Muhammed (a.s) Kimdir?
Yakup Emrah

Muhammed (a.s) Kimdir?

Şunu peşinen söylemek gerekir ki, Hz. Muhammed Bütün insanlık için yaktığı özgürlük bilinci, bütün bir yeryüzünü mutluluk ve adalete götürebilecek düzeydedir. Şüphesiz ki bu öyle bir düzeydir ki, ne Seküler ne Hümaniter ne de Liberal düşünce sistemleri bu bilincin ve duruşun ötesine varacak bir sistem inşa edemez. Ve modern gürültüler ve savaşımlar arasında onun sesini ve özgürlük nefesini hissetmek, onun bitmek bilmeyen ilahi ışığını, aşamadığımız düşünce zindanlarına götürüp aydınlatmak, insana dair en anlamlı çaba olacaktır.

Peki Muhhammed (a.s) Kimdir?

O devrimci bir duruş. Muhalif bir bilinçti. Sarsılmaz bir ideoloji, yeni bir dünya görüşüydü. Uzlaşmacı değildi. Bugün yaşasaydı Liberalizme, Kapitalizme, Marksizme karşı yine muhalif olacaktı. Ve bu anlamda o muhafazakarda değildi. Muhammed (a.s) ilahi boyutun teorik yönü olan vahyin, pratik profiliydi. Vahyin sınırları içinde mücadele eden, reddeden, üreten, düşünen, devrimci kişiliğiydi.

Bizans sömürüsü, sasani egemenliği, Mekke oligarşisi altında ezilen mazlumların sığınağı, ezilenlerin önderiydi. Adalet ve özgürlüğün tartışılmaz ismiydi. O bir sosyolog, edebiyatçı, psikolog, stratejist ve vaizdi. Merhametin ve şiddetin orta yolu, Kitabın ve hikmetin davetçisiydi.

Mazluma düşkün, sömürülenlerin sığınağıydı. O ki 23 yılda idealizmi ve gerçekliği birleştiren eşsiz biriydi. Mekkede putları kırmadı, çünkü zihin putlarını kırmadan eylemselliğin imkansızlığını bilen bir önderlikti. Sabrı ve direnişi kuşanan mücadeleciydi.

Bazen bir kölenin sofrasında, ekmeğini suya batırıp yemekten çekinmeyen biriydi. Bir devlete sahib olup hasırlar üzerinde uyuyan bazen karnına taş bağlayan, açlıktan bitap düşüp oturarak namaz kılan biriydi. Öyle ki “Allah’ım beni fakirlerle haşret” diye dua eden bir kişilikti.

O devrimci bir zahittiki ölürken saraylar bırakmadı ardından. Cariyeler ve köleleri yoktu. Topraktan bir evi vardı ki damı yoktu. Belki buğday ekmeğini birkaç defa yemişti. Ölürken dahi borcu vardı o kutlu nebinin. Vasiyeti ki hiç yoktu. Ne para, ne pul. Ne koyun ne de deve bırakmamıştı.

Medine’de bir gündü. O kadar açtı ki belki günlerce ağzına bir lokma ekmek girmemişti. Öyle bitkindi ki anca oturarak namaz kılıyordu. Ebu Hureyre soruyor. Ey Allah’ın Resulü niye oturarak namaz kılıyorsun, hasta mısın?  O kutlu devrimci zahit cevap veriyor: Ey Ebu Hureyre bu hal açlıktandır. Ebu Hureyre ağlamaya başlayınca şöyle der; Ağlama, bu dünyada açlık çeken ahirette memnun olacak.

O savaşa yeni bir anlam kazandıran bir savaşçıydı. Savaş sevdalısı değildi, ancak dönemin küresel sömürü düzeni altında yaşayan mazlumların sesi olmak için silahı kuşanmıştı. Muhammed Hamidullah derki;  Bedir ve Uhud dâhil peygamber dönemi yapılan bütün savaşlarda ölen insan sayısı 400 civarındadır. Öyle bir savaş ahlakı inşa etti ki, düşmanlarının dahi takdirini kazandı. Kadınlara, çocuklara, mabede ibadet edenlere, mabed duvarlarına elini atanlara, ve hatta bitkilere dahi karışılmamasını emretti. 

Mekke’yi fethederken göstermiş olduğu rahmet ve merhamet yönü, belki dünyada benzeri görülmemiş bir durumdur. Mekkeyi fethederken, adeta Mekkelilerin ona ve arkadaşlarına yaptığı işkenceleri, hakaretleri, suikastleri unutmuş gibiydi.  Öyleki kin ve öfke onun payına düşmemişti. Ve dudaklarından şunlar döküldü o merhamet kişiliğinden;

Kendi evinde kalan güvendedir.

Kâbe’ye sığınan güvendedir.

Ebu Sufyan’a sığınan güvendedir.

Bu sözlerin ardından Guantanamo’yu , Ebu Gureyb’i, Gazze’yi ve bütün yeryüzünün ezilen coğrafyalarını düşündükçe Muhammed (a.s)’in savaş ahlakına kazandırdığı mertliğe ne kadarda muhtaç olduğumuzu düşünmemek elde değil.

Ve o özgürlük arayıcısıydı. İlk özgürlük düşüncesinin eylemsel hali ise 20’li yaşlarında Hilful Fudul hareketi içerisinde ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, mazlumların sesi olmasıydı. Belki yeni aldığı bir elbiseyi giymenin sevincini yaşamadan, ihtiyaç sahiplerine verecek kadar mazlumların dostuydu. Ezilen kadınlar onun ideolojisi ve düşünce sisteminde hayat buluyordu. Horlanan ve aşağılanan kadınlara on dört asır önce verdiği statü ve özgürlüğü, bugünün Sosyalizmi gereği gibi çözümleyememiştir. Ve evrensel mesajlar içeren Veda Hutbesi’nde ise şunu söylemiştir.” Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi onlarında sizin üzerinizde hakkı vardır.”

Şüphesiz ki Muhammed (a.s) “en güzel rol model” Kuran’ın da “Üsve-i Hasene” diye kavramsallaştırdığı eşsiz bir örnekti. Öyle bir örnekti ki felsefi derinliğiyle, ideolojik birikimiyle, aşk ve eylemiyle ilkel bir topluma öyle bir medeniyet inşa etti ki, bu örnekliğiyle insanlık yürüyüşünde öncü işlev gördü.

Gariptir ki onun medeniyetinin bir parçası olan Endülüs İslam Devletinde öyle bir gelenek inşa edilmişti ki İslam bilginlerinin laboratuarlarında suni bulutlardan gök gürültüleri meydana getirip yağmur yağdırabiliyorlardı. Bu medeniyetten etkilenen Nobel ödüllü Fransız fizikçi Pierre Cuirrie; “Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, bugün galaksiler arasında yolculuk yapıyor olurduk” demişti.

Ve o eşsiz bir karakterdi.

Tebessüm sadakadır derdi. İnsanların arasına karışırdı. Hiçbir zaman yüksek bir yerde ayrıcalıklı oturduğu görülmedi. Dışarıdan bakan onu sahabeden ayıramazdı. Öyle ki “Hanginiz Muhammed” derlerdi.  “Bizde Efendi kavmine hizmet eder” derdi. Bazen insanlara su dağıtırdı. Onun karşısında titreyen kadına söyle demişti. “Benden korkma. Ben ki kuru hurma yiyen kadının oğluyum. “

Evet o;

Kadim bir sesin, mücadeleci bir nefesin diriliş iklimidir. 

Âdem’in amansız mücadelesinin başka yüzü.

İlklerin ve sonların gölgesinde biriken tecrübenin gizemli sentezidir.

İşte bu adam Hz. Muhammed’dir (as)

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...