ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına
Alptekin Dursunoğlu

ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına

Ahrar Şam ve müttefikleri siyasi süreçte çözüm ortağı haline gelirse Rusya, İran ve Suriye’nin 2014 yılındaki Cenevre-2 konferansında önerdiği model gerçekleşmiş olacak.
 

Suriye’deki silahlı grupların Halep hezimeti sonrası yaşadığı iç savaş ve kaos durumu, 2013 yılına dair bir ‘deja vu’ duygusu yaratıyor.

23 Ağustos 2013’te Şam’da kimyasal silah kullandığı gerekçesiyle Suriye yönetimini cezalandırma kararı alan Amerika’nın askeri müdahaleden son anda vazgeçmesi, Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) çökmesine ve silahlı grupların iç savaş yaşamasına neden olmuştu.

Bugünlerde ise Aralık 2016’daki Halep bozgunu ve Türkiye’nin Rusya ve İran safına geçerek nüfuzu altındaki silahlı grupları Astana sürecine dahil etmesi, 2015 yılında Fetih Ordusu adı altında örgütlenen silahlı grupların iç savaşına gerekçe oluşturuyor.

Silahlı gruplar açısından Eylül 2013 ile Aralık 2016’yı benzer kılan şartları, sebepleri ve aktörleri anlamak için her iki döneme ilişkin süreçleri hatırlamakta yarar var.

 

‘Dostlar’ muhalif görsün 

18 Mart 2011’de Suriye’de isyan başladığında örgütlü bir muhalif siyasi grup da, bu siyasi grubun askeri kanadı sayılabilecek bir silahlı örgüt de yoktu.

Suriye’de siyasi muhalif örgütleme çalışmaları, Haziran 2011’de Antalya’da yapılan bir konferansla başlatıldı. Çeşitli Avrupa ülkelerinde sürdürülen bu çalışmalar, o dönemde Suriye konusundaki etkinlikleriyle bilinen Türkiye ve Katar’ın girişimleriyle Ağustos 2011’de sonuç verdi.

Ana gövdesini Müslüman Kardeşler örgütünün oluşturduğu Suriye Ulusal Konseyi adlı siyasi muhalif grup kuruldu, başkanlığına da Fransa’da yaşayan Burhan Galyun seçildi.

İlk silahlı grup olan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ise Suriye Ulusal Konseyinden bir ay önce kurulmuştu ve doğal olarak Ulusal Konsey ile örgütsel birlikteliğe sahip değildi.

Elbette Suriye’deki silahlı mücadele ÖSO’nun kurulmasından çok daha önce başlamıştı ve ÖSO’nun sahadaki silahlı mücadeleye liderliği de söz konusu değildi. ÖSO, Aralık 2012’ye kadar, adlarını çok daha sonraları duyacağımız Nusra ve IŞİD’in de dahil olduğu tüm silahlı grupları ifade eden bir tabelaydı.

Bu tabela sayesinde Suriye’de silahlı mücadele verenlerin tüm dünyada terörist olarak kabul edilen örgütler değil, “rejim karşıtı vatansever Suriyeli askerler” olduğu imajı yaratılmıştı.

Katar liderliğindeki Arap Birliği ile Fransa’nın BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu müdahale taslağının, Ocak 2012’de Rusya ve Çin tarafından veto edilmesi, Suriye’deki vekalet savaşını destekleyen ülkelerin koalisyon kurması için gerekçe oldu.

Suriye’ye Libya tarzı bir müdahale için BM’den sonuç alamayan ülkelerin kurduğu ‘Dostlar Grubu’ Şubat 2012’de Tunus’ta yaptığı ilk toplantısında muhaliflerin silahlandırılmasını tartıştı.

Nisan 2012’deki İstanbul toplantısında Ulusal Konsey’i ‘Suriye halkının yasal temsilcisi’ olarak tanıyan Dostlar Grubu, Mayıstan itibaren de Temmuz 2012’de başlatacağı vekalet savaşı için silahlı grupları ÖSO çatısı altında silahlandırmaya başladı.

 

Geciken zafer ve muhalefete ABD müdahalesi

Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun tabiriyle ‘haftalar içinde’[1] zafere ulaşması beklenen ‘devrim’in gerçekleşmemesi üzerine dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 31 Ekim’de Ulusal Konsey’in Suriye muhalefetini temsil etmediğini ve feshedilmesi gerektiğini açıkladı.[2]

Bu açıklama, o zamana kadar Türkiye ve Katar’a bırakılmış olan Suriye ‘devrimindeki’ liderlik rolünün doğrudan ABD tarafından üstlenileceğinin ilanıydı.

Ulusal Konsey, ABD’nin nüfuzu altındaki muhaliflere katılmayı kabul ettiği için feshedilmedi; ancak Kasım 2012’de Katar’da Suriye Ulusal Koalisyonu adlı yeni bir muhalif örgüt kuruldu.

Daha önceki Ulusal Konsey ile ÖSO arasındaki koordinasyonsuzluktan şikayet eden Amerika, ÖSO’yu da 2012 yılının Aralık ayında Antalya’da yeniden yapılandırdı ve böylece yeni askeri örgüt olan ÖSO ile yeni siyasi örgüt olan Ulusal Koalisyon’un organik bir bütünlük içerisinde çalışacağı varsayıldı.

 

İç savaşta ABD rolü

ABD liderliğinde kurulan yeni ÖSO’nun vitrini Suriye ordusundan kaçan subaylardan oluşuyordu; ancak bu grubun ana gövdesini Tevhit TugaylarıSukuru’ş- Şam ve sonradan İslam Ordusu adını alacak olan Livau’l İslam oluşturuyordu.

Aslında Aralık 2012’de ABD öncülüğünde kurulan yeni ÖSO, silahlı grupların ayrışmasına neden olmuştu. Bu ayrışmanın nedenleri ve silahlı grupların o dönemdeki konumları “Suriye’deki silahlı gruplar ve yeni ittifak kombinasyonları[3] başlıklı yazıda açıklandığından bu ayrıntılarla yazıyı uzatmak gereksiz.

Özetle o dönemde silahlı grupların genel ittifak tablosu radikalden ‘ılımlı’ya doğru şöyleydi:

1- Nusra Cephesi: 2013’te ayrı bir güç olarak ortaya çıkacak olan IŞİD, Nusra’nın bir parçasıydı. Daha doğru bir ifadeyle aslında Nusra, IŞİD Lideri Ebubekir Bağdadi’nin bir komutanı olan Ebu Muhammed Colani’nin liderlik ettiği bir örgüttü.

2- Ahrar Şam ve müttefikleri.

3- Özgür Suriye Ordusu.    

Amerika’nın 2013 yılının Eylül ayında Suriye’ye askeri müdahaleden vazgeçmesi ise Dostlar Grubu’nun vekalet savaşındaki kontrolü kaybetmesine neden olan süreci başlatmış oldu. Çünkü askeri müdahalenin gerçekleşmemesi ‘devrimden’ umudun kesilmesine ve ‘devrim’ sonrasına ertelenen iç çatışmaların başlamasına neden olmuştu.

ÖSO’nun ana gövdesini oluşturan bu üç grup ÖSO’yu ve Ulusal Koalisyon’u tanımadığını açıkladı.  Aralık 2013’te ÖSO’dan ayrılanların da yer aldığı İslami Kurtuluş CephesiAhrar Şam’ın liderlik ettiği ‘İslami Cephe’ ile birleşti, böylece ÖSO da buharlaşmış oldu.

Bu gelişme üzerine 2013 yılının Aralık ayından itibaren silahlı grupların ittifak tablosu, radikalden ılımlıya doğru şöyle değişti.

1- IŞİD,

2- Nusra Cephesi,

3- Ahrar Şam ve müttefiklerinin oluşturduğu İslami Cephe,

4- ÖSO’dan ayrılan grupların kurduğu İslami Kurtuluş Cephesi,

5- Artık bir tabela değeri bile kalmayan ÖSO.

İslami Cephe ile İslami Kurtuluş Cephesi’nin daha sonra ‘İslami Cephe’ adı altında birleşmesi, bu tabloda sadece küçük bir değişikliğe neden oldu.  

Silahlı grupları 2013’te yeni yeni gruplaşmalara ve iç savaşa iten şey, ABD’nin Aralık 2012’de  ÖSO’ya müdahale etmesi ve Eylül 2013’te Suriye’ye müdahale etmemesiydi.

 

Fetih Ordusu iç savaşı ve Türkiye’nin rolü

Aralık 2016’dan sonra ise Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Halep konusunda müdahale etmemesi ve Türkiye’nin İran ve Rusya safına geçerek Astana süreci ile silahlı gruplara müdahale etmesi, silahlı grupların yeni gruplaşmalarının ve yeni iç savaşının sebebi oldu.

Nusra Cephesi, Ocak 2017 başlarında müttefiki olan silahlı grupları Halep’in düşmesinden sorumlu tuttu ve ‘ılımlı’ muhalifleri terörist gruplardan ayırmayı öngören Astana konferansına katılarak ihanet etmekle suçladı, bu gruplara savaş ilan etti.

Nusra’nın Sukuru’ş- Şam, Feylaku’ş Şam, Ensaru’d- Din, Mücahitler Ordusu gibi Ahraru’ş- Şam’ın müttefiki olan gruplara saldırıları, her iki tarafta sarsıcı etkiler yaptı. Örneğin Nusra emirlerinden Ali el-Arcani, Nusra'nın Halep ve İdlib çevresindeki diğer örgütlere yönelik uygulamaları nedeniyle örgütünden ayrıldı.

Buna karşın Ahrar Şam’ın müttefiki olan bazı gruplar, Nusra’nın safına geçerek ‘Tahriru’ş- Şam’ adlı yeni bir grup oluşturdu ve liderliğine de Ahrar Şam’ın liderlerinden Ebu Cabir Haşim Şeyh’i seçti.[4]

Halbuki şu an birbiriyle savaşan bu gruplar, 2015 yılında Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından ‘Fetih Ordusu’ adı altında birleştirilmişti ve Mart 2015’te İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusu’nun 2014 Eylülünde Suriye’de rejim devirme savaşından vazgeçen Amerika’yı savaş seçeneğine geri döndürebileceği varsayılmıştı.

 

Fetih Ordusu niçin kuruldu?

 “ABD’nin bizimle beraber hareket etmesini sağlamanın tek yolu dişimizi göstermemizse, diş gösteririz. Ve Sünni dişi azılıdır[5] diyen bir Suudi yetkili de ABD’yi savaş seçeneğine geri döndürecek bu planın ayrıntılarını açıklamıştı.   

Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Fetih Ordusu projesi ile silahlı grupların ittifak tablosu 2015’te şöyle olmuştu:

1- IŞİD,

2- Fetih Ordusu: Ana gövdesini Nusra ve Ahrar Şam’ın oluşturduğu bu ittifak şu an birbiriyle savaşan 10’a yakın silahlı gruptan oluşuyordu. İdlib’i elinde tutan bu grup, 2015 yılı boyunca Halep, Lazkiye ve Hama’da da Suriye ordusuyla savaştı.  

3- Bilinen ittifaklar içerisinde yer almayan; ancak şartlara göre tüm tarafların safına geçebilen yerel gruplar.

4- ÖSO: Hissedilir bir varlığı olmamakla birlikte ‘ılımlılık’ tılsımı için ismi hala korunuyor. Halep ve İdlib başta olmak üzere yereldeki unsurları, Fetih Ordusu ile müttefik oldu.    

 

Fetih Ordusu projesi çöpe atılıyor

Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ‘Sünni azı dişiyle’ ABD’yi yeniden savaş seçeneğine döndürme projesi, Rusya’nın Eylül 2015’te sahaya doğrudan müdahale etmesi sebebiyle başarısız oldu. Fetih Ordusu’nun kazanımları ise şu an Suriye devleti tarafından adeta silahlı grupları toplama kampına dönüştürülen İdlib’le sınırlı kaldı.

Ankara’yı Tahran ve Moskova’nın safına geçmeye zorlayan şartlar şöyle özetlenebilir:

1- ABD’nin Şam’la vekalet savaşı seçeneğine dönmemesi,

2- Suudilerle Türkiye’nin Rusya’yı caydıracak bir hamle yapamaması; uçak düşürme gibi yapılan hamlelerden de zararlı çıkması,

3- Fetih Ordusu’nun başarısız olması,

4- ABD’nin Türkiye’ye rağmen PYD ile ortaklığını sürdürmesi ve Suriye’nin bölünmesini bir B planı olarak gündemine alması,[6]

5- Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ABD ve Arap müttefiklerinden değil, Rusya veİran’dan destek görmesi.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından desteklenen ve Nusra dışındaki bileşenleri ABD tarafından da ‘ılımlı’ olarak nitelenen silahlı grupların Ocak 2017’de başlayan iç savaşının sebepleri ise şöyle açıklanıyor:

 1- Türkiye’nin Halep konusunda Rusya ve İran’la işbirliği yapması; Suudi Arabistan ve Katar’ın da buna seyirci kalması,

2- Nusra dışındaki diğer silahlı grupların savaşmak yerine Halep’ten ayrılmayı kabul etmesi,

2- Türkiye’nin nüfuz kullanabildiği silahlı grupları Astana konferansına götürmesi, bu grupların Fetih Ordusu içerisindeki müttefikleri olan Nusra’yı terörist olarak niteleyen Astana sonuç bildirisini imzalayarak Nusra’dan ayrılmayı taahhüt etmesi,

3- Türkiye’nin Halep’te Fetih Ordusu’na yardım edebilecek grupları Fırat Kalkanı’nda kendi özel çıkarları için kullanması.

 

Sahada kaybedip, siyasette kazanan ılımlılar

2013’teki gruplaşmaların ve iç savaşın sonunda en zayıf halka olan ÖSO tasfiye olurken en radikal grup olan IŞİD, sahanın en güçlüsü olmuştu.

Şu anki iç savaştan ‘ılımlı’ diye nitelenen grupların terörist ya da radikal olarak nitelenen Nusra ve müttefiklerine karşı zafer kazanması beklenmiyor. Ancak ‘ılımlı’ diye nitelenenler ÖSO örneğinde olduğu gibi askeri sahada hiçbir varlıkları olmasa bile uluslararası toplum tarafından mecburen var sayılıyorlar.

 

Şam’da devrim rüyası görenler, ‘devrimin’ tabutuna son çiviyi çakıyor

2013’teki iç savaş, vekalet savaşının genelkurmayı rolü ile kurulan ÖSO’yu tasfiye ettiği ve IŞİD ve Nusra gibi radikalleri güçlendirdiği için Amerika, kontrolünü kaybettiği savaştan çekilmiş ve Şam’da devrim düşüncesinden vazgeçmişti.

Nusra ve müttefiklerinin zaferiyle sonuçlanması halinde şu anki iç savaşın da hala Şam’da devrim rüyası görenleri uyanmaya zorlayacağı açık.

Elbette Nusra ve müttefiklerinin kazanma ihtimali daha güçlü olan bu iç savaş sonunda Ahrar Şam ile müttefiklerinin tamamen tasfiye olması beklenmiyor.

Dolayısıyla her halükarda sahada ÖSO’dan çok daha güçlü ve gerçek bir varlığa sahip olmayı sürdürecek olan Ahrar Şam ve müttefiklerinin Şam’da devrim rüyasından uyanan ülkelerin de yönlendirmesiyle Astana konferansında çizilen çerçevede bir çözüm ortağına dönüşmesi mümkün.

 

3 yıl gecikmeli ‘onurlu ve vatansever muhalif’

Eğer Ahrar Şam ve müttefikleri böylesi bir dönüşüm geçirir ve siyasi süreçte çözüm ortağı haline gelirse Rusya, İran ve Suriye’nin 2014 yılındaki Cenevre-2 konferansında önerdiği model gerçekleşmiş olacak.

Rusya, İran ve Suriye’nin Cenevre-2 konferansına önerdiği gündem maddeleri şunlardı.

1- Terörist gruplara yapılan silah ve para yardımlarının kesilmesiyle savaşın ve kanın durdurulması.

2- BM sözleşmesi çerçevesinde terörle mücadele konusunda ciddi adımlar atılması.

3- Teröristler ile onurlu ve vatansever muhaliflerin birbirinden ayrılması.

4- Ulusal uzlaşmanın ve reformların uygulanması için müzakerelerin başlatılması ve yabancıların müdahalesi olmaksızın siyasi sürecin işletilmesi.

5- Terörü destekleyen ülkelerin Suriye’nin yeniden yapılandırılmasının maliyetini üstlenmesi.[7]

 

O dönemde hala varlığını sürdüren ABD liderliğindeki Dostlar Grubu “Beşşar Esed çekilmelidir” ön şartında ısrar ettiği ve savaşı hala bir seçenek olarak gördüğü için son madde hariç olmak üzere bu gündem 3 yıllık bir gecikmeyle fiili bir gerçeklik kazanmış oluyor.

Yazının devamı için

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...