Niçin kopmaz ki kıyamet çocuklar öldüğünde?
Eda Bildek

Niçin kopmaz ki kıyamet çocuklar öldüğünde?

Gecikmiş bir yazıyı kaleme almak yahut aldığını sanmak ne büyük utançtır! Utanç diyorum evet, kendim için döktüğüm tüm gözyaşlarının eşiğinde af diliyorum Allah’tan! Derdimden büyük dert varmış.  Niçin yaratıldığını unutmuş olan insanın kendi için ağlamaya hakkı mı varmış! Çocuklar ölüyor. Ölüyor çocuklar ve kahrolası zalimler ölmüyor. Halep’in, Suriye’nin, Dünya’nın cennet gülüşleri soluyor. Niçin çocuklar ölünce kopmaz ki kıyamet!

Sabır diliyorum, hala göğsünde insanlık taşıyanlara. Sabır diliyorum, yüzünü Allah’a dönüp eman dileyen biçare mazlumlara. Şükür ki ne yana dönsek yüzümüzü Allah’ın yüzü oradadır. Öyleyse O’ndan başka sığınacak liman mı var? Yine de bunca çocuk ziyan olurken, onların parçalanan masumiyeti toprağa serpilirken Allah’a bakacak yüz mü var?

Şikâyet değil bu serzenişim. Gördüğüm her yaralı çocuk yüzü, ölüme savrulmuş körpe bedenin karşısında kayıtsız kalan insanlığın suskunluğuna sitemim. Kader değil bu! Bilerek ve isteyerek suskun kalmanın zavallılığı! Bana dokunmayan yılan bin yaşasın tavrı! Dahası pervasız insanlığın kendi cehennemini hazırlamasının şuursuzluğu. Ne vakit hatırlayacak nankör insanoğlu, çocukların tüm insanlığa bir emanet olduğunu? İman etmenin dil ile söylemekten öte bir idrak gerektirdiğini?

Eskilerini yoksula vermenin adı değildir iman!

Toprakları kan gölüne, yuvaları harabeye döndürülen insanları bir coğrafyadan başka coğrafyaya savurmak değildir, insanlık!

Başımızı koyduğumuz secde aklamaz bizi!

Verdiğimiz sadaka vicdanımızı rahatlamaz! Rahatlatmamalı…

Sorumluyuz biz, hepimiz ‘İman ettim’ dediğimiz andan itibaren sorumluyuz. Canımızı da malımızı da mazlumların yoluna harcamaya mecburuz. Bilmeyenin yükü yoktur, oysa biz biliyoruz. Dahası görüyoruz. Nasıl gördüğümüze kör olabiliriz? Hiç mi hesaba çekilmeyecek varlığımız sanıyoruz? Bir okul yurdunun içinde yanan çocukların, birbirine sarılı cesetlerinden de mi utanmıyoruz? Bombalar altında yara bere içinde körpe bedeniyle babasının gözünden damlayan yaşları silen çocuktan da mı utanç duymuyoruz?

Bir kadının çaresiz yavrularını sarıp kimsesizce mülteci olan halinden de mi hayâ etmiyoruz?

Hep mi unutuyoruz?

Kendi çocuğuna birden fazla ayakkabı, kıyafet alan bir anne-babanın mazlum olan çocukların kendi rızıklarındaki payını unutmasını nasıl açıklayabiliriz? Yoksa herkes imkânları ile mi yaşar diyorsunuz, öyle mi diyoruz? Kaderleri ve yaşıyorlar diye mi, susturuyoruz vicdanlarımızı? Yoksa ‘Allah’ım onlara sahip çık’ diyerek mi kaçıyoruz?

Hep kaçıyoruz, aldanıyoruz.

Niçin kopmaz ki kıyamet çocuklar öldüğünde?

Sen Halep’in, Suriye’nin, Aladağ’ın çocukları;

Sen dünyanın heba edilmiş çiçekleri;

Affetme yavrum bizleri

Ve sarıl toprağın yurduna!

Rabbin saracaktır seni!

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...