Anlamlı Ve  Bir  O Kadarda  Stratejik Ziyaret...
Hazım Koral

Anlamlı Ve Bir O Kadarda Stratejik Ziyaret...

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın davetlisi olarak beraberindeki üst düzey askeri yetkililer ile birlikte Türkiye’ye geldi. Ankara Esenboğa havaalanında karşılanan Tümgeneral Muhammed Bakıri yaptığı ilk açıklamada Türkiye’nin bölgede önemli ve etkili bir güç olduğunu vurgulayarak, “Türkiye ile uzun yılardır dostane ilişkiler içerisindeyiz ve yüzyıllardan beri hiçbir sorun yaşamadığımız güvenli sınırlara sahibiz. Ancak devam eden ilişkilerimizi bölgemizdeki olumsuz gelişmeler karşısında askeri işbirliği ve bölge güvenliği için bu ziyaretin yapılması gerekiyordu” sözlerini dile getirdi. Uzun zamandır iki ülke arasında böyle bir ziyaretin yapılmadığına işaret eden Tümgeneral Muhammed Bakıri “ bölgemizde vuku bulan çatışmalar ve iki ülkenin sınırlarını tehdit eden meseleler karşısında terörle mücadele ve sınırların güvenliği için bu ziyaretin yapılması gerekiyordu” ifadesini kullandı.

Havaalanındaki karşılamadan sonra İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri için resmi karşılama töreni Türkiyeli mevkidaşı General Hulusi Akar tarafından Genelkurmay komutanlığında yapıldı. Muhammed Bakıri’nin üç günlük ziyaret kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile de görüşmelerde bulundu. Bu ziyarette, bölgesel sorunlar, terörle mücadele, savunma alanındaki ikili ilişkiler ve sınır işbirliği konuları ele alınmış oldu. Bunun ötesinde ve basına verilen demeçlerin haricinde kapalı kapılar ardında daha neler konuşuldu bilemeyiz elbette. Ancak önümüzdeki zaman diliminde olumlu gelişmelere tanık olacağımız muhakkaktır. Düşünelim bir kere, bölgemiz zor bir dönemden geçiyor. Irak ve Suriye’nin durumu ortada. ABD’nin aleni olarak terör örgütlerine silah ve mühimmat yardımında bulunmasından dolayı umarız Türkiye’nin politikalarında da bir takım değişikler olur. Bu ziyaret inşallah onun habercisidir.

Açık açık ifade edecek olursak biz bu ziyareti önemsiyoruz. Her ne kadar bir hayli geç olsa da aslında 15 Ağustos 2017 bir milat olmalıdır. 1979 İslâm Devrimi’nden bu yana ilk defa gerçekleşen böylesine üst düzeyde bir ziyaret sadece iki ülke halkı için değil, bütün bölge halkları için önem arz etmektedir. Bazı stratejistler bu ziyareti konjonktürel şartlardan dolayı gerçekleştiğini iddia etseler de biz buna o zaviyeden bakmıyoruz. Daha doğrusu bu anlamlı ziyareti çevremizde vuku bulan olumsuz koşullara bağlamamalıyız. Bölgemizde köklü devlet geleneği ile temayüz etmiş bu iki ülkenin sadece siyasî değil, askerî alanda da işbirliği yapması bölgemizin istikrarı için adeta bir zorunluluktur. Zira bölgemiz normal bir süreçten geçmiyor. Oluk oluk kanların aktığı, kitleler hâlinde insanların doğup büyüdükleri toprakları terk ettiği, ülkelerin alt yapılarının tarumar edildiği, şehirlerin enkaz yığınlarına dönüştüğü, savaş sarmalının her yanımızı kuşattığı bir sürçten geçiyoruz. Bu acıların dinmesi için mutlaka bir şeyler yapılmalı.

Özellikle Suriye üzerinden yapılan yanlış hesaplar, hatadan dönme erdemliliğini beraberinde getirmeli. Hatada ısrar etmek kimseye bir şey kazandırmaz. Aksine kaos ortamını derinleştirir. Bakınız başta ABD, İngiltere ve Almanya olmak üzere Batılı emperyal güçler aleni olarak terör örgütlerine destek verip silah yardımında bulunuyor. Siyonist İsrail ise pusuya yatmış ellerini oğuşturarak bekliyor. Aslında beklemiyor, o da el altından terör örgütlerini destekleyip bölgede kurulması plânlanan uydu devletçikler için Birleşmiş Milletler’de ve Amerika’da lobi faaliyetlerinde bulunuyor. Öte yandan Golan tepelerinde kurduğu mobil hastanelerde teröristleri tedavi ediyor. Yıllar öncesinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırların değiştireceğiz” demişti. O günden bu yana o meşum şeytanî plânlarını adım adım uygulamanın derdindeler. Büyük Ortadoğu Projesi bu amaca hizmet için kurulmuştur. Bölge sorunları Batılıların geliştirdiği projelerle çözülemez. Batılı emperyal güçler bu projeleri enerji kaynaklarının güvenli bir şekilde sevkiyatını sağlamak için geliştirdiler. Bu amaçlarına uygun bir şekilde bölgeyi dizayn etmenin amacındalar.

Peki bölgenin iki garantör ülkesi olarak bunlara dur demenin zamanı gelmedi mi? Onun içindir ki, bu ziyaret önem arz etmektedir. Bu ziyaretle alınacak kararlar ve yapılacak askerî ittifaklar bölgenin makus talihini değiştirmeye yönelik atılmış en güzel, en müspet adımlar olacaktır. Bu iki ülkenin ortaya koyacağı somut adımlarla İslâm dünyasında oluşacak dengeler hayati öneme haizdir. Bunu böyle bilmek zorundayız. Bakınız çok kısa süre öncesine kadar Irak ve Suriye üzerinden Türkiye ve İran karşı karşıya getirilip bir mezhep savaşı çıkarılmak isteniyordu. İşte önemsediğimiz bu ziyaret söz konusu Sünni-Şii savaşı tehlikesini de bi iznillah bertaraf etmiş oldu. Bu ziyaretle ortaya konulacak yeni ittifaklar ve işbirliği bütün ümmetin gönlünü ferahlatacaktır. Bu yaklaşım aynı zamanda Büyük Ortadoğu Projesi’nin iflası anlamına gelmektedir. Batılı emperyal güçlerin en büyük emellerinden biri de, “İslâm İç Savaşı” çıkararak Müslümanları birbirine kırdırmak. (Irak ve Suriye’de yapıp edilenler bunun ön hazırlığından ibaret.)

Bu nedenledir ki, Milli Güvenlik Kurulu Sekreteri Tuncer Kılınç bu anlamlı ve bir o kadar da kritik olan ziyareti, “Türkiye’nin Atlantik cephesiyle ilişkilerine indirdiği bir darbe” olarak tarif etti. Bizim milat olarak tanımladığımız bu ziyareti Tuncer Kılınç’da benzeri bir yaklaşımla şöyle izah ediyor: “Bu ziyaret, olağandışı bir değişim geçiren Türkiye için tarihsel bir semboldür. Bu ziyaret Türkiye iç politikasında ve İran’ın bölgesel diplomasisinde tarihsel bir dönüm noktası teşkil ediyor. Şayet Türkiye ve İran askeri ittifaklar kurarak bölge politikalarında birlikte hareket ederlerse, bölge tarihinde yeni bir sayfa açılabilir.” Biz de bu satırlara eklemede bulunacak olursak, bu ziyaretle alınacak kararların ve yapılacak ittifakların bölgesel sorunların hâlli için yeni ve kalıcı bir sayfa açılmış olacaktır. Bu gelişme aynı zamanda bölgenin emperyal güçler tarafından değil, bizzat Müslüman ülkeler tarafından dizayn edileceği anlamına gelmektedir. Şu da bir gerçek ki, Müslüman ülkeler arasındaki bir takım yersiz rekabetlerin hiçbir getirisi olmadığı, aksine kaos oluşturduğu ortaya çıkmıştır.

Bu ziyaretle, Irak ve Suriye politikalarından dolayı iki ülke arasında oluşturulmak istenen gerginlik ve çatışma potansiyeli bi iznillah son bulmuş ve ümmet adına büyük bir kazanım elde edilmiştir. Artık Allah Teâlâ’nın izniyle, bölgemize yönelik şeytani entrikaların farkına varılmış ve iblisin oyunu bozulmuştur. Bölgemiz, şeytani güçler tarafından çok büyük bir ateş topuna çevrilmek istenirken bu iki ülkenin işbirliği bu işi tersine çevirmiştir. İslâm Devrimi’ni temsilen İran’ın öteden beri oyunun farkında olduğunu ve bunu Türkiye ile birlikte bozacağını açıklaması ve Türkiye’nin de buna olumlu cevap vermesi, bölgemizi kendi şeytani emelleri doğrultusunda dizayn etmek isteyen emperyal güçlere vurulan bir darbe olarak görülmelidir. Bu ziyaretle iki ülke arasında yapılacak politik ve askeri işbirliği anlaşmaları İslâm ümmetinin evrensel birlikteliğine doğru atılmış bir adım olarak görmemiz, abartılı duygusal bir temenni olarak anlaşılmamalıdır. Bakınız 16 Ağustos 2017 tarihli Milli Gazete’de ziyaretle ilgili beyanatlar bizim ifade ettiklerimizle nasıl da örtüşüyor:

“Bu kapsamda iki devlet son dönemde üst üste atılan adımlarla tüm dünyaya şu mesajları vermektedir diyebiliriz:

1) Sünnilik-Şiilik İslam dünyasında bir ayrışmanın değil, birleşmenin yeni adıdır. Hiç kimse bundan sonra Sünnilik-Şiilik çatıştırması üzerinden bir İslam iç Savaşı beklemesin, en azından Türkiye-İran böylesi bir savaşın müsebbibi ve başlatanı olmayacaktır.

2) Türkiye ve İran kendi bekalarını tehdit eden BOP’a karşı birlikte mücadele edeceklerdir. Gerekirse bunun için yeni bir ittifak sürecini de güvenlik eksenli olarak başlatabilirler. Bu sürece Irak ve Suriye de dâhil edilebilir. Bunu diğer ülkeler de takip edebilir.

3) ….. ABD-İsrail ikilisi Suriye’de doğrudan bir savaş diyorsa, Türkiye ve İran da bu ziyaretle birlikte bu ikiliye “hodri meydan” demektedir.

Ayrıca Milli Gazete, İran Genelkurmay Başkanı'nın Ankara ziyaretini haberleştirdiği  manşetinde "mecburi istikamet" ifadesini kullanmıştı. Gazete, Türkiye-İran yakınlaşmasının önemine şöyle dikkat çekti:

“İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Ankara’da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’la bir araya geldi. Suriye, Irak ve terör gündemleri özelinde bir görüşme gerçekleştiren iki ülkenin askeri düzeydeki bir numaralı isimleri, bölge ülkelerinin, bölgenin geleceği adına ortak akılla hareket etmenin gerekliliği üzerine ciddi bir adım atılmış oldu. Bakıri, devrimden bu yana Türkiye’yi ziyaret eden ilk İran Genelkurmay Başkanı olarak da kayıtlara geçti. Genelkurmay Karargâhı’na gelişinde Orgeneral Akar tarafından askeri törenle karşılanan Bakıri, iki ülke milli marşlarının çalınmasının ardından tören kıtasını selamladı. Törenin ardından Akar ile Bakıri basına kapalı görüşmeye geçti. Suriye-Mısır- Irak-Libya ve Arap Baharı merkezli ihtilaflar nedeniyle bölgede meydana gelen olaylar Komşu ülkeler olan Türkiye ve İran’ı birlikte hareket etmesine neden oldu. Ortadoğu’daki son gelişmeler, bölgesel-uluslararası mevcut konjonktür, oluşmakta olan yeni dengeler bu ziyareti sadece Türkiye-İran açısından değil, bölge ağırlıklı yeni dengeler/ittifaklar açısından da oldukça kritik bir seviyeye taşıyor.”

 “Askeri işbirliği ve sınır güvenliği konusunda iki ülkenin çok iyi mutabakatlar sağladığını söyleyen Bakıri,"Ortak eğitim ve öğrenci takası konusunda mutabık kaldık. İki ülke donanması karşılıklı olarak birbirinin ülkesini ziyarete edecek. Askeri tatbikatlarda gözlemci bulunduracak" diye konuştu. Türkiye temaslarının çok başarılı geçtiğini kaydeden İranlı General, "Askeri, savunma ve güvenlik alanındaki birçok konunun temeli Türkiye ziyareti kapsamında atıldı ve bu süreç devam edecek" dedi. Mevkitaşı Orgeneral Hulusi Akar'ı "işbirliğinin devam etmesi için" İran'a davet ettiğini söyleyen Bakıri, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da yakında İran'ı ziyaret edeceğini sözlerine ekledi.”

Medyaya yansıyan bu haberler adeta iki ülke arasında bir bahar havasını müjdeliyor. Aslında bu umut verici gelişmeler iki Müslüman ülke arasında olması gereken hususlardır. Hatta bunun da ötesine geçilmelidir. Bu ziyare merhum Erbakan Hocamız’ın yıllarca dile getirdiği İslâm NATO’su projesi için inşallah ilk adım olur. Mutlaka bunun arkası gelmelidir. Elbette bu iş sadec İslâm NATO’su ile sınırlı olmamalıdır. İslâm ülkeleri askerî işbirliği anlaşmalarından öte siyasî birlikteliğin tesisi için de somut adımlar atmak zorunda. Sonuç olarak ifade edecek olursak, Türkiye ve İran’ın siyasi ve askeri alanda işbirliğine gitmesi konjonktürel şartların ötesinde imânî bir zorunluluktur. Rabbimiz “Sizin ümmetiniz bir tek ümmettir” (Enbiya:92) diyorsa ve başka bir ayette “Gruplaşanlardan olmayın” (Rum:32)  ikazında bulunuyorsa bu ilâhî buyrukların hilafına hiçbir şey yapılamaz. Müslüman ülkelerin başındaki siyasiler ne yapıp edip 57 ulus devlete bölünmüş bu ümmeti birleştirmenin çabasını vermek durumundadırlar.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...