Ey Kürtler Fekku Ragabe (2)
Yakup Emrah

Ey Kürtler Fekku Ragabe (2)

Savunma ve Saldırıda Bir Toplumun İnşâsı ya da “Fekku Reqabe”nin Sosyolojik Boyutu

Şüphesiz ki bu zûlümler bir halkın zincirlerini kırmanın başlangıcıydı. Çünkü her saldırı bir savunmayı, her savunma da beraberinde bir toplumun siyasal – kültürel – ideolojik boyutunu inşâ eder. Bu noktada Kürt toplumununu ya da bireyini, harekete geçiren, yön veren, bilinç kazandıran, biçimde ya da içsel ve dışsal biçimde değiştiren etken, yaşadığı tarihî gerçekliktir. Bu tarihi gerçeklik Kürtler açısından hep “savunma” olarak gerçekleşmiştir. İster Roma – Sasani Dönemi, ister Safevî – Osmanlı Dönemi ve isterse modern ulus devlet çağında olsun; Kürtler dönemin her kesitinde savunma halinde olmuşlardır.

Bu konuda Ali Şeriatî şöyle demektedir: “Arnold Toynbee, bütün tarihin saldırı ve savunma duy­gusuna göre hareket ettiğine inanır. Bu saldırı ve sa­vunma – ki kesintisiz bir belirleyicilik yapısı da vardır ­– bir tür kültür, uygarlık ve toplumun oluşmasına, olgunlaşmasına, güçsüzleşmesine, yaşlanmasına, başka bir kültür, toplum ya da uygarlık karşısında yok olmasına, sonra da yeni toplum ve kültürün yine olgunlaşma, yet­kinlik, yaşlılık ve ölüm yönündeki gidişini gerçekleştir­mesine ve yine genç ve yeni bir güçle karşı karşıya kalma­sına neden olur. Bu saldırı ve savunma, tarihin hem nedenini, hem etkenini gösterir; bunun yanısıra da kendiliğinden tarihin hareket şeklini, şu anda kafanızda canlandırabileceğiniz şekilde belirginleştirir.” (Ali Şeriati, İslam Bilim – Fecr Yayınları) 

Bu tez ışığında şunları söyleyebiliriz:

Saldırı: Tezdir. Bunu yapanlar ise zûlümden pay almış, iktidar merkezli hareket eden, yıkıcı ve talancı herhangi bir devlet, siyasal hareket, imparatorluktur.

Savunma: Bu noktada Kürtler antitez durumundadır. Bencillik ve sömürü zemininde, ahlâkdışı, hukukdışı savaşla yüzlerce yıldır karşı karşıyadır. Karşı karşıya kalmakla yetinmemiş, sürekli “Fekku Reqabe” halinde olmuşlardır.

Toplum: Saldırı ve savunma tezlerini yüzyıllardır yaşayan Kürt halkının kadim sosyolojik olgusunu göstermektedir. 

Arnold Toynbee ve Ali Şeriatî’nin bu teziyle hareket ederek, Kürtler’in sosyolojik yapısının ve politik psikolojisinin asıl belirleyicisinin savaşlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada antitez (savunma) durumundadırlar. Modern dönemden öte, gerek Asur gerek Sasani gerekse Bizans dönemlerinde işgal gören, sömürülen bir Kürt toplumsallığı vardı. Ve bugün de var olmaya devam etmektedir.

Osmanlı’nın son dönemleriyle başlayan “Ötekileştirilen Kürt Politikası”, Cumhuriyet dönemi bir soykırım ve zûlüm girişimine döndü. 1921 Anayasası’ndan tamamen farklı bir rûh hâkim oluyor ve devletin Kürtler’e yaklaşımı faşist bir zemine oturuyor. 1924 Anayasası Encümeni, Türkiye’deki millet meselesini şu şekilde formüle ediyor: “Devlet Türk’ten başka millet tanımaz. Memleket dâhilinde hukuku müsaviyeyi haiz başka ırktan gelme kimseler bulunduğundan, bunların ırkî ayrılıklarını ayrı bir milliyet olarak tanımak caiz değildir.”

Bunu demekle yetinmeyenler katlediyor, öldürüyor, sürgün ediyor ve zûlmediyor. Bu zûlümlerin boyutunu verdiğimiz  Zilan  ve  Dersim  örneğinde rahatlıkla görebiliriz.

 Ve bugüne kadar politika hiç değişmedi.

İnkâr, İskan ve Asimilasyon

İşte bu noktada Kürtler’in sosyo – politik durumunda ve politik psikolojisinde bir isyan boyutu gizlidir. Bu aslında Kürtler’in “Tarih Felsefesi”dir. Bir halkın asimilasyonu, sözde Şark Islahat Planı ve yakın dönemde faili meçhuller, işkence odaları, asit kuyuları, öldürülen siviller, köylerin boşaltılması hâlâ unutulmadı.

Ve şu sözler hiç unutulmayacak…

Fevzi Çakmak: “O bölgede ‘müstemleke’, ‘koloni’ yönetimi kurulmalıdır.”

Fevzi Çakmak: “Bu Kürtler’in okumamışıyla baş edemiyoruz, okumuşuyla asla baş edemeyiz. Yol yapılmayacak, köprü yapılmayacak, imar işleri yapılmayacak.”

Cemal Gürsel: “Nerede bir Kürt görürseniz, yüzüne tükürün.”

İsmet Paşa (İnönü): “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.” (Milliyet, 31 Ağustos 1930)

Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt): “Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!” (Milliyet, 19 Eylül 1930)

Peki Nasıl Bir Savunma?

Büyük Kürt araştırmacı ve tarihçisi Mehrdad İzady şunları söylemektedir: “İslam’ın 7. yüzyılda ortaya çıkmasından sonra Kürdistanlı güçlü göçmenler, Kürdistan toprakları dışındaki yerlerde krallıklar ve prenslikler olarak iktidara geldiler. Aslında bu Kürt göçleri, Horasan’dan Mısır’a uzanan bir alanda 10. yüzyıl’dan başlayarak üçyüz yıl boyunca İslam tarihinin akışına yön vermiştir. Batı İran toprakları ve daha sonra da bereketli hilâl neredeyse birkaç bağımsız Kürt Hanedanlığı’nın hükümranlık bölgesi haline gelmiştir. İslam’ın merkezî topraklarını Bizanslılar’a, Ruslar’a ve Haçlı ordularına karşı savunanlar Kürtler’dir.”

Bu tarihî gerçeklik ışığında rahatlıkla söylenebilir ki; Kürtler’in hemen hemen bütün savunma refleksleri ve özgürlük mücadelelerinin temelinde İslamî bir çıkış vardır. Ubeydullah NehrîÜstâd BediuzzamanŞeyh SaidMolla Mustafa BarzanîQazî Muhammed bu çıkışın delilleridirler. İzady’nin de dediği gibi dönemin emperyal güçlerine karşı verilen bütün Kürt toplumlarının mücadele temelinde vahyin teorik boyutu, Peygamber’in pratik boyutu vardır. Bu nedenle İslamsız bir Kurdî mücadele düşünülemez. 

Devam Edecek.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...