Evlilik Huzurun Teminatıdır…
Hazım Koral

Evlilik Huzurun Teminatıdır…

"Size, kendileriyle huzur bulmanız için kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza bir sevgi ve merhamet koyması da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için örnekler vardır." (Rûm:21)

İnsan anti sosyal bir varlık değildir. Yuvası ve aile düzeni olmayan insan sosyal hayat içerisinde ne kadar aktif ve faal olursa olsun hep bir yanı eksiktir. Asıl sosyallik insan evlendiğinde başlar. Çünkü insan yuva kurduğunda sosyal sorumlulukları da devreye girer. Evlenmeye yanaşmayanların mazeret olarak, “kendimi sorumluluk alacak kıvamda hissetmiyorum” diyebiliyorlar. Aslında bekar kişi duygusal anlamda darmadağınıktır-derbederdir, mutsuz ve huzursuzdur. Siz söylediklerine bakmayın aslında hâlinden hiç de memnun değildir. Elbette ki insan fizyolojik anlamda evliliğe hazır olsa da asıl psikolojik olarak da evliliğe namzet olmalıdır. Blûğ çağına ermiş olmak, akıl baliğ olmak, kısacası mümeyyiz olmak her iki durum için de söz konusudur.

Günümüz gençleri kendilerini mümeyyiz göremedikleri için evliliğe soğuk bakabiliyorlar. Bir de buna Batı tarzı yani evlilik dışı yaşam biçimi eklenince gençler çareyi yüce dinimizin tasvip etmediği yollarda arıyorlar. İslâm’a göre evlilik en kutsal bir olgudur. Hatta hadis rivayetlerine göre bekârın dini yarımdır. Evlendiğinde tamamlanmış olur. Hıristiyanlığın ve bugünkü Batı yaşam biçiminin aksine yüce dinimiz evliliği tavsiye etmektedir. Baştaki ayet-i kerimede belirttiğimiz gibi Yüce Rabbiz Müslüman bekârları evliliğe teşvik etmektedir. Buna ilişkin bir başka ayet-i kerimede ise şöyle buyrulmaktadır: “Sizden bekâr olanları… evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Nûr:32) Yüce Rabbimiz evlenenlerin yuvalarını da lütfuyla bereketlendireceğini vaad ediyor.

Yeni evlilerin hâlini hatırını sorun! “Sadece evime değil, cüzdanıma da bereket geldi” türünden cevaplar alacaksınız. Çünkü bekarların genellikle düzensiz bir yaşamı vardır. Ev idaresinden, aile bütçesinden ve ev ekonomisinden anlamazlar. Genelde savurgan ve müsriftirler. Ama evlendiklerinde ister istemez “denk bütçe politikası” devreye girer. Harcamalara dikkat edilir. Eğer kirada iseler hemen ev almayı bile plânlarlar. Harcamalarını da ona göre yaparlar. Yani ayaklarını yorgana göre uzatmaya bakarlar. Ancak hayatı “lay lay lom” olarak görenler bu söylediklerimizin dışındadır. Bu nedenledir ki, yüce dinimiz İslâm bekarların evlendirilmesini teşvik ederken ön koşul olarak onların mümeyyiz (evliliğe hazır olma) şartını da salık verir. Dinimiz evlilikte zenginlik ve güzellikten öte dindarlık arar. Bu ise tek kelime ile mümeyyiz olma hâlidir. Hatta şöyle bir hadis rivayet edilmektedir: “Evlilik üç şey için yapılır: Zenginlik, güzellik ve dindarlık için. Siz dindar olanı seçin.”

Elbette dindar olan yani mümeyyiz olan tercih edilmeli ancak ülfet hasıl olması için denklik de önemli bir faktördür. Buna ilişkin hadisler de göz ardı edilmemelidir. Aynı inanç, aynı kültür ve aynı değerler manzumesi etrafında hasıl olan birliktelikler elbette ki kalıcı ve muhkem olur. Ama insan aynı zamanda mekanik bir varlık değildir. Onun bir kalbi ve gönlü vardır. Eşyanın tabiatı boşluk kabul etmediği gibi gönül haznesi de dolu olmak ister. Evlilikle bu hazne dolmuş olur. Kalp evlilikle mutmain olur, huzura kavuşur. Evlilik bembeyaz ve bir o kadar da berrak bir sayfadır. Bu sayfa sevgi ve ülfet nameleriyle nakış nakış işlenir. Zaman geçtikçe sim ve altın işlemeli bir sayfaya dönüşür. Huzur ve mutluluk içerisinde yaşanan hayat böyleleri için elbette toz pembedir. Bu yüzden, böylesi insicam içerisinde yaşayan eşlere  “çifte kumrular” denir.

Diyeceğimiz ve yeni evlilere tavsiyemiz o ki, bu güzelim sayfa nakış nakış işlenirken çok hassas olunmalı, bu sayfa asla kirletilmemeli, asla lekelenmemeli. Ne kadar ihtimam gösterirseniz o kadar başarılı olursunuz. Evlilik hususunda büyüklerinizin ve bilge insanların sözlerine kulak verin. Bu konuda bol bol nasihat dinleyin. Büyüklerin hayat tecrübesi vardır. Evliliğe dair onların bilgisine başvurun. Onlara danışın. Bir sorunla karşılaştığınızda hemen hiddetlenip fevri davranmayın. Aklı selim insanların nasihatini dinleyin. Bunun tam tersi olarak, “nasihatleri ne kadar umursamazsanız o kadar kendinize ve yuvanıza zarar vermiş olursunuz.” Bazı cahil anne-babalar ne yazık ki, çocuklarını evlilik hususunda yanlış yönlendirebilmektedir. Bu nedenle danışacağınız insanı iyi seçin. Bu illa anne-babanız olması gerekmiyor. Bir aile büyüğü, bir komşunuz veya birikimli bir bilge kişi olabilir.

Evlilikte nezaket, hoşgörü ve kibarlık asıldır. Çiftler prensip olarak aralarındaki sorunu aile büyüklerine ve başkalarına yansıtmadan halletmeye çalışmalıdır. Zaten sorunu kendi aralarında tatlılıkla hâlledemiyorlarsa mümeyyiz olma hususunda sorun var demektir. Ne yazık ki, günümüzde evli çiftlerin en önemli sorunlarından biri de problemleri kendi aralarında çözümleme çabasına girmeden büyüklere yansıtmış olmalarıdır. Bazı cahil ebeveynler ne yazık ki, yangına körükle gidebilmektedir. Eğer ebeveyn kız tarafı ise, “ne münasebet kızım, sakın kendini ezdirme, eşin sana bir söz söylediğinde, sen ona on tane laf söyle, sakın yüz verme, susarsan hep ezilen sen olursun” kabilinden sözlerle kendi öz kızlarını hırçın ve geçimsiz yapmaktadırlar. Eğer ebeveyn erkek tarafı ise, “oğlum bak sen erkeksin, kadın dediğin haddini bilecek ve erkeğine itaat edecek, sakın yüz verme yoksa tepene biner ve seni kılıbık yapar, seni sünepe gibi kullanır, hatta bazen fazla dır dır ettiğinde tokadı bas ki haddini bilsin, senden korksun” gibi laflarla yeni kurulmuş yuvanın temeline dinamit koymaktadırlar.

Vermiş olduğumuz bu iki örnek aslında toplumumuzda oldukça yaygın. Onun için yeni evli veya evlenme hazırlığı içerisinde olan gençlerimiz köhnemiş geleneklere sahip ebeveynlerin yönlendirmelerine değil, yüce dinimizin insanı faziletli kılan ölçü ve kıstaslarına bakmalılar. İnsanî ilişkilerde olduğu gibi eşlerine karşı muamelede en mükemmel örnek (usvetun hasene) bizim için Sevgili Peygamberimiz’dir. Akabinde ise İmâm Ali ve Fatıma validemizin örnek hayatıdır. Evet Allah Resulü bir peygamberdi, bir devlet başkanıydı ve bir ordu komutanıydı ama her şeyden önce bir aile reisiydi. Hafsa ve Aişe validelerimizin zaman zaman kendisine yönelik hırçın tavırlarına mukabil, Allah Teâlâ Sevgili Peygamberimiz’e boşama seçeneği sunuyor.

“Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: ‘Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mihrinizi vereyim ve sizi güzellikle boşıyayım.” (Ahzab:28)

Başka bir ayet-i kerimede ise Rabbimiz, Resulü Ekrem Efendimiz’e, eğer eşlerini boşarsa, onların yerine çok daha iyilerini, çok daha takvalılarını da nasip edebileceğini belirtiyor.

“Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.” (Tahrim:5)

Buna mukabil Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) bizlere örnek olacak şekilde büyük bir âli cenaplık  göstererek kendisine eziyet eden eşlerini boşamıyor ve af yolunu seçiyor. Bakınız istatistiklere göre Türkiye’de son on yıl içerisinde boşanma hadiseleri %  82 artış göstermiş. Demek oluyor ki, eşler arasında geçimsizlik had safhada. Konu başlığımız her ne kadar “Evlilik Huzur Verir” (Evlilik Huzurun Teminatır) olsa da vakıa bunun tam tersini söylüyor. Peki buradaki çelişki nedir? Bakınız, bir zamanlar dini hassasiyeti olan insanlarımız otomobillerinin arkasına, “Huzur İslâm’dadır” diye yazı yazarlardı. Bugün istatistik yapılsa dünyanın en huzursuz, en istikrarsız halkların Müslümanlar oldukları görülecektir. Peki bu nasıl bir çelişkidir böyle?

Şu gerçeği belirtmiş olalım ki, İslâm her şeyden önce mükemmel bir medeniyet projesidir. Prensiplerine uyulduğu süre İslâm huzurun, güvenliğin, mutluluğun ve refahın teminatıdır. “Huzur İslâm’dadır” ve konu başlığımızdaki “Evlilik Huzur Verir” (Evlilik Huzurun Teminatıdır) sözleri bu ön koşulun tahakkuk ettirilmesinden mütevellit bir teminattır. İnsanı erdemli ve faziletli kılan o güzelim prensiplere uyulmazsa huzur ve mutluluk beklemek beyhudedir. Mekanik bir aletten bile randıman almanın ön koşulları vardır. Eğer o koşullar yerine getirilirse randıman alınır.  Allah Teâlâ insanı fizyolojik olarak mükemmel yaratmış. İnsan gelişimini tamamlayıp mümeyyiz olduğunda ise Rabbimizin değişmez bir kuralı olan karşı cinse gereksinim devreye girer. Bu gereksinim aile yuvasının tesisini beraberinde getirir veya bu gereksinim Rabbimizin razı olmadığı başka yollarla giderilmeye kalkılır. İslâm’da asıl olan nikâh akdi ile aile yuvasının kurulmasıdır. Kurulan yuvada ise Rabbimiz eşler arasındaki insicam ve mutluluğu da gönül haznesinin dolu olmasına, yani sevgiye bağlamış. Sevgi ve ülfet eşler arasındaki birlikteliğin kopmaz bağıdır. Bu çok basit ve uygulanabilir bir prensiptir. 

Ancak insanlar bu prensiplerden inhiraf edince huzursuzluklar baş gösterir olmuş. Ne yazık ki, Müslümanlar olarak İslâm’ın hayat bahşeden ve eşler arasında mutlaka olması gereken hoşgörü ve nezaket kurallarından fersah fersah uzaklaşmışız. Eğer çiftler İslâm’ın nezaket kurallarına uyup, adab-ı muaşerete riayet etseler emin olun huzur bulurlar. Mutlu ve saadetli bir hayat yaşarlar. “Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle huzur bulur.” (Rad:28) Öncelikle şunu belirtmiş olalım ki, birçokları bu ayeti yanlış tefsir ediyor. Ayette geçen “zikir” sözcüğünden kasıt tesbihat olarak Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ismini tekrarlayıp durmak değildir. Zilkirden kasıt Allah Teâlâ’nın yaşam ve yönetim kılavuzu olan hüküm ve prensipleridir. İnsan ve insan toplulukları bunlara uyarsa huzur ve istikrar bulur. Bugün siyasî istikrarsızlıkların temelinde de bu prensiplere uymamak yatmaktadır. Bakınız Yüce Rabbimiz gerek aile yapılarımızla ve gerekse kamusal alanda vuku bulan istikrarsızlıkları kaçınılmaz ilâhî bir müeyyide olarak şöyle açıklıyor: "Kim benim zikrimden (Kûr’ân hükümlerinden) yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı (huzursuz – istikrarsız) bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Tâ Hâ:124)

Eğer Allah Teâlâ’nın hüküm ve prensipleri bir bütün olarak ele alınırsa ve bu hükümler hayat kılavuzu edinilirse bi iznillah her türlü istikrara kavuşmak mümkündür. Zira bunun teminatını (Rad Sûresi’nin 28’nci ayetinde belirtildiği üzere) Allah Teâlâ vermektedir. Müslüman bir ailenin mutlu olup huzura kavuşması buna bağlıdır. Kendimize soralım, bugün evlilikler neden bu kadar problemli ve yamuk? Çünkü kurallarına riayet edilmemektedir. Müslüman birey her şeyden önce Kûr’ân prensiplerine bir bütün hâlinde sarılmalıdır. Kûr’ân’a göre bir hayat yaşama azminde olan bir insan elbette ki, yuva kurmaya kalktığında bu prensiplere uygun hareket edecektir. Huzur veren kaliteli bir yuva prensipler üzerine kurulandır. Medeniyetin, istikrarın ve aile yuvasının insicamı nezaket kurallarıyla teminat altına alınır. Nezaket İslâm’ın en temel prensiplerindendir, hatta olmazsa olmazlarındandır. Biz bu olguyu öncelikli olarak Rabbimiz’in “el-vedud” (sevgi) sıfatında görüyoruz. Tevhid’in, ulûhiyetin ve velâyetin temelinde sevgi ve meveddet vardır. Bakınız Rabbimiz Sevgili Peygamberimiz’e hitaben ne buyuruyor: “De ki: ‘Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmrân:31)

Biz öncelikli olarak Rabbimiz’in sevgisine mazhar olmalıyız. Sonrası kendiliğinden gelir. Bunun da ön koşulu ayette belirtildiği üzere Sevgili Peygamberimiz’e ittiba etmektir. Demek oluyor ki, “Huzur İslâm’dadır” vaadine erişirsek evlilikteki huzuru da yakalamış oluruz. Eğer insanlar evlilik hayatlarında huzursuzluk yaşıyorlarsa dönüp kendilerine bakmalılar. İslâm bir bütün olarak yaşanırsa hayatın her alanında huzuru yakalamak mümkündür. Rum Sûresi’nin 21’nci ayetinde Rabbimiz eşlerin kalplerine sevgi bahşettiğini bildiriyor: “…aranıza bir sevgi ve merhamet koyması da O'nun âyetlerindendir.” İşte önemli olan bu var olanı yitirmemektir. Tekrar edecek olursak Rabbimiz’in bu lütfunu yitirmemenin ön şartı İslâm’ı bir bütün hâlinde yaşama azminde olmaktır. Aksi takdirde Rabbimiz şöyle bir uyarıda bulunuyor: “… Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası zilletten ve istikrarsızlıktan başka bir şey değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (Bakara:85)

Sonuç olarak ifade edecek olursak, evlilik mümeyyiz olanlar için mutlak gerekliliktir. Yüce dinimiz ruhban ve komün hayatı değil, evliliği teşvik etmektedir. Ayrıca evlilik teşvik edilirken aile yuvasının mutluluk ve insicamı için prosedür de sunuyor. Bu prosedüre uyulduğu takdirde mutluluğun da garantisi verilmiş oluyor. Biz bu mutlak hakikatten yola çıkarak başlığımıza “Evlilik Huzurun Teminatıdır” dedik.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...