve becerebilirsek bu referandum bizim lehimizedir. Barzani’nin bizi karşısına alma ihtimali yoktur. Bizim de bu bölgelerden uzak durak gibi bir lüksümüz olmadığına göre üstelik her defasında aldatıldığı belleklerde canlıyken Barzani’nin onları dost görmesi zor görünüyor. Bayrağını dahi göndere çekecek kadar ileri gidebilen bir Türkiye’yi asla göz ardı edemez. (Hatta Suudi Arabistan’ın yaptığı kıytırık reformları bile kendini konumlandırma ihtiyacından yaptığını düşünüyorum. Onun için normal gelmiyor, durup dururken ne oluyoruz.)

Rabbim üst aklımızdan basiret ve feraset elbisesini sıyırmasın. Rabbim hepimize direnç, şuur, bilinç, sabır ve metanet versin.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...