Korku Üzerine....
Ahmet Yıldırım

Korku Üzerine....

İnsanoğlu hayata gözünü açtığında ilk tanıştığı duygu sevgidir. Kimi psikologların “İnsanın ilk tanıştığı duygu korkudur” ifadelerine rağmen; korkunun sevgiden sonra geldiğine inanmaktayım. Zira sevgi; hayata gelmezden önce insanın hissettiği bir duygudur. İnsan henüz anne karnındayken anne ve babası tarafından sevgiyle sarmalanmıştır. Dünyaya gözünü açar açmaz herkes üzerine titrer. Bu şefkat, huzur ve emniyet duygusu sevginin ürünüdür. Sevgi; insanlık kadar kadim bir duygudur.

Giriş paragrafımıza rağmen bu yazımızda sevgiyi değil karşıtı olan korkuyu yazmak istiyoruz. İstiklal Marşımız “Korkma” ile başlar. Bu haykırış elbette korkunun temas ettiği bir ortama söylenmiştir. Yoksa korkunun olmadığı bir yerde böyle bir kelime abes olurdu. İnsan ebeveynin kendisine oluşturduğu güven ortamını yaşı ilerledikçe kaybeder. Çünkü her güvenlik duvarının ardında insanı tedirginliğe düşürüp korkutan unsurlar vardır. Korku muğlaklık durumudur. Belirsizlik ve kaos ortamıdır. Korku çok çeşitlidir. Korkuları cinsiyet, yaş, meslek, ırk, dil vb temellerinde inceleye biliriz. Ve olabildiğince çoğaltabiliriz.

Korku yürekten ziyade akla tabidir. Sevginin kaynağı yürekken, korkunun kaynağı akıldır. Evhamlar, kurgulamacalar ve korkuya yönlendirilmeler akılla ilişkilidir. Korkularımızı şekillendiren, üstlerini giydiren akıldır. Bu yönüyle korku duygusu negatif bir görünüm arz etmesine rağmen esasen iyiliğe hizmet eden, pozitif bir tarafı da vardır. Çünkü korku; muhatabını sürekli diri, uyanık tutar, temkinli davranmasına sebep olur. Muhatabını tedbirli olmaya davet eder. Bundan dolayı insan bazı korkularından korkmamalıdır. Bilakis korkularını terbiye edeceği yöntemler aramalıdır. Genel itibarla insanlar bilmedikleri, kavrayamadıkları şeylerden korkarlar. İnsan korkusundan bilgi ile kurtulur. İnsan bilginin olduğu yerde kendini korkularından arınmış, emniyette hisseder. Herhangi bir aracı bozulacağı düşüncesi ile kullanmaktan korkan insan,  aracı uygun kullanma yolları bulduğunda korkusunu yenmiş olacaktır.

Bütün bu izahatlara rağmen post-modern insanın yaşadığı enformasyon çağında korkuda kılık değiştirmiştir. Korku da sümüle edilerek (Taklit etme, benzetim) gerçek mecrasından koparılarak çeşitlendirilmiş ve zamanla toplumları yönetme aracına dönüşmüştür. (Asıl mecrası insanların cennetle müjdelenmeleri, cehennemle tehdit /korkutulmaları olan yerdir.) Korku ile yönetim arasında çok sıkı bir bağ vardır. İnsan yönetmek istediğini önce sevgi ile ikna etmeye çalışır, başarısız olunduğunda ise masaya korku kavramı sürer. (Daha evladımız küçücükken sözümüzü dinlemediğinde öcü veya jandarmayla korkuturuz.) Peki, neden korkutma ihtiyacı hissederiz? Tabii ki onu istediğimiz kıvama getirmek için. Açık bir ifade ile onu yönetmek için. Çoğu zaman Yöneticilerin en çok beslendikleri argüman korku olmuştur. Yönetici zor durumda kaldığında yani sözü bittiğinde kaba kuvvetin en esaslı sopasını kullanır; Korku. Züğürt Ağa filminin en önemli repliği korku üzerinedir: “Köyü sataram ha.” Köyün satlığa çıkması belki bireysel açıdan bir caydırma unsuruyken, organize olmuş, kolektif tepki verenleri ise etkileyemez. Demek istediğimiz korkuyu birey büyütürken kitle ise onu sistemleştirir. Veyahut bir sistemin parçası haline getirir. Korkuyu azaltan veya ortadan kaldıran ise elbette bilgi ve bunun yanında organize edilmiş güçtür. Şu ayeti “ Nice az topluluklar vardır ki, Allah’ın izniyle kalabalık topluluğa üstün gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 249)” Ayette de görüleceği üzere korkuyu izale eden bilginin gelmesi ve kolektif olarak organize olunmuş güçtür.

Aşağıdan yukarıya her yönetici korkuyu kullanır.  Korku yerli yerince kullanılırsa Adem’i Adam eder, aksi halde ne Adem kalır ne adamlık kalır. Korkunun Allah için (Tevhid, Adalet, Ahlak, edep, erdem vb minvalde) kullanılmayanı caiz değildir. Zira Allah adına kullanılmaz ise korku insanı alçaklaştırır, yalaka duruma düşürür, müptezel eder. Korku zaaflar oluşturur, her zaaf insanın şahsiyet ve karakterinden bir parçanın koparılmasıdır. İnsanın şahsiyetinden eser kalmaz.

 Korkunun en büyük zararı insanın korkusuyla yüzleşmesini ve risk almasını engellemesidir. Ne ki kimse muğlaklığa karşı bir duruş geliştiremez. Risk alınmadığı ve yüzleşme gerçekleştirilmediği için korku muhatapta kronikleşir. Kronikleşen korku muhatabını korktuğu hususta pasifleştirir. İnisiyatif almasını engeller. Haliyle yaşamda inisiyatif almayan birey özne iken nesne olmaya mahkum olur. Korkularının esiri olarak yaşamını sürdürür. Bununla beraber korku cesareti, emniyeti, özgüveni, gelişimi, eleştiriyi, araştırmayı, üretimi, inovasyonu ve merakı olumsuzlar. Korku genelde yönetenlere güç kazandırır.

Her yönetenin en önemli beslenme kaynağı korkudur. (Elbette korkuyu silah olarak kullanmayanları tenzih ediyoruz. Lakin korkuyu kullanmayanların sayısı o kadar az ki.) Çünkü hepimizin korkuları vardır. Küçükken karanlıktan, öcüden, jandarmadan, kimi hayvanlardan korkarız. Öğrenciyken sınıfta kalmaktan, geleceğin belirsizliğinden korkarız. Anne- baba oluruz çocuklarımız için korkarız. İhtiyarlarız ele ayağa düşmekten korkarız, ahrette iflas etmekten korkarız. Toplumda tepeden tırnağa herkesin ve her kesimin bir korkusu vardır. İşte korkunun farkında olan yöneticilerin ellerinde korkunun silaha dönüşmesi hiç de zor olmamaktadır.

Korku önce güven ve emniyeti vurur. Bu iki önemli kavramı korku tek başına karşılayabilir. Piyasadan emniyet ve güven el çekince meydan korkuya kalır. Kısa sürede bir silaha dönüşür ve toplumun göğüs kafesi üzerine oturmaya başlar.

Peki, korkuyu korkutmak veya korkuyu öldürmek, ortadan kaldırmak mümkün mü? Evvela yönetenlerin korku silahına direnen her kim olursa olsun yalnızlaşır. Kolektif bir organizasyonun içinde korkuyu bastırmaya biri cesaret etse (Ki korkunun zıddı cesarettir) eğer organizasyonda korkular var ise o cesaret abidesini organizasyon dışlar, ret eder, onunla arasına mesafe koyar. İşin bu kısmında yalnız kalma korkusu insanı yönetmeye kalkar. Yalnızlığın Allah’a mahsus olduğu düşünüldüğünde, yalnızlığın ne denli ağır olduğu da anlaşılabilir. Bunun içindir ki Allah Resulünün binlerce sahabesi vardı, fakat tek başına (Yalnızlaşan) kalan sadece Ebu Zer’di. (r.ah)  Tarihte hiç kimse Ebu Zer gibi yalnızlığa mahkum edilmemiştir. Bununla birlikte post-modern dünyada yalnızlık girdabına direnmek daha zordur. Her Yönetim/Yöneten korkutamadığı insanı yalnızlıkla tehdit eder. Zira sosyal bir insanın yalnızlaşması çözülmesi ve itibarını kaybetmesi veyahut yaşam sahnesinden derdest edilmesi demektir. İşte buna; kalabalıklar arasında yalnızlığa direnebilecek babayiğit neredeyse yoktur. Bunu göze almak sosyal birey için kutsal şahsiyet intiharıdır. Bekli de intiharın caiz görülebileceği yegane yer burasıdır. Bu Ebu Zer tavrını takınmak demektir.

Korku üzerine konuşurken hep merak etmişimdir: Neden “Korku İmparatorluğu” diye bir deyiş varken “Sevgi İmparatorluğu veya Adalet İmparatorluğu” söylemi yoktur? Esasen sadece bu söylem bile korku ile yönetim arasındaki ilintiyi ifşa etmektedir. 

Korkunun kimseyi korkutmadığı, insanların korkularından emin oldukları, korkularıyla yüzleşme cesareti gösterdikleri, Allah için korkuların ve Allah adına korkutanların olduğu bir coğrafya temennisiyle…

Rahmet ve bereketle

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...