Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi'
Alptekin Dursunoğlu

Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi'

Halep’in devlet kontrolüne geçmesi, Türkiye'nin de katkısıyla Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti eden bir siyasi çözüm sürecinin başlamasını sağlayabilecek stratejik bir dönüm noktası.
 

18 Temmuz 2012’den sonra silahlı gruplar tarafından işgal edilen Halep’in doğusundaki mahallelerin yeniden devlet kontrolüne alınması, Suriye krizinde “sonun başlangıcı” olarak değerlendiriliyor.

 

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed, “sonun başlangıcı” değerlendirmesini teyit edercesine bu gelişmeyi Suriye tarihi açısından bir milat[1] olarak niteledi; ancak nihai zafer anlamına gelmediğini[2] de vurguladı.

Suriyeli muhalifler ise "Halep, devrimin önemli bir yeri ama son yeri değil. Şu anda Özgür Suriye Ordusu'nun kontrolü altında daha çok alan var"[3] diyerek, yaşanan gelişmeyi sadece bir ‘toprak kaybı’ düzeyinde değerlendirdi.

Her iki taraf da Halep’teki gelişmenin bir nihai zafer veya hezimet anlamına gelmediği noktasında buluşsa da gelecek perspektifi açısından bakıldığında Şam’ın değerlendirmesinde gerçekçilik, muhaliflerinkinde ise umudu canlı tutma çabası dikkat çekiyor.

 

Halep, stratejik dönüm noktası

Halep’in devlet tarafından kontrol altına alınması, bir bölgenin el değiştirmesiyle sonuçlanan basit bir askeri saha gelişmesi değil; 2012’de Suriye’de ‘devrim’ hedefiyle silahlı grupları destekleyen uluslar arası müttefiklerin politika değişikliğinin bir sonucu.

Bu sebeple de Halep’teki gelişmeyi stratejik hedefte sapma yaratmayacak taktik düzeyde bir geri çekilme olarak gören muhaliflerin umudu canlı tutma çabası gerçekçi gözükmüyor.

Elbette Suriye’de geçen 5 yıl içerisinde birçok yerin defalarca el değiştirdiği doğru. Halep’in devlet kontrolüne geçtiği günlerde Palmira’nın IŞİD tarafından yeniden ele geçirilmesi de bunun en yakın örneği oldu.

Ancak aşağıdaki gelişmeler, Palmira’nın düşmesini Suriye açısından taktik bir geri çekilme; Halep’in kontrol altına alınmasını ise muhalifler açısından “sonun başlangıcı” olarak değerlendirmeyi mümkün kılıyor.

 

Halep sürecini hazırlayan şartlar

1- Suriye’deki vekalet savaşını destekleyen ‘Dostlar Grubu’ Eylül 2014’te ‘IŞİD karşıtı uluslar arası koalisyona’ dönüştü. ABD, Suriye’de rejim devirmeyi öncelik olmaktan çıkarıp terörle mücadeleyi öncelik olarak belirledi.

2- Rusya, 30 Eylül 2015’ten itibaren Şam’ın talebiyle Suriye’de askeri operasyonlara başladı. Ancak ABD’den farklı olarak sadece terörist ilan edilen IŞİD ile Nusra’yı değil, Şam’a tehdit oluşturan tüm silahlı grupları hedef aldı.

3- ABD liderliğindeki uluslar arası koalisyonun Irak’taki sınırlı etkisine karşın Rusya İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki koalisyonu; askeri dengeyi tamamen değiştirdi. Suriye ordusu 2015 Eylülü’nden itibaren bariz bir şekilde savunma konumundan saldırı konumuna geçti. Bunun somut sonuçları da Lazkiye, Halep ve Şam kırsalında açıkça görüldü.

4- Türkiye, Suriye’nin bölünmesini B planı olarak yedekte tutan Amerika’nın YPG ile ilişkilerinden kaygı duymaya başladı. 15 Temmuz darbe girişimiyle Suriye, Irak ve Libya’nın bölünmesi arasında ilgi kurduğundan olsa gerek Ankara, “Türkiye’de oynanan oyunu bozduğunu, Irak, Suriye ve Libya’daki oyunu da bozacağını”[4] açıkladı.

 

Muhalifler, dostlarının değişen önceliklerinin kurbanı

İç politika gereklerinden dolayı rejim değişikliğini söylem düzeyinde korusa da Suriye politikasındaki önceliğini toprak bütünlüğünün korunması şeklinde değiştirdi.

 Rusya ile ilişkilerini normalleştirdi. Suriye konusunda Amerika’dan çok daha fazla Rusya ve İran’la koordineli hareket etmeye başladı. Bu ise askeri sahaya Türkiye’nin ‘Fırat Kalkanı’na karşılık Halep konusunda Rusya ve İran’la işbirliği yapması şeklinde yansıdı.

Özetle, muhalifler açısından Halep’in kaybının taktik düzeyde bir askeri kayıp değil, stratejik düzeyde “sonun başlangıcı” olduğunu düşündüren gelişmeler şunlar:

1- 2012’de Halep’in bazı semtlerini işgal eden silahlı grupları destekleyen ABD ve Türkiye, artık önceliklerini değiştirdiği için vekalet savaşına geri dönebilecek durumda değil.

2- Şam karşıtları açısından askeri sahanın en güçlüleri olan IŞİD ve Nusra istisnasız tüm taraflarca ‘terörist’ olarak niteleniyor. Diğer gruplar ise ‘devrim’ hedefini gerçekleştiremeyecek kadar zayıf ve paramparça. Buna karşın Şam’ın müttefiklerinin koordineli hareketi Suriye ordusuna askeri sahada üstünlük kazandırıyor. Hatta Türkiye gibi karşıt kutuptaki bir bölgesel aktörü bile uyumlu davranmaya mecbur ediyor.

3- Rus askeri uzman Vladimir Yeseyev’in tabiriyle Türkiye artık Fırat Kalkanı sebebiyle Rusya ve Suriye’nin “dolaylı ortağı”[5] konumunda. Suudiler ve Katar ise etkisiz elaman.

 

Kronolojik teyit

Halep çerçevesinde Temmuz’dan beri yaşanan gelişmelerin kronolojik seyri de buraya kadar anlatılanları teyit ediyor.

9 Temmuz: Suriye ordusu, Kastillo yolunu kontrol altına alarak Halep içerisindeki silahlı gruplara dışarıdan gelen yardımları kesti.[6] Böylece 2012 Temmuz’undan beri Halep’in içindeki bazı mahalleleri kontrol altında tutan silahlı gruplar kuşatma altına alınmış oldu.

18 Temmuz: Suriye yönetimi kuşatma altındaki silahlı gruplara sivillerin çıkışına izin vermesi çağrısı yaptı ve şu an yapıldığı gibi silahlarını bırakıp Halep’ten çıkmayı kabul eden militanlara af teklifinde bulundu.[7]

7 Ağustos: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye sorununu Rusya ve İran’la görüşeceklerini, Suriye ile ilgisi olmayan ülkelerle ise görüşülmemesi gerektiğini söyledi.[8] Rusya ve İran’la temaslar sıkılaştırıldı.

24 Ağustos: Türkiye, YPG’nin kantonlarını birleştirmesine engel olmak ve IŞİD’i sınır bölgesinden uzaklaştırmak için ‘Fırat Kalkanı’ adlı operasyon başlattı.

18 Ekim: Türkiye, Halep’teki silahlı grupların kenti terk etmesi ve Nusra ile saflarını ayırması için girişim başlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı görüşmede bu girişimin ayrıntılarını şöyle açıkladı:

"Dün (Salı) akşam Sayın Putin'le bir telefon görüşmemiz oldu. Görüşmede Halep'i konuştuk. Saat 22.00 itibarıyla orada hava bombardımanlarını durduklarını ifade ettiler. El Nusra'nın orayı terk etmesi noktasında kendilerinin ricaları oldu. Arkadaşlarımıza bu konuda gerekli talimatı verdik, onlar da bu çalışmayı yapmak suretiyle, 'El Nusra'yı Halep'ten çıkarmak ve Halep halkının bu noktadaki huzurunu sağlamak için bir çalışmanın içerisinde olalım' diye aramızda böyle bir mutabakatı görüştük. Halep'te yanan ateşi bir an önce söndürmek bizim oradaki kardeşlerimize olan borcumuzdur. Halep nerenin sınırı? Kilis, Gaziantep. Halep'te Allah göstermesin bir göç başlarsa nereden bakarsanız bakın en az 1 milyon insan Türkiye'ye gelecektir. Bunun bedelini kusura bakmayın da biz ödemeyiz."[9]

29 Ekim: Türkiye’nin girişimi ile bazı silahlı gruplar aşamalı olarak kenti terk etse de büyük çoğunluk buna karşı çıktı. Tüm silahlı gruplar, Halep kuşatmasını kırmak için büyük bir saldırı başlattı. Abdumun'im Ezzin, "Bu operasyon, katılan savaşçıların sayısı ve donanımı açısından Halep'e yönelik en büyük operasyondur. Hedef, Halep'in kuşatmasını kırıp İran ve Rusya'ya meydan okumaktır.”[10] dedi.

21 Kasım: Kuşatma kırma operasyonu başarısız olduğu ve Amerika Halep’teki silahlı grupların ağır silahlarıyla birlikte[11] çıkmasına izin verilmesinde ısrar ettiği için Rusya ile anlaşma sağlanamadı. En tuhaf öneri ise BM’den geldi. Ancak Şam, BM'nin 'Halep'i muhalifler yönetsin' önerisini reddetti.[12]

6 Aralık: Suriye ve Rusya’nın güvenli geçiş koridoru ile Halep’ten çıkma teklifini reddeden ve Türkiye’nin girişimini etkisiz bırakan silahlı gruplar yeniden büyük bir saldırı başlattı; ancak başlatılan bu saldırı tersine sonuç verdi. Saldırıyı püskürten Suriye ordusu, silahlı grupların elindeki mahallelerin büyük bir bölümünü kontrol altın aldı. Silahlı gruplar bu ilk kez ateşkes talep etti.[13]

16 Aralık: Silahlı gruplar Halep’i terk etmeyi kabul etti ve tahliyeler başladı.

 

Sonuç

Halep’in devlet kontrolüne geçmesi, muhalifler ve onları destekleyen ülkeler açısından sonradan telafi edilebilecek taktik düzeyde bir askeri kayıp değil; Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti eden bir siyasi çözüm sürecinin başlamasını sağlayabilecek stratejik bir dönüm noktası.

Suriye’nin böylesi bir çözüm sürecine yaklaşmasında Halep halkının 2012’den beri kenti silahlı gruplara teslim etmeyen direnişinin, Suriye ordusu ile Şam’ın müttefiklerinin çabalarının ve bunların hepsinden daha sürprizi Türkiye’nin sergilediği işbirliğinin rolü oldu.

 

 

YDHYazının devamını okumak için

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...