Fikrimin İnce Gülü...
Eda Bildek

Fikrimin İnce Gülü...

Kendimi hiç güvende hissetmiyorum. Ne çok kalabalığın içinde lüzumsuz gürültülere tanıklık ederken ben, hiç tekin bir yerde güvenilir tınılar işitmiyorum. Önünden geçtiğim nice simaların bakışlarına takılırken âcizane gülüp geçiyorum. Tanıdığım birçok sima ile onları kıyaslarken buluyorum kendimi. Pervasızca zamanın avuçlarında yaza doğru kıvrılan bir dağın yamacında mütemadiyen eriyen bir kar gibi eriyip gidiyorum.

 Öyle ki bir bakıma önünü ardını kestiremeyen Züleyha’nın gerdanından kıvrılan bir elmas kolye gibi ömrün sathında gören gözlere karşı kıvrılıyorum. Oysa gördükleri ben ile gerçek ben arasındaki muhakemeye tutuluyorum. Hepimiz Sühreverdi’nin tavuslarıyız aslında ya da Mevlana’nın Ney’i. Zaman zaman ritmi ilahi olan bir musiki işitiyoruz ve kalbimiz göğüs kafesimizde bir kuş gibi heyecanla kanat çırpınmaya başlıyor. Kayıp bir cennetin hatırlamasıyla acı çekiyoruz. Sonra diniyor musiki, duruluyor göğüs kafesimizdeki kuş. Sürgünlüğümüzün içinde bir aşina sevi arıyoruz. Buluyor muyuz?

Kuşatıldığım çağın içinde ben ne kadar sevgiden söz etsem de her şeyin yapayıyla yüzleşiyorum. Elektronik bir hayatın için manyetik sevgilere rastlıyorum. Bunca gelişmiş çağın içinde bir miktarda olsa ilkel sevme gücüne tanıklık etsem diyorum, deliymişim gibi bakıyorlar bana. Henüz delirmedim diyorum, henüz değil. Belki yarın, belki yarından da yakın ama henüz değil. Hala uyandırmak için uykudaki ilkellikleri çırpınıyorum. Bütün güzellikler güzel atlara binip gitmiş olamaz ya diyorum. Ölmüş olmamalı henüz sevginin hası, çiçeklerin özünden bal yapan arılar varken bu kadar çıplak kalmamalı insanın gönlü diyorum. Öldürmeyen Allah öldürmez ya, umut ekmeye çalışıyorum kelamın inleyen göğsüne.

Ama görüyorum işte. Görmeseydim, sezmeseydim bende mekanik bir çağın içinde zamanın uçurtmasına takılıp bir o yana bir bu yana bencilce savrulan rabotlardan biri olabilirdim. Hem ne kolaydı, fırınlar, buzdolaplar, çamaşır, bulaşık, saç kurutma, ekmek kızartma makinaları varken kadın olmak…  Çiçeğin kokusunu saksıdaki endamlı ilahi bir çiçeğin göğsünden değil de; yapay kokularla çiçek görüntüsünde olan kadifelerden almaya çalışmak da kolaydı. Hatta bir elin sıcaklığından daha talep edilen maddi hediyelerin gölgesinde ölümsüz aşklardan söz etmek de kolaydı. Bir türlü ölmeyen, hep değişen suretlerle yeni ölünecek simalar bulan bir çağda yaşamak elbette kolaydı. Oysa bir tel aniden kopabilir. Bir fiş, bir priz, bir kablo aniden infilak edebilir işlevinden. Kuşlar gökyüzü sanıp camdan bir pencereye çarpabilir üstelik kediler bilmez ki Trafik kurallarını, kendini bir çılgın sürücünün arabasının altında bulabilir. Deprem fay hatlarından haberleri yoktur ki kuşların, köpeklerin ve dahi çiçeklerin. Onların sezgileri vardır, bir de tabiatlarına uygun ilkel öğretileri. Ve çok şükür ki sevme güçleri… Bir kumrudan öğrenmeli elbet sevdanın sadakatini.

İşte bu yüzden sular ve gökler arasında yapayalnızım.  Söylediklerim bu çağın lisanına uymuyor. Uyuşmuyor gönlüm mekanik gülüşmelerle. Onu arıyorum, cennetimi. Bulmasaydım, elbet yitirmezdim. Öyleyse ümitli olmalıyım. Su üstüne yazılan yazılar belki kaybolup gider ama ruhun tenine yazılan isim kaderdir; yok olup gitmez öyleyce.  Bulmuş olmanın o derin kudretiyle yenilmeyişim bundandır.  İhanetin kol gezdiği mekanik bir çağda, rüzgârın ellerini hissederek hüzne bulanmış tenimde; öylece uzun ince bir yolda gezinip dururken; yapraklar kendini zamansız dökebilir. Deniz feneri ışığını zamansız alabilir. Rahmet olması için duasına çıktığım yağmurlarda boğulabilirim. Üzerinden geçtiğim yol aniden ayaklarımın altından kayabilir. İşittiğim en güzel sözün bir yalandan ibaret olduğunu öğrenebilirim. Beklediğim otobüsü kaçırabilir, son bileti kaybedebilirim.

Mehtabına kapıldığım gökyüzü tüm güzelliğini benden esirgeyebilir. Hem garantisi var mı elimi sıkan elin samimiyetinden, yüzüme gülümseyenin iyi niyetinden? Öyleyse hiç ama hiç güvende değilim. Ehemmiyetsiz düşlerin eşiğindeyim. Beni koru Allah’ım!

Ben ben değilim ve hiç kimse kendi değil. Sudaki aksine kapılmış herkes. Şirazesi bozulmuş bir duygu deviniminde tutarsızız hepimiz. Yegâne gerçek: Sürgünlüğümüz. Yeğane sürek: İnkisar. Şimdi siz mekanik çağın manadan yoksul insanları inkisar ne demek onu da bilmezsiniz. Zira o da kovuldu cennetimizden oysa ne derindir anlamı ‘kırılma, gücenme’ !

Hâlbuki hepimiz bir parça kırgın güller mevsimine dönüşmedik mi?

Bir vakit buldum sandımdı, duasına çıktığım yağmurun bahşediliği vakitti. Sonra yitirdim. Kim bilir, nasıl hile ile çalındı benden. Olsun, buldumdu. Sonra baktığım aynalardaki görüntülerimi topladım. Hepsinde onu gördüm. Tamam dedim, ruhuma yazılı olandı. Öyleyse şimdi sürgünlüğüme devam edebilirim. Nasılsa elbet cennete dönüşür sürgünlükler. Ayrılığın koynunda yine de yoktum ‘Âyine-i mücellada nihan’dım.

Öyle uyandım.

Yokluğun yolu bilmekten değil, bilmemekten geçiyordu. Bilir mi bir gün bilmem. Ama bu çağın kalbi çok soğuktu, üstelik koku denilen şey dahi anlamından uzaktı. Hani gelseydi, bilseydi; belki çağın gönlünden mana olup yağardık. Denizlerin üzerinden yürüyüp geçerdi şiirlerim, kuş olup uçardı gönlüm istikbaline. Gelmedi, bir şarkı ilişti gönlüme. Sonsuzluk gibi bir şeydi. Fikrimin ince gülü… Denizlere dalıp dinledim. Hem yanlış çağın yalnız insanlarıyız neticede.

Aldandım.

Her şeyi sildim, adımı ilkin.

Benden geriye bir tek onu bıraktım.

İşittiğim ilahi musikinin ta kendisiydi neticede. Yaşamak hakkıydı.

Kuşlar uçuverdiler o vakit, yağmurlar diniverdiler.

Hiç ehemmiyette değilim, bulduğum yerde yitirdim.

Öyle ki, bende yittim.

 

Üzerime basıp geçiveriniz, basıp geçtiğiniz nice gönüller gibi. Yapay çağın içinde yapay duygular bekliyor sizi köşe başında. İçimizde bir hüzün, bir hüzün. Geçmiş koşmuyor elbette arkamızdan, keşke koşsaydı. Ama yine de içimiz pürhüzün.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...