Modernizm  İllüzyonunda Halüsinasyon Görmeden Uyanmak...
Ahmet Yıldırım

Modernizm İllüzyonunda Halüsinasyon Görmeden Uyanmak...

Modern dünya! birçok vahşetin, acının, zulmün yaşandığı bir yerdir. Her gün onlarca açlık, alçaklık, ihanet vb olay ve durumlarla karşılaşırız ve hiçbir şey yokmuş gibi davranırız. Her birimizin konumlandığı ve odaklandığı mecraya doğru yürürüz. Yaşamın acımasız olmayacağı ön kabulüyle konforlu, rahat, zahmetsiz, rahmetsiz, külfetsiz, ülfetsiz, kanaatsiz bir yöne doğru… Ölümsüzlük hissi ile konforlu ve pahalı evler, lüks arabalar, şık elbiseler, yumuşak yataklar, iyi bir maaş, kitap gibi avratlar/erkekler, kendi egosunu en yüksek tonajda yaşama hevesi vb  duygu ve taleplerle çevremize bakmadan bu odaklandığımız yaşama doğru yürüyoruz. Hepimiz bir şekilde bu yaşamın yaydığı kokunun efsunu altındayız.

Sulandığımız böylesi bir yaşamın bize huzur ve mutluluk vereceği düşüncesindeydik. Zira modernizmin argümanı olan kitle iletişim araçları hepimize kendi yaşamlarımızın yıldızı olacağımızı ilham ediyorlardı. Tv’lerden, sanal alemden haykırıyorlardı; bizim ne denli önemli şahsiyetler olduğumuzu, her şeyin en güzel ve konforlusunu ne denli hak ettiğimizi ilham ediyorlardı. Fakat gün geldi sunulan imkanlarla beklentilerin karşılanamayacağının çöküşünü yaşıyoruz. Taleplerin gerçekleşmemesi hepimizde bir travma ve bastırılmış duygular olarak kendini gösteriyor. Bu yüzden çok agresif, kızgın ve nefret yüklüyüz. Sağlıklı düşünemiyor, sağlıklı hareket edemiyoruz.  

Modernizm en çok illüzyonlar (Yanılsama, gözbağı) ve halüsinasyonlardan yararlanır. Önümüze konulan lüks ve pahalı yaşam gücünü illüzyonlardan almaktadır. Günümüzde illüzyon hakikatin üzerini örten en ağır perdedir. Yukarıda ifade ettiğim yaşam tarzı hakikatin yerini alamaya çalışan en büyük illüzyondur. Yıllarca böylesi bir yaşam için mücadele ediyoruz, büyük bedeller ödüyor, çabuk yıpranıyor, çabuk çözülüyor, çabuk kopuyoruz. Aşırı hırslı ve doyumsuzuz. Yıllarca asma tavanlı, gösterişli avizeleri olan vb bir ev ve araba, oturma takımı, pahalı porselen tabaklarında yemek yiyebileceğimiz bir sofra için mücadele ediyoruz. Yıpranıyoruz. Bütün bunların bir illüzyon olduğunu bilmeden…

Geldiğimiz noktada hangisinin hakikat, hangisinin illüzyon olduğunu karıştırır olduk. Çünkü başta saydıklarım hem Kur’an’a hem de Efendimizin yaşam tarzıyla bağdaşmıyordu. Fakat sulanma duygusu kavramlarımıza yeni anlamlar yükledi. Ve illüzyon dediğimiz hakikat dışı yaşam hakikatin üstünü örtme eğilimi gösterdi. Bu eğilim bizim için kafi oldu. Bu illüzyonlar bize hizmet etmesi gerekirken bizler eşyayı kutsar, eşyayı taşır, maddi unsurlar için can almaya ve can vermeye başladık. İnsanın kutsallığının yerine eşyanın kutsallığı, illüzyonun ilahlığını ilan eden bir sürece girdik. Şimdilerde eşyanın bizi taşıyacağı yerde biz eşyayı taşıyoruz hem de en mahrem yerlerimizde; zihnimizde, gönlümüzde, ideallerimizde. Genelde memnun olmadığımız işlerde çalışıp ihtiyaç duymadığımız eşyaları alıyoruz. Bu durum illüzyonu besleyen en önemli argümandır. 3x4 bir kredi kartı bir insandan (hatta insanlıktan) daha önemli, daha değerli, daha kıymetli vb olabilmektedir.

Günümüzde böylesi bir yaşam tarzınının yanlışlığını izah ettiğinizde muhatabımızda öfke belirtileri kendini gösteriyor. O denli illüzyon ile (illüzyonun şekillendirdiği yaşam) bütünleşme sağlanmıştır ki eşyayı eleştirmeyi şahsını eleştirmekle eş değer tutan bir kitleye sahibiz. Eşyayı hedef aldığınızda sanki muhatabın şahsını da hedef almış oluyorsunuz. Rutin yaşamın içinde birçoğumuz yaşayan robotlara dönüşüyoruz. Çifte benlikler inşa ediyoruz iç dünyalarımızda. Kendi egomuzu şişirip illüzyonların kurguladığı yaşama ulaşabileceğimizi hayal ediyoruz. Bu noktada illüzyon insanda depresif bir görüntüye dönüşüyor, insan halüsinasyonların kucağında buluyor kendini. Aşırı romantizm ve hamaset insanı hakikatten koparıyor.  Saniyelerle sınırlı görülen halüsinasyonlar süreçte dakikalara ve saatlere dönüşerek süresini uzatıyor. Bu uzama süresi gün geliyor günlere ve yıllara dönüşüyor. Tam bu noktada insan bir gün kendini zengin bir işadamı, genç ise bir futbolcu, bir şarkıcı veya artist olarak düşlüyor. (Bugün Ali AĞAOĞLU adındaki müteahhide  söven birçok insan esasında O olmanın halüsinasyonunu görenlerdir.) Görülen uzun soluklu halüsinasyonlar insanda çöküntüler oluşturmaktadır. Bir adım ötede illüzyonun gönüllü köleliğine aday bir ton halüsinasyon gören insanlar var. Sürekli daha iyiye ulaşmak için yapılan kişisel gelişim faaliyetleri sadece bir görüntüdür. Aynadaki yansıma. Modern insanın yaşamını şirketler ve firmaların kapitalistçe uyguladıkları proje, program, taktik ve stratejiler belirlemektedir. İnsana ait olan karar verme mekanizması şirketler tarafından gasp edilmiştir.

Homo modernius yaşamı (Hayy, diri olanı değil. Yaşam ayrı, hayat ayrı şeylerdir.) illüzyonların ve halüsinasyonların istilası ve işgali altında olmasına rağmen ne illüzyon ne de halüsinasyon alanlarını genişletmekten geri durmazlar. İnsan yaşamının, zihninin, yüreğinin her alanın kapsadıktan sonra gözünü ilahlığını ilan edeceği yer olan Hak/Hakikate çevirir. Hakikati dönüştürme çabası açık bir Hakka karşı isyandır. Bu isyan kalkışmasında kullanılan kurşun askerler halüsinasyon gören kitlelerdir. Romantizm ve hasametle yüklü bu kitle tüm öfke, kin ve nefretiyle hakikate saldırmaya başlar. Zira illüzyonun önüne koyduğu kendini gerçekleştirme, özlediği yaşamla arasında yer alan en önemli etken gerçekliktir, hakikattir. İşte bu hakikat imha edilmesi gerekendir. Romantik kitle tüm gücüyle taarruz eder. Sanır ki hakikat kalesi yıkıldığında nirvanaya ulaşacaktır.

Böylesi bir ortamda ilkeli, ahlaklı, erdemli ve onurlu bir yaşam sürmek isteyenler ise zavallı olarak görülecektir. İllüzyona ruhunu satmayan, halüsinasyon kendini kaptırmayan bu kitle aylak, acınası, zayıf, aciz  kimseler olarak telakki edilir. İllüzyon nehrinden kana kana içen güruh bu kitleye de düşmandır. Çünkü bu az sayıdaki insan topluluğu halüsinasyon gören kitleye illüzyon öncesi durumlarını hatırlatmaktadır. İllüzyon öncesi dönem ise gerçekliği çağrıştırmaktadır ve bu asla illüze olmuş kitle için affedilecek bir şey değildir. Görüntüsüyle, şekliyle, tarzıyla, yaşantısıyla geçmişini hatırlatan bu insan topluluğu hakikati gösterdiği için yok edilmelidir. İmha etmeye çalıştığı bu az sayıdaki topluluk halbuki özgürlüğünün anahtarıdır. İllüzyonun etkisindeki kitle geçmişe dair hiçbir şeyi hatırlamak istemez, çünkü geçmiş acını acıtmaktadır. Geçmiş bu kitle için kapanması imkansız bir yaradır. Halüsinasyon görmeyen her ilkeli şahıs yarayı kanatan bir hamle gibidir. Yüzleşmek acıtır, yüzleşmek özgürlüğe açılan ilk kapıdır. Ve her özgürlük bir bedel ve emek ister. İllüzyonun pençesinde halüsinasyon gören kitle ise bedel ve emek etmeyi baştan ret etmiştir. İlkeli durmaya çabalayanlar için  böylesi zamanlar en çok bedel ödenen zamanlardır. Hem cinsleri tarafından hem fikirsel hem de fiziksel işkenceler görür. İllüzyon tarafından efsunlanan bu kitle merhamet, adalet, hukuk, kardeşlik vb duygulardan ari olarak büyük bir hınç besler.

İllüzyon ve halüsinasyon sadece ekonomik göstergelere sahip değildir. En az ekonomide etkili olduğu kadar kültürel, sosyal ve siyasi alanlarda da etkilidir. Bununla birlikte halüsinasyonları sadece bireyler de görmezler. Bireylerle birlikte gruplar, kuruluşlar, tröstler, karteller, şirketler, cemaatler, devletler ve milletlerde görürler. (Abarttığımı düşünenlerin Arap baharı, Suriye meselesi, mülteci, medeniyet tasavvuru, geleceğin inşası ve neoOsmancılık kavramlarını hatırlamaları yeter sanırım.)

İllüzyondan her uyanan (tüm gruplar) derin bir çöküntü ile uyanır. Halüsinasyondan  uyanan her Efsunlanmış şeyden geriye yorgun, bıkkın, yıpranmış, yozlaşmış ruhlar kalır.

Peki, insanlar neden illüze olmak, halüsinasyon görmek isterler? Gönüllü olarak neden ruhlarını teslim ederler? Sanırım kendilerinden daha güçlü gördükleri şeye güvenmek, dayanmak istemelerindendir. Yani güven sorunu yaşayanların halüsinasyon görmeleri daha olasıdır. Modern zamanların eminlik sorunu vardır. Değerlerine güvenen, değerleriyle güvende hisseden ve muhatabına güven veren denklemini kurmak zorundayız.

Son satırlar İllüzyon ve halüsinasyona direnme üzerine birkaç satır olsun. Esasen yukardan aşağıya ortaya koymaya çalıştığım tam olarak da budur. Yazımız baştan sona tersten yaklaşmak kaydıyla çözüm önerileri barındırmaktadır. Yine de söyleyeceklerimiz ezcümle kabilinden olsun. Öncelikle modern zamanda da olsak Müslüman kalmayı başarmalıyız. Evrenin mutlakı Hakiminin Allah olduğunu unutmamalıyız. “canımı Müslüman olarak al” ayetinin künhüne ermeliyiz. Dünyanın en zor şeyi adil, hakperest, vicdanlı ve merhametli; yani Müslüman olmak/kalmak ve Müslümanca ölebilmektir. Firavunun illüstyonistlerinin (sihirbazları) ilk taleplerinin mal, makam ve mevki olduğu gözden karışmamalıyız.

Bize geçmişimizi hatırlatan gösterge, gösteren ve görüntülere düşmanca tavır almayı bırakmalıyız. (Geçmişimizi hatırlatan kardeşlerimizi vb) Eleştirilere açık olmalı, Efendimizin mutedil ol düsturu mukabilince bir yaşam sürmeliyiz. “Onlar kafirlere karşı izzetli ve şerefli; birbirlerine karşı ise (kardeşlerine) merhametli ve şefkatli davranırlar” ayetini sürekli hatırda tutmalıyız. Günümüzde en çok terk ettiğimiz Allah’ın kitabı ve Allah’ın muradıdır. Tevazunun her şeklini içselleştirmeliyiz. İllüzyondan kurtulan, halüsinasyondan uyanan her kardeşimizi sorgusuz sualsiz bağrımıza basmalıyız. Onun Hak ve Hakikat çerçevesinde yaşamasına katkı sağlamalıyız. Fakat bundan önce iddiası olanların Hak ve Hakikat çerçevesinde kalması icap eder. Yaşamımızın her merhalesini Hak danışmanlığında yürümeliyiz. Lüks arabalara, evler vb sulanırken bunun Hak’kı incitip incitmeyeceğine bakmamız gerekir. Hakka ihaneti Hak asla affetmez.  Ölümlü bir dünyanın ölümlü insanları olduğumuzu hiç unutmamak gerekir.

 

Rahmet ve bereketle…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...