Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası...
Alptekin Dursunoğlu

Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası...

Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye ve müttefikleri tarafından desteklenen silahlı gruplar, devlet egemenliğinden ‘kurtarılmış bölgeler’ yarattığı için tartışmalı hale geldi.
 

Tarih 18 Temmuz 2012. Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hasan Turkmani, Savunma Bakanı Davud Raciha, İçişleri Bakanı Muhammed Şaar ve Genelkurmay İkinci Başkanı Asıf Şevket, toplantı halinde bulunduğu ulusal güvenlik binasında bombalı saldırının hedefi oldu.

 

Saldırıdan yaralı olarak kurtulan İçişleri Bakanı Muhammed Şaar’ın dışındaki tüm üst düzey güvenlik yetkililerinin ölümüyle sonuçlanan 18 Temmuz saldırısı, Suriye’deki vekalet savaşının başlangıcı olarak tarihe geçmişti.

 

Çünkü bu saldırıyla eş zamanlı olarak Bab el-Hava (Cilvegözü) sınır kapısı düşmüş ve mayıs ayından itibaren ABD koordinasyonu ile Türkiye üzerinden silahlandırılan silahlı gruplar başta Halep ve Şam olmak üzere büyük kentlere geniş çaplı saldırılar başlatmıştı. “Rejimin devrilmesi konusunda artık yıllardan değil aylardan veya haftalardan”[1] söz ediliyordu.

 

“Sykes-Picot sınırları fiilen kaldırılmalı”

Tarih 31 Temmuz 2012. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Sykes-Picot anlaşmasıyla çizilen bölge sınırlarını “yanlış örülmüş duvarlarla belirlenen yapay sınırlar”[2] olarak niteliyordu.

Türkiye’nin Suriye politikasının mimarı Davutoğlu’na göre Sykes-Picot sonrasında bölgenin durumu “Kemal Sunal’ın ‘Propaganda’ filmine benziyor”du.

Ortadoğu’daki sınırlar ‘Propaganda’ filminde görüldüğü gibi yapay bir şekilde belirlenmişti, siyasi olarak bu sınırlara saygı göstermekle birlikte, bu sınırların ekonomik ve kültürel açıdan fiilen kaldırılmaları gerekiyordu.

“Arap Baharı’yla birlikte bölgede yüzyılın tasfiyesi, değişimi yaşanıyor”du, dolayısıyla “Kamışlı ile Musul’u ayrı düşüren” bu sınırların Avrupa Birliği modeli ile “önemsiz hale” getirilmesi yönünde bir fırsat doğmuştu.

Tarih Nisan 2015. Amerika, Eylül 2014’te Suriye’de rejim devirmeyi öncelik olmaktan çıkarıp terörle mücadeleyi öncelik olarak belirlemiş ve Rusya da terörle mücadele gerekçesiyle Suriye’ye girmişti. Ancak Türkiye ve Suudi Arabistan hala Amerika’yı Suriye’ye karşı savaş seçeneğine geri döndürme umudunu koruyordu.   

Suudiler, “ABD’nin bizimle beraber hareket etmesini sağlamanın tek yolu dişimizi göstermemizse, diş gösteririz. Ve Sünni dişi azılıdır”[3] diyordu.

Nusra Cephesi liderliğindeki ‘Fetih Ordusu’ çatısı altında birleştiren Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın nüfuzu altındaki gruplar, nisanda İdlib’i ele geçiriyor ve Lazkiye’ye doğru ilerliyordu.

Böylece Amerika’ya ‘eğer vekalet savaşı seçeneğine geri dönersen rejimi devirmek imkansız değil’ mesajı verilmiş oluyordu.

 

“Ilımlı muhaliflere katılın ‘Kürt bölgesine’ destek verelim”

Tarih 29 Eylül 2015. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu IŞİD’in ortadan kaldırılmasının ‘Esed’in ortadan kaldırılmasına bağlı olduğunu’ vurgulayarak ve “ılımlı muhalefetle birliktelik” durumunda “Rojava’da bir Kürt bölgesi oluşturulmasına destek vereceklerini”[4] söyleyerek hem Amerika’ya hem de PYD’ye mesaj göndermişti.

Yani Türkiye, 2012’de ortadan kaldırılması gerektiğini savunduğu Sykes-Picot sınırlarının değiştirilmesine bu kez şartlı olarak onay veriyordu.

Türkiye ve Suudi Arabistan’ın baskıları Amerika’yı vekalet savaşı seçeneğine geri döndürmeye yetmedi. Fetih Ordusu’nun ilerleyişi, Rusya’nın müdahalesiyle durduruldu.

PYD ise Türkiye’nin ‘ılımlı muhalefetle birliktelik’ karşılığında uzattığı ‘Rojava’ havucunun yerine ABD ve Rusya ile koordineli olmayı tercih etti.

Tarih Ağustos 2016. 2014’ten beri “Ankara'nın Şam'la savaşında asker olmayız”[5] diyen PYD’nin Türkiye’nin vekalet savaşının bir parçası olmak yerine Amerika’nın “teröre karşı savaşının” bir parçası olmayı tercih etmesi, kendisine Menbic üzerinden Afrin’i diğer iki kantonuyla fiziksel olarak birleştirmek için bir manevra alanı açmıştı.

15 Temmuz darbe girişimi sırasında müttefiklerinden değil, Rusya ve İran’dan destek gören Türkiye, Suriye’nin bölünmesini bir ‘B planı’ olarak yedekte tutan Amerika’nın PYD ile işbirliğini ancak Rusya ve İran’la yakınlaşarak dengeleyebileceğini düşünmeye başladı.

 

“Sınır değişikliği Türkiye’nin beka meselesi”

Tarih, 24 Ağustos 2016. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’nın onayı ile gerçekleşen ve PYD’nin Afrin’i diğer kantonlarla birleştirmesini engelleyen ‘Fırat Kalkanı’ operasyonunun başladığı gün Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumakta kararlı olduklarını açıkladı.[6]

Bu, aslında Sykes-Picot anlaşmasıyla belirlenen “yapay sınırları” ortadan kaldırmayı veya “anlamsızlaştırmayı” hedefleyen Türkiye’nin 5 yıl sonra Sykes-Picot sınırlarına ‘sığınması’ anlamına geliyordu.

2012’de mevcut sınırların ‘fiilen ortadan kaldırılması’ gerektiğini savunan Türkiye’nin 2015’te Şam’a karşı savaşa katılmaları şartıyla destek vaat ettiği ‘Rojava Kürt bölgesi’, 2016’da “Türkiye’nin beka meselesi”[7] olarak tanımlandı.

 

Suriye’nin toprak bütünlüğü mü önemli Şam’da devrim mi?

Ankara’nın Suriye’nin toprak bütünlüğü konusundaki tutumunun yıllara ve şartlara göre değiştiği; ancak Şam’a yönelik tutumunun hiç değişmediği dikkate alındığında toprak bütünlüğü meselesinin Türkiye açısından stratejik değil, taktik düzeyde bir değer taşıdığı algısı oluşuyor.

Dolayısıyla da şu soru gündeme geliyor: “Acaba Ankara açısından Suriye’de stratejik hedef, mevcut yönetimi devirmek mi yoksa Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması mı?”

Türkiye’nin ‘Fırat Kalkanı’ karşılığında Rusya ve İran safına geçtiği gözükse de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesinin ardından yaptığı açıklamalar, Ankara’nın hâlâ Şam’ı hedef alan yeni bir plana göre tekrar saf değiştirebileceğini gösteriyor.

El-Bab’dan sonra Menbic ve Rakka hedefi ortaya koyan Cumhurbaşkanı Erdoğan,[8] doğrudan Suriye’nin egemenliği ile ilgili bir konu olan ‘güvenli bölge’ meselesini gündeme getirdi.

 

Trump’la mucize formül

Erdoğan’ın bu çıkışıyla eş zamanlı olarak da Rakka operasyonu konusunda Amerika’nın PYD’yi dışlaması, Suriye Demokratik Güçleri içindeki Arap savaşçılar ile Fırat Kalkanı içindeki ÖSO unsurlarının birleştirilmesi senaryosu gündeme getirildi.[9]

ABD’yi PYD ile işbirliğinden uzaklaştırmayı, hatta PYD’yi tıpkı IŞİD gibi bir hedef haline getirmeyi öngören böylesi bir planın Washington’da kabul görme ihtimali ayrı bir konu.

Ancak “güvenli bölge” teklifi ile birlikte yürütülmesi istenen ve YPG’yi dışta bırakarak yeni bir ÖSO kurmayı teklif eden bu planın Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaktan çok Şam’a karşı yeni bir savaşa yönelik olduğu açık.

Peki faraza Suriye’nin en ‘ultra ılımlı’ gruplarının birleştirilmesiyle yeni bir ÖSO kurulur ve bunlar Türkiye özel kuvvetlerinin sevk ve idaresiyle ve ABD liderliğindeki koalisyonun desteği ile Rakka’yı IŞİD’den kurtarırsa bunun Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına nasıl bir katkısı olabilir?

Eğer Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından sadece PYD kantonlarının yok edilmesi kastediliyorsa, IŞİD’i Rakka’dan sileceği varsayılan bu yeni ÖSO’nun YPG’ye yönelik savaşına ve Türkiye’nin ‘güvenli bölgelerde şehirler inşa etmesine’ Suriye, Rusya ve İran’ın da sessiz kalacağının garantisi nedir?

Suriye’de eğer stratejik hedef bu ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ise bunun tek yolunun Astana konferansında da vurgulandığı üzere Şam’ın egemenliğinin tanınması ve siyasi çözüme varılması olduğu açık.

Zira Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye ve müttefikleri tarafından desteklenen silahlı gruplar, devlet egemenliğinden ‘kurtarılmış bölgeler’ yarattığı için tartışmalı hale geldi.

Dolayısıyla ABD’yi ikna ederek Suriye’de yeni bir ÖSO kurup bununla hem IŞİD’i hem YPG’yi hem de terörist sayılan diğer grupları yok etmek, onlardan kurtarılan yerleri ‘güvenli bölge’ yapmak gibi bir mucize formül bulunsa bile bu Suriye’nin toprak bütünlüğünü değil, sadece ikiye bölünmüş olmasını garanti eder.

 

Türkiye eğer gerçekten Suriye’nin toprak bütünlüğünü Şam’da devrim yapmaktan daha öncelikli bir stratejik hedef olarak görüyorsa ABD’ye önerdiği planı ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Roberd Ford’un “Suriye’yi birkaç parçaya bölmek, tek parça halinde tutmaktan daha kolay”[10] sözüyle birlikte düşünmeli.

 

YDH Yazının devamını okumak içim

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...