Evlilik  İçin  Mümeyyiz  Olmak…
Hazım Koral

Evlilik İçin Mümeyyiz Olmak…

Fıkıh kurallarına göre evliliğin ön şartlarından biri de kişilerin “blûğ çağı”na ermiş olmasıdır. Bunun bir başka ismi ise “akıl baliğ” olma durumudur. Buna ilişkin açıklamalarda “mümeyyiz olmak” veya “erişkin olmak” kavramları da kullanılmaktadır. Evliliğe dair kullanılan bu kavramları, toplum nezdinde kabul görmüş dar kapsamlı anlamları ile değil, aksine geniş bir zaviyeden ele almak istiyoruz. Zira toplumumuzda yuva kurma hususunda öylesine bir algı var ki, bu şart hasıl olduğunda artık evlenecek veya evlendirilecek kişilerin önünde hiçbir engel kalmamaktadır. Oysa fıkhen olaya bakacak olursak vakıanın bunun tam tersi olduğunu görmüş olacağız. Kısacası evlilik için “blûğ çağı”na ermiş olmak asla yeterli etken değildir.

Elbette “blûğ çağı”na ermiş genç bir bayan ve genç bir erkek için edim ve ibadetler hususunda fıkhen sorumluluğu başlamış bulunmaktadır. Ancak evlilik ve yuva kurma olayı beraberinde çok büyük ve detaylı sorumluluklar getirdiği için bunun bir ön donanımı olmalı değil mi? Özellikle son zamanlar toplumumuzda ayyuka çıkan aile içi şiddet ve boşanma hadiseleri bu gerçeği bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. Neymiş efendim, artık öyle bir zamana gelmişiz ki, eşlerin birbirlerine karşı tahammülleri yokmuş, basit tartışmalarda bile sabırlı ve tahammüllü olamıyorlarmış ve bu yüzden aile içi şiddet ve boşanma hadiseleri çoğalmış. Evet doğrudur ama bu bir sonuçtur. Hemen diyeceksiniz ki, “ebeveynler olarak biz ne yapmalıyız?”

Açık bir şekilde itiraf edecek olursak ebeveynler olarak biz bu hâlimizle sorunların üstesinden gelemeyiz. Zira sorun bizzat ebevenlerde. Her şeyden önce ne yazık ki, biz toplum olarak yozlaşmışız. Yıkılan yuvaların müsebbibi bizzat ebeveynler olmaktadır. Kendilerinde olmayan meziyetleri çocuklarına nasıl aşılasınlar? Aile müessesesi elbette ki toplumun nüvesidir. Ancak toplum dejenere olmuşsa köklü arayışlardan başka daha ne yapılabilir ki? Bu ülkede yıllardan beri aile yapısının temelini dinamitleyen, müptezelliği ve müstehçenliği pompalayan dergiler, gazeteler, TV’lerdeki diziler ve magazin programları bu dejenerasyonun, bu kokuşmuşluğun baş müsebbibi olmuştur. Ahlâkî anlamda bu bir algı operasyonudur. İnsanların sadece bedenlerindeki hücreler mutasyona uğramaz. İnsanlar muzır neşriyattan dolayı ruhsal anlamda da mutasyona ve değişime uğrayabilmektedir.

Aile bağı bir takım değerlerle kaimdir. Ancak bu değerlere karşı toplum bünyesinde kayıtsızlık baş göstermişse yozlaşmaya doğru savrulma kaçınılmaz olur. Bir başka ifadeyle, ailenin ifsadı topluma hakim olan değerlerden uzaklaşmakla başlar. Aile bağlarına karşı hassasiyet toplumsal otokontrölü de beraberinde getirir. Kayıtsızlığın baş göstermesi ise tam tersi istikamette yol almak demektir. Rabbimiz bu hususu şöyle beyan ediyor: “Bir toplum kendi özlerinde olan güzel ahlâk ve huyu bozmadıkça Allah onların durumunu değiştirmez.” (Rad:11) İslâm’a göre ailenin mahremiyeti ve insicamı ne kadar önemliyse, İslâm toplumunun da emniyet ve insicamı o kadar önemlidir. Bu nedenledir ki, İslâm’ın güvence altına almayı hedeflediği beş temel ögeden biri “nesil emniyeti”dir. Hatta “can emniyeti” kadar önemlidir. Zira ailevî ifsadla birlikte izzet ve onurunu yitirmiş insanları İslâm ölüler arasında sayar.

Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:  "İzzet ve şeref Allah'ın, Resûlünün ve müminlerindir." (Münâfikûn:8) Yüce Rabbimiz Müslüman bireyi izzet ve şeref sahibi olarak tanımlamaktadır. Peki bu sıfat nasıl muhafaza edilir? Hiç kuşkusuz Müslüman aile yapısının yüce ahlâkî değerlerimize uygun muhafaza edilmesiyle mümkündür. Ahlâkî değerlerimiz dinin sütunlarıdır. Kişinin dinini de bu değerler ayakta tutar. Bu konu da da büyük hassasiyet sahibi olan merhum Erbakan hocamız, siyasî hayatındaki üç büyük sloganından biri ve ilki, “önce ahlâk ve maneviyat” idi. Çünkü bir toplumda ahlâk ve manevîyat öncelikli hassasiyetlerden değilse yozlaşma kaçınılmaz olur. Bugün Batı toplumlarında yaşanan uç noktadaki sapkın ilişkiler aile yapılarının dejenere olmasından sonra başlamıştır. Batıda önce aile yapılarında değerlere karşı duyarsızlık ve yozlaşma başladı. Ardından ise Lut kavmine özgü sapkın yaşam biçimi neşvü nema bulmaya başladı. Şimdi ise ilkel kabilelerde bile görülmeyen swinger gibi sapkınlıklar kanunlarla - yasalarla teminat altına alınır oldu.

Bakınız İngiliz antropolog John D. Ünwin, 4 bin yıllık kadim tarihe dayanan 80 ayrı uygarlıkla ilgili geniş kapsamlı araştırmasında, uygarlıkların ve toplumsal çöküşlerin nedenini aile yapılarına bağlıyor. Araştırdığı uygarlıkların çöküşüne neden olan ortak tehdidin, aile yapılarına hakim olan tutucu, güçlü ahlâkî değerlerin zamanla liberal bir anlayışa terk edilmesiyle başlamış. Ve zamanla ailelerin etik değerlere karşı kayıtsızlığı arttıkça, ahlâk anlayışları çözüldükçe uygarlıklar da parçalanıp bir bir çökmüş. İngiliz araştırmacının bu tespitleri Kûr’ân-ı Kerim’le de örtüşmektedir. Zira Kûr’ân’ı tetkik ettiğimizde kadim tarihlerde yaşamış nice uygarlıkların, yüce Allah’ın peygamberler vasıtasıyla göndermiş olduğu evrensel ahlâk kurallarından yüz çevirmiş olmalarından dolayı çeşitli musibetlere düçar olduklarına tanık olmaktayız.

Bu durum iki versiyonlu olarak karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, Rad Sûresi’nin 11’nci ayetinde bildirildiği üzere toplumun bizzat kendisi. İkinci etken ise kötü yöneticilerin soysuzlaştırma politikaları. Örneğin bizzat siyasi iktidarların ahlâksız yaşam biçimini kanunlarla teminat altına alması soysuzlaşmaya zemin oluşturmaktadır. Allah Teâlâ’nın haram kıldığı münkeratın aleni olarak işlenmesine ve icrasına kanunla onay vermek toplumsal yozlaşmanın önünü açmaktadır. Böyle bir toplumun kısa süre içerisinde ahlâkî değerlerden inhiraf etmesi ve cahiliî yaşam biçimine evrilmesi (evrene hakim olan illiyet (sebep-sonuç) açısından) adeta kaçınılmazdır.

"Muhakkak ki kötü yöneticiler bir ülke yönetimini ellerine geçirdikleri zaman, orasını ifsad ederler (bozguna uğratırlar) ve ora halkının izzet sahibi olanlarını zillete düşürürler. Ve işte onlar böyle yaparlar." (Neml:34)

Bir başka ayet-i kerimede ise bu gerçeklik şöyle ifade edilmektedir: “Allah’ın ni'metini küfürle değiştirenleri ve kendi kavimlerini helâk yurduna götürenleri görmedin mi?” (İbrahim:28)

 Hor ve hakir kılınmış bir toplumun en önemli özelliği erişkinliğini – mümeyyizliğini yitirmiş olmasıdır. Bugün ne yazık ki, Türkiye coğrafyasındaki durum bundan ibarettir. Hiç kimse üzerine alınmasın ama bir zamanlar Aziz Nesin’in söylediği o meşhur söze katılmamak mümkün değil. Toplumumuzda her Allah’ın günü vuku bulan yüzlerce aile içi şiddet olayları ve boşanma hadiseleri eşlerin mümeyyiz olmadıklarına şahitlik etmektedir. Yıkılan yuvalar, perişan olan çocuklar had safhada. Ebeveyn şefkatinden, anne-baba sevgisinden mahrum büyümüş çocukların toplumsal hayata zarardan başka ne tür katkıları olur ki? Bakınız iş bununla da bitmiyor. Sadece dağılmış ailelerin çocukları potansiyel tehlike taşımamaktadır. Bugün sözüm ona dışarıdan bakıldığı zaman çoluk çocuğu ile bir aile görüntüsü verenlerin hâllerine vakıf olduğunuzda içler acısı manzaralara tanık olabilmekteyiz. Zahiren erişkin görülen genç bir bayan veya genç bir erkek aslında mümeyyiz olmaktan o kadar uzaktırlar ki, bunu ancak düğün sonrasında görebilirsiniz.

Günümüzde “aklı bir karış havada” sözü neden bu kadar revaçta acaba? Sadece günümüz gençliği değil, yaşını başını almış insanların pek çoğu ne yazık ki, aklı bir karış havada. Bunu insanî ilişkilerin veya sosyal hayatın her alanında görmek mümkün. İslâm böyleleri için “tutucu din” olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Nefsanî arzularının esiri olmuş, gayri ahlâkî tutum ve davranışları yaşam biçimine dönüştürmüş insanların mümeyyiz olmaları mümkün değildir. Erişkin olmak her şeyden önce aklı selimce bir hayat yaşamakla mümkündür. Bu da hayatın kayıtsızlık değil, kayıt altına alınması demektir. İnsanı erdemli kılan evrensel ilâhî değerlere ve ontolojik yasalara uygun bir hayat yaşamasıdır. İnsan bu değerlere göre hayatını kayıtlandırırsa dinin kopmayan kulbuna tutunmuş olur. Olaya bu zaviyeden baktığımızda İslâm’ın tutucu bir din olduğunu görmüş oluruz. Evet İslâm kendisine intisab edeni tutar günaha girmesin, yamuk ve yanlış işler yapmasın, hayatı kendisine zehir-zindan etmesin diye.

Şu hâlde ifade etmek istediğimiz o ki, kötü yönetimleri suçlayıp kendimizi temize çıkaramayız. Ki, daha önce örneğini verdiğimiz Rad Sûresi’nin 11’nci ayeti bu konuya temas etmektedir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) “Bir toplum neye layık ise öyle yönetilir” diye buyurduğu rivayet edimektedir. Eğer bir toplum “sırat-ı müstakim” üzere olmanın dışına çıkmış ve şirazesi kaymışsa o toplumdan “sosyal insicam” beklemek beyhudedir. Mümeyyiz olmak her şeyden önce muhlis olmayı zorunlu kılar. Nitekim Rabbimiz buyuruyor ki, “Şeytan, muhlis olanı saptıramaz.” (Sad:83) Bir başka ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, üzerinizdeki sorumluluk kendi nefislerinizdir. Siz kendinizi doğru yola (sırat-ı müstakim’e) getirmeye bakın. Siz doğru yola erişirseniz sapan size zarar veremez. (Maide:105)

Toplumsal gidişattan memnun olmayan rahmetli babam, özellikle aile içi şiddet ve boşanma hadiseleriyle ilgili bir olaya tanık olduğunda, “oğlum, bu toplumun çivisi çıkmış” derdi. Her hangi bir gazeteyi elinize aldığınızda veya TV haberlerine baktığınızda, aynı sözü söylememeniz mümkün değil. Toplumumuz ne hâle gelmiş? Sevgi yitirilmiş, insanlarda tahammül ve hoşgörü kalmamış. Şiddete teşne bir toplum hâline gelmişiz. En küçük bir sorunun hâlli için hemen şiddete baş vurulmakta. Bu mudur mümeyyiz toplum? Geçimsiz-kavgacı bir toplum olmuşuz. Bunu ufak çocuklar arasında bile görmemiz mümkün. Bir yanlış yaptığında abisi kardeşini sille tokat dövebiliyor. Abla kardeşinin saçını başını yolabiliyor. Anne çocuklarını dayakla tedip etmenin derdinde. Evin reisi baba ise hanımına gestapo kesilmiş. Vay efendim, “yemeğin tuzu neden fazla?” gibi eften büften sebeplerle eşine şiddet uygulayabiliyor. Mümeyyiz olamamaktan kastımız budur. Yaşı ne olursa olsun bu tür insanlar “akıl baliğ” olamamışlardır. Erişkin değillerdir.

Hayatı anlamlı kılan ilâhî değerler kuşanılmışsa eğer, yani yardılış gayesine uygun bir hayat yaşanıyorsa o zaman “akıl baliğ” olunmuş, o zaman mümeyyiz olunmuş demektir. Bu ancak arınmış bir toplumla olur. Toplum olarak cahilî kirlerden arınmak zorundayız. Bir taraftan arınmak, diğer taraftan kuşanmak. Tevhid kelimesinde de bunu görüyoruz. “Lâ ilâhe” derken beşerî ilâhlardan soyutlanmış oluyoruz. Akabinde ise “illallah” derken Allah Teâlâ’nın egemenliğine teslimiyetimizi ilân etmiş oluyoruz. Bu ise tevhidi değerlerin kuşanılması demektir. Bir başka ifadeyle buna “sibgatullah” da diyebiliriz: “Biz, Allah’ın boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz ona ibadet edenleriz (deyin). “ (Bakara:138) Allah Teâlâ’nın boyası ile boyanmış bir toplum düşünün! Böyle bir toplumda cahiliyeden eser kalır mı? Şu hakikati bilmiş olalım ki, Kûr’ân insanı erişkin ve mümeyyiz hâle getirmek için inzal olmuş bir kitaptır. İnsanlar bu Kitap sayesinde mümeyyiz olur, rüşde erişir.

Sonuç olarak ifade etmek istediğimiz o ki, gerçek manada mümeyyiz olanlar, gerçek manada rüşde erenler evliliği hak etmiş demektir. Günümüzde hemen hemen her meslek dalının tam tekmil ayrı eğitim programı var, peki lise ve üniversitelerdeki ders müfredatlarına “evliliğe hazırlık” programları konsa nasıl olur acaba? Bazı belediyeler “evlilik danışmanlığı” adı altında hizmet vermektedir. Ancak bunun köylere, kasabalara varasıya dek daha geniş kapsamlı olarak yaygınlaşması gerektiği kanaatindeyiz. Elbette bu işin köylüsü ve şehirlisi diye bir ayırım söz konusu değil. Hatta istatistiklere göre şehirlerde aile içi şiddet ve boşanma hadiseleri daha fazla vuku bulmaktadır. Köylerde sabır, tahammül ve çekilen cefanın sineye bastırılması da var. Bunu da gözardı etmemek gerek. Şehirde veya taşrada olsun, çekilen bunca sıkıntı, cefa ve ölümlere varan olumsuzlukların temelinde mümeyyiz olamama vardır. İslâm ise kemâl bir dindir, insanları kemâlata çağırır. Erdemli ve erişkin olmaya çağırır. Rüşde çağırır, mümeyyiz olmaya çağırır. 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...