Ölen, Öldüren Kim? Ölen Ne?
Ahmet Yıldırım

Ölen, Öldüren Kim? Ölen Ne?

Son günlerde çok hızlı ve yoğun şekilde Suriye ile ilgili şiddet içerikli görüntüler izliyorum. Birçoğunda yüreğim sıkışıyor, ruhum daralıyor, çaresizliğin verdiği psikoloji ile kahroluyorum. Özellikle masum bebelerin, çocukların yaşadıkları dram ve şiddet sarmalı beni çok etkiliyor. Belki o yaşlarda hem bebeğim hem de çocuğum olmasındadır bilmiyorum. Üzülüyorum, kahroluyorum. Sonra düşünüyorum. Ne oluyor? Neden bu denli yoğun materyal bombardımanı? Yaşanılanlar elbette gerçektir, fakat bu birkaç günlük olay değil ki. Fotoğraflar ve video görüntüleri duygusallığımı ajite ediyor. Sövüp sayıyorum.  Halihazırda her kalbi olan ve biraz vicdan sahibi olanında farklı bir atmosfere girme ihtimali yoktur. Katliamın, şiddetin vb ırkı, cinsi, cinsiyeti ve milleti olmaz düşüncesindeyim. Öncelikle şu noktanın altı çizilsin isterim; İnsan olmanın dışında hiçbir kıstasım ve önyargım yoktur. İnsan, İnsan kalamadığı sürece her şey olabilir düsturuyla insanlık olgunluğuna eremeyen biri kim olursa olsun eni sonu tetikçi olabildiği gibi manipüle edilmeye açıktır.

İlerleyen günlerde Suriye savaşıyla ilgili Hatay Manşet Gazetesinde yazdığım yazımı tekrar okuma isteği duydum. Anladım ki sayıp sövsem de kafirlerin planları tıkır tıkır işliyor. Savaştan hemen önce yayınladığım yazının dibinde duruyorum. Bu savaşın cehennemin kapısını açmak olduğunu, bölgede İsrail dışında güvenli hiçbir ülkenin kalamayacağını, temelde mezhep (Vahhabi- Şia) savaşına sürüklenebileceğimizi, tüm zalim ve kafir devletlerin silah satışlarını yükselteceğini; fakat ölenlerin ancak Müslümanım diyenler olacağını yazmıştım. Yine bu savaşın ilk etapta Suriye’yi üçe böleceğini, ardından İran’a sıçrayacağını daha sonrasında ise sıranın Türkiye’ye geleceğini ifade etmişim. Bununla birlikte bu savaşı, ancak Türkiye ile İran’ın bir araya gelerek bitirebileceği notunu koymuşum.  Hemen tepki koymayın ben demiştim demeyeceğim. Diyeceğim o ki bunlara şahit olacağıma keşke ölseydim. Birçok sahabenin dediği gibi “ Annem beni doğuracağına bir taş doğuraydı da bu günü görmeyeydim” çizgisindeyim. Şimdi bu sözü daha iyi anlar oldum. Fitne zamanı ayakta kalmanın zorluğunu yaşıyorum. Ayakta mıyım? Yıkıldım mı? Onu da bilmiyorum. Bildiğim şey ise bu gidişle bizden kimsenin kalamayacağıdır.

Bildiğim o ki Müslümanlar, Ortadoğu coğrafyası ve milletleri fırsatı kaçırdı. Ne derler; Vahdeti gerçekleştirebilirdik. Aynı çizgide yer alabilirdik ve aynı tepkileri ortaya koyabilirdik. Emperyalizme ve küresel müntesiplerine birlikte mukavemet edebilirdik. Asırlardır kapanmayan yaramızı iyileştirebilirdik.

Birileri bizi sürekli manüpile ediyor. Maalesef sinirleri gerilmiş, öfkesi had safhada, parlamaya hazır ateş gibi duran kızgın bir baba gibiyiz. Üfleseler yetecek gibi.  Kime dokunsam küfürler, hakaretler… Suriye’ye girmeler, İran’ı tepelemeler, ABD’ye, Batıya efenlenmeler... Yarabbi iyi ki bizi yönetenler olayları bu sıcaklıkta ve kızgınlıkla değerlendirmiyorlar. Suriye’nin nasıl bataklığa dönüştüğünü görmüyoruz sanırım.

Dahası düne kadar kardeşlikten, vahdetten, beraberlikten söz edenlerimizin içinde ne kocaman canavarlarımız varmış. Gördük ki tüm grupların (Sünnisi ve Şiisiyle) kendi düşüncelerinden başka bir düşünceye tahammülleri yokmuş. Farklı düşünmek, farklı bir tutum ortaya koymanın ne denli zor olduğunun idrakine varıyor insan. Allah rahmet eylesin Erbakan hocamız Suriye’den sonra sıranın İran’a, ardından da sıranın Türkiye’ye geleceğini söylediğinde bunun nasıl gerçekleşebileceğini anlayamazdım. Şimdi çok net anlıyorum ve görüyorum ki zalimlerin bir şeyler yapmalarına gerek yok. Çoktan ellerindeki sihirlerini ortaya attılar ve bizi seyrediyorlar. Bugün emperyalist alçaklar inanın İran’a saldırsa taş üstünde taş bırakmasa içimizde sevinecek o kadar çok Sünnimiz var ki. Ya da aynı alçaklar Türkiye’ye saldırsa aynı şekilde göbek atacak Şiimiz… Haliyle Şiiler ölürken Sünniler sevinecek, Sünniler ölürken Şiiler sevinecek. Ama asıl sevinen, elbette kafirler olacak. Kimse durup ya burada bir sorun var demeyecek. Hem ölüp hem sevinen nasıl Müslüman olur diye sormayacak. Ah o yara; ki yine yaramızı kullandılar kafir devletler. Bir dönem bize “Ortadoğu sizden sorulur” diyorlar. Başka bir dönem de İran’a diyorlar. Sarı öküz hikayesini bilmeyenimiz yok herhalde. Bu sanırım bile bile lades oluyor.

Asıl olan Müslüman olmaktı. Biz Sünni ve şii olmakta ısrar ettik. Büyük şeytanın eski dışişleri bakanlarından Rice 22 ülkenin sınırları değişecek dediğinde inandırıcı bulmayanlar, umarım bu değişimlerin hemen öncesi dönemece girdiğimizi görebiliyorlardır. Arap baharını kafirler değil, fakat BİZ kışa çevirdik. Tövbe edeceğimiz yerde hala birbirimizi suçlamaya devam ediyoruz. Ölen ben, öldüren ben, kınayan ben… Ümmet bir akıl tutulması yaşıyor. Halbuki Allah akletmez misiniz derdi. Esasen bu ayetleri bilmeyenimiz yok. Fakat idrak başka bir şey demek ki. Bizi, bize kırdırıyorlar. Şimdi biz dedim. Bari siz kimsiniz diye sormayın.

Sahi BİZ kimdi? Neydi BİZ? BİZim içimizde günahkarlar, zalimler, fasıklar, talancılar, zorbalarda var mıydı? Ne münasebet BİZim zorbalarımız, fasıklarımız olur mu acaba? Sanırım Şiaya göre Sünniler BİZ kavramının dışında. Sünnilere göre de Şiiler bu kavramın dışında. İyi de İslam kimi BİZ diye tanımlıyor. Hatırladınız, bravo Fatiha suresi değil mi!!? Eyvah! ilgili ayette ne Sünni var ne de Şii. Sadece BİZi diyor ayet. Kimdi acaba bu BİZ?

Şahsen iddialı olacak, ama şuna inanır oldum; İran’da Şiilere Bahreyn ve Yemen’de Suud’un yaptığı zulümlerin fotoğraflarını, videolarını gösterip Sünnilerin ne kadar canavar olduklarını söylerken ederken, Sünni coğrafyalara ise Suriye’yi özelde Halep’deki fotoğrafları ve videoları gösterip bu Şiiler şöyle gaddar ve vahşi diyorlar. Halbuki ikisi de acı ve vahşice değil mi? Fakat her iki taraf sadece kendi acılarına odaklanıyor.

Birileri acıyı, vahşeti, zulmü öne çıkarıp duygularımızı altüst ediyorlar. Her iki tarafta “harp hiledir” hadisi gereğince hareket edip çektikleri sahte videoları ve fotoğrafları yaymayı da ihmal etmiyorlar. Acımızı taze ve diri tutma adına yapılan bu propagandalarla birlikte olan BİZe oluyor. Zararı BİZ görüyoruz.   Zira her iki tabanın birbirine olan kinini ve nefretini sıcak tutmak gerekiyor. Böylece düşmanlık devam etmelidir. Çatışacak unsur kalmaz ise bu kafir ve zalim devletler biliyorlar ki kendileri birbirlerini yiyecekler, birbirlerine düşüverecekler. 

Bu kadar komplo teorilerini de içinde barındıran aşırı mantıksal düşünceyi neden ifade ediyorum? Sen de hiç kalp ve vicdan yok mu vb? sorulara cevap vermeyeceğim. Rabbimin kalbimi ve vicdanıma şahit olması bana yeter. Kirli bir savaşın ortasın olduğumuzu düşünüyorum. Sınırlarımız (Ortadoğu) değişecek. Geniş topraklar bölünecek. Yanı başımızda derin acılar yaşanmaya devam edecek. Nasıl olacak demeyin, oluyor işte; hem de biz yaşarken oluyor. Bize rağmen değil, fakat BİZe (Fatiha suresindeki BİZ) rağmen oluyor. Hatta severek, isteyerek, büyük bir heyecanla biz (yine Fatiha suresindeki değil) yapıyoruz.

Bunları söylerken kimsenin içindeki (kripto) ne Sünni ne de Şii oluyorum. En azından kendimi herkesten daha iyi biliyorum. Niyetim insan olmak ve kalabilmek. Amacım Rabbimizin Fatiha suresindeki BİZ kavramının ve dahası o canlı yapının bir parçası olabilmektir. Tüm mücadelem bu. Ne kadar başarabilirsem o kadar başarılı olacağımı düşünüyorum. Genç kardeşlerimize diyeceğim odur ki dolduruşa gelmeden önce iyice bir tahlil ve araştırma yapınız ve göre bir yola giriniz. Öfkeniz, acınız, kininiz mantığınızın önüne geçmesin.  Duygularınız sizi adaletsizliğe, zulme sevk etmesin. İtidali ve dengeyi gözden çıkarmayın.  

Her şeye rağmen düşüncelerimin İran ve Türkiye tarafından boşa çıkarıldığını büyük bir umutla bekleyeceğim. Bu ateşi, vahşeti, gözyaşını ve acılarımızı dindirmelerini ideal İslam ümmeti, vahdeti ve kardeşliğini tesis etmelerini büyük bir arzuyla bekleyeceğim. Rabbimden insan kalabilmeyi ve Müslüman olarak can vermeyi temenni ediyorum. Gazze’de, Suriye’de (özelde Halep’e), Arakan’da, Yemen’de, Bahreyn’de, Kudüs’de, Afganistan’da, Pakistan’da, Doğu Türkistan’da, Musul’da, Kerkük’te, Irak’da zulüm gören tüm coğrafyalar ve ülkemde yaşanılanlara üzülüyorum ve Rabbimden topraklarımıza özgürlük, idraklerimize şuur,  bilincimize basiret ve feraset, kalplerimize adalet ve merhamet, gönüllerimize huzur ve sekinet, dizlerimize derman, gözlerimize fer, kulaklarımıza hitap temenni ediyorum.

 

BİZ olabilmek ve BİZ kalabilmek temennisiyle…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...