Yeşil Sarıklı Ulu Hocalar!
Ahmet Yıldırım

Yeşil Sarıklı Ulu Hocalar!

İstikrarsız yol alıyoruz. Gerçi yol alıp almadığımızı da kestiremiyorum. Bir yolda ilerlediğimiz kesin, fakat bu yolun gitmemiz geren yol olduğu hususunda şüphelerim var. Yol dediğimiz de en azından üç özelliğin net olması gerekmez mi? Mesela emniyet, güvenirlilik, sonra temizlik, ardından kısalık. Bizim ilerlediğimiz yol da maalesef çoğu zaman bu üç kavramı göremiyoruz bile. Göremiyoruz, zira zihinlerimiz, fikirlerimiz bazen öyle karışık, öyle bulanık oluyor ki net bir tavır almamıza da engel oluyor. Girdiğimiz yolun her kertesinde bu bulanık zihin anlayışını görmek mümkündür.

Öz cevherimizden bir şeyler ortaya koyamıyoruz. 90’ların başındaki düşünce yapımızı 90’ların sonunda terk edebiliyor, 2000’lerin ortasında ret edebiliyoruz. Doğru dediğimiz şeylerimizi çok çabuk terk edebiliyoruz. Öngörüden uzak, hikmetten yoksun hareket ediyoruz. Sürekli ve artarak sürdürdüğümüz bu değişimler kitlelerimizde ve özellikle genç nesiller arasında kimlik bunalımlarına sebep olmaktadır. Her durakta yaptığı kazadan dolayı bir parçasını modifiye etmiş araba gibiyiz. Yapılarımızı, cemaatlerimizi, metotlarımızı, gençlerimizi bir türlü hedefine kazasız ulaştıramıyoruz. Modifikasyonda ulaşılacak en uç noktaya bayrağı dikeceğiz sanırım. İçinde olduğumuz aracımızın maalesef hiçbir orijinalliği kalmadı. Kısır döngüler, ucuz hesaplar, hakaretler, sövgüler, anlayışsızlık, biferaset, kindarlık, ithamlar, iftiralar vb olumsuzluklardan dolayı neredeyse ele avuca gelecek yanımız kalmadı. Gelişen bir şey varsa oda sürekli birbirimizi motive etme gayretinin neticesi olan; hamset.

Okuduğumuzu söylediğimiz kitap bakın bize ne söylüyor; “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onunla birlikte olanlar kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onları ruku ederken, secde ederken görürsün. Onlar Allah’tan bir fazl ve hoşnutluk isterler. Belirtileri yüzlerindeki secde izidir. İşte onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’de ise sanki filizi çıkarmış ve kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış ve sapları üzerine doğrulup boy atmış ekincilerin hoşuna giden ekin gibidir...” (Fetih 29) Şimdi ayet önümüzde böylece duruyor. Bu ayeti anlamak için allame olmaya da gerek yok iken; merhamet ve nezih şekilde anlatılan özellikler nerede acaba?  Bu özellikler var da biz mi görmüyoruz? Var olduğunu iddia edenler bize neden göstermezler? İnsanlar görseler de bu vasıflarımız yaygınlaşsa olmaz mı?

Merhametin hep iyi bir şey olduğuna inandım/inanıyorum. Fakat merhamet taşınacak bir özellik veya bir eşya değildir. Dahası ne kadar güçlü olursak olalım bizde onu taşıyacak güç, kuvvet yoktur. Tam tersine güç, kuvvet odur.  O’dur bizi taşıyan, kendinden bize bir şeyler bulaştıran, bizi etkileyen, üzerimize kokusunu bırakan. Bir şeyi karıştırmamalıyız; insan kutsallarını taşımaz. Zira taşınan her şey yüktür. Ve her yük eni sonu bir kenara bırakılıverir. Biz kutsallarımıza değer atfetmeye çalışıyoruz, bilmiyoruz ki onlar zaten değerlidir. Değerli oldukları için kutsallarımız olmuşlardır. Bu minvalle merhameti ve diğer kutsallarımızı taşımaktan vazgeçmeliyiz. Onları serbest bırakalım ki işlerini yapsınlar. İşlerini; yani kalplerimizi yakınlaştırsınlar, aramızda ülfet ve muhabbeti geliştirsinler, gözaydınlığımız olacak yapılar, gruplar ortaya çıkarmamıza yardım etsinler.

Kutsallarımızdan bugün değilse hangi gün besleneceğiz. Özellikle en çok hocalarımızdan merhamet içerikli davranışlar, sözler duymak istiyoruz. Belki ağır olacak, ama ister hadis ehli olun, isterse meal ehli, isterse deist veya ateist ne olursanız olun önce merhametli olun. Ne olacaksanız (bireysel olarak) olun, fakat insanların üzerinden elinizi çekin. Kimsenin sizin aydınlatmanıza ihtiyacı yok. Zaten sizin böyle bir gücünüz de yok. Bir de ikide Tv’lere çıkıp ahkam kesmeyi bırakın. Bir kendinizi, iç sesinizi dinleyin. Her dönem konuşan siz oluyorsunuz. Her konuda siz konuşuyorsunuz. Dün Cuma meselesinden Darul Harp fıkhına, Partiden, oy vermeye, hadisten meale, Arap baharından kışına, Ortadoğu’dan Doğu Türkistan’a, Suriye’sinden İran’ına, Irak’ına, Mısır’ına vb her konuda konuştunuz ve çok konuştunuz. Bütün bu konularda da size tabi olan insanları çoğu zaman hayal kırıklığına uğrattınız. Dün doğru dediğinize bugün yanlış dediniz, kestiremedik, böyle olacağını bilmiyorduk vb bir sürü bahaneler ürettiniz. İyi de; madem bu kadar çapınız yoktu neden size inanan ve güvenen insanları yanlış yönlendirdiniz? Sizin bu çapsızlıklarınız yüzünden bir arpa boyu yol alamıyoruz. Şahsi kanaatim kenara çekilin ve kim neye inanıp, güvenmek istiyorsa ona inansız. Hiçbiriniz bu dinin sahibi değilsiniz, değiliz. Dinin sahibi Allah’tır. Allah’tan rol çalmayı bırakın lütfen. Böyle giderse statülerinizin hiçbir kıymeti kalmayacak.

Hak Teala kendi dinini layıkıyla savunur, ihya ve inşa eder. Birbirinize merhamet damarıyla hitap etmekten bile yoksun düşüncenizi alın ve kenara çekilin. Tahammül ve sabır kavramlarını içselleştirememiş kimsenin insanlara verebileceği bir şeyleri yok kanaatindeyim. Ele verir talkını kendi yutar salkımı havasındaki tavırlarınız artık çekilmez oluyor. İnsanları kamplaştırıyorsunuz, insanlar arasında kin ve nefret duygularını perçinliyorsunuz. Merhamet ve iyilikle konuşması gereken insanlar birbirlerine hakaret ediyorlar, birbirlerine sövüyorlar. Sanırım sokağa çıkmıyorsunuz, insanlarla bir araya gelmiyorsunuz. İnsanların sevgileri, saygıları, hürmetleri sizde bir sapmaya dönüşüyor.  Birçoğunuz taraftarlarınız nezdinde Zeus’a dönüştünüz haberiniz yok.

Müslümanlar öncelikle kendi gündemleri üzere kafa yormalıdırlar. Suni gündemlere prim vermemelidir. Doğal ve patenti kendimize ait projeler, programlar hazırlamalı ve uygulama sahaları oluşturmalıyız. Emeğimizi, gayretimizi kısır döngüler ve çekişmelerle harcamamalıyız.  Fikir birliği (Fikir birliği demek herkes aynı düşünecek anlamına gelmez, dertlerimizi, sorunlarımızı belirleme ve çözümleme vb), eylem birliğini oluşturmalıyız. Mesela herkes kardeşlik, vahdet edebiyatı yaparken; gerçekten çileyi çekenler bu duyguları yaşamlarına taşımalılar. Bunları başardığımızda güç birliğini sağlamak zor olmayacaktır. Aksi halde hep birbirimizle uğraşacağız, birbirimize laf atlatmakla geçecek ömrümüz. Laf yetiştirmekten yapmamız gerekenleri kaçıracağız.

Son sözüm gençlere; Temiz bir dil geliştirelim. Topluma karışalım, doğal olalım, insanların hem sevinçlerine hem kederlerine ortak olalım.  Üzerimizde hakkı olan gençlere, yoksullara, garibanlara, insanımıza zaman ayıralım. İlk etapta Zeus’larınızı indirin.  Kimse vazgeçilmez değildir. Ki vazgeçilmezimiz bellidir, O da; Allah ve Rasulüdür. 

Son söz düşünce yapısı ne olursa olsun muhatabınıza “kardeşim” diyerek hitap etmekle başlayabilirsiniz.

   

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...