escort bodrum adana escort bayan malatya escort denizli escort

Kudüs Notları…


Bu makale 2016-11-26 22:00:54 eklenmiştir.
Ramazan DEVECİ

Kudüs hayallerimin şehri idi. Özgür Kudüs’te sabah namazı kılmak en çok yaptığım dua. Muhtemelen gerçekleşene yada ölene kadar en çok yaptığım dua olmaya devam edecek.

Kudüs’e gitmeye karar verdiğimde, önce işgalci İsrail’i devlet olarak tanımış olma durumuna düşmenin kaygısını taşıdım. Kudüs bugün işgal edilmiş bir Filistin toprağı, ve Müslümanlar için mukaddes bir yer. Kudüs’e gitmek bir anlamda işgalci İsrail’i tanımak anlamına yorumlansa da diğer anlamda Kudüs bizim yurdumuz, Müslümanların kutsal mekanı ve biz Kudüs’ten vazgeçmeyeceğiz anlamına geliyordu. Yada ben bu niyetle Kudüs’e gitmek istiyordum.

Sosyal medyada yoğun bir şekilde işgalci İsrail karşıtı paylaşımlar yapan biri olarak Kudüs’e gitmeden öncelikle sosyal medya hesaplarımı dondurdum.

Akabe vakfının organize ettiği seksen kişilik bir ekiple Mustafa İslamoğlu hoca ile birlikte Sıla turizmle Kudüs yolculuğumuz bir Çarşamba sabahı başladı. Saat 11:05’te kalkan uçaklarımız 13:30 civarlarında Telaviv havaalanına indi. Pasaport kontörlünde iki arkadaşımızı Türkiye’ye geri gönderdiler. 

Telaviv’den Kudüs’e geldiğimizde vakit akşama yaklaşıyordu. Otellerimize yerleşip akşam namazı için Mescid-i Aksa’ya gittik…

Otelimiz Filistinli Müslümanların işlettiği Mesicid-i Aksa’ya oldukça yakın şirin bir oteldi.

Doğu Kudüs genel itibarla sur içinde bulunuyor sur içi hemen hemen tümü ile tarihi dokusunu koruyor. Mescid-i Aksa’da sur içinde ve doğu Kudüs sınırları içerisinde. Şehir surları yaklaşık 4 km uzunluğunda, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapılmış. Sur içinde bulunan doğu Kudüs’te 4 mahalle bulunuyor. Müslüman, Ermeni, Hıristiyan ve Yahudi mahalleleri. Müslümanlar nüfus olarak dogu Kudüs’ün yarısını oluşturuyorlar. Diğer yarısı ise Ermeni, Hıristiyan ve Yahudi.

Mescid-i Aksa’ya gitmek için Zehra kapısından giriş yaptık. Zehra kapısına Seher kapısı da deniliyor. Zehra kapısının yanından şehrin surlarına paralel giden cadde Kanuni Sultan Süleyman caddesi. Zehra kapısının karşısında ise Selahaddini Eyyubi caddesi var. Zehra kapısından girince Herot caddesine geliyorsunuz. Cadde deyince büyük bir cadde zannetmeyin tarihi eski bir sokak. Herot Hz. Zekeriya (as) döneminde Kudüs’ü yöneten Romalı yönetici.

Herot caddesinden geçerek İşgalci İsrail askerlerinin kapısında nöbet tuttuğu Mescid-i Aksa’ya girdik. İşgalci İsrail askerlerinin varlığı Mescid-i Aksa’nın işgal altında olduğunu bir kez daha hissettiriyor insana ve yüreğinizi hüzün kaplıyor sol yanınızın acıdığını hissediyorsunuz.

İşgalci İsrail askerleri varlıkları ile biz izin vermesek sizin için kutsal üç mescidden biri olan bu mescide giremezsiniz ey Müslümanlar diyorlar. Ve Cuma günleri hemen Kudüs’ün yanı başında bulunan El Halil’den Müslümanların Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kılmalarına izin vermiyorlar.

İşgalci İsrail 1967 yılında doğu Kudüs’le birlikte Mescid-i Aksa’yı da işgal etti. Uluslar arası anlaşmalar gereği Mescid-i Aksa’nın yönetimi Ürdün’e verildi. Bakım ve onarımı ve görevlilerin maaşı Ürdün hükümeti tarafından karşılanıyor.

Mescid-i Aksa 140 dönüm yada 140 bin metrekare alanı kapsıyor içinde Kubbet-üs Sahra, Kıble Mescid-i dahil küçüklü büyüklü 200 civarında bir çok eser var. Mescid-i Aksa alanın tamamının adı.

Mescid-i Aksa bir rivayete göre yeryüzünde Mescid-i Haram’dan sonra yapılan ikinci mescittir. Hz. Şit (as) döneminde yapıldığını söyleyenler olsa da bu rivayetleri doğrulatmak mümkün değil. Hz. İbrahim döneminde yapıldığı söylenmekle birlikte genel olarak Hz. Süleyman döneminde yapıldığı kabul edilmektedir. Yahudiler Hz. Süleyman döneminde yapılan Mescid-i Aksa’yı Süleyman Tapınağı olarak isimlendiriyorlar.

Rivayete göre Hz. Süleyman Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu yere mescit yaptırmıştı. Kubbet-üs Sahra’ya isim olan Kayalık yer Yahudiler için Tapınak tepesi, Müslümanlar için Peygamberimizin miraca çıktığı yerdir. Onun için buraya Müslümanlar Muallak Taşı’da derler. Kimi Müslümanlar Muallak Taşı’nın havada durduğunu Yahudilerin Muallak Taşı’nın altına destek yaptıklarını söylerler ama biz Mescid-i Aksa’da böyle bir taş göremedik. Bu rivayet tümüyle uydurma. İnternete resimleri paylaşılan havada duran Muallak taşı fotomontajdan başka bir şey değil. Kuran’ın hakikatine inanmak için böyle uydurma hikayelere ihtiyacımız olmamalı.

Kubbet-üs Sahra’nın içerisinde bulunan kayanın altı bir mağara gibi, oldukçada geniş, üç tarafı da yerle birleşmiş durumda. Hz. Süleyman’ın yaptırdığı mescit tarih içerisinde birçok kez yıkılmış ve yeniden yapılmış.

Peygamberimiz miraca çıktığında Beytü’l Makdis yada Mescid-i Aksa yıkıntılar halinde idi. Yıkıntılar halindeki bu Mescid-i Aksa’nın miraç yurdu seçilmesi ve Müslümanların ilk kıblesi olması, Müslümanlara bir anlamda çevresi mübarek kılınan bu peygamberler yurduna ve Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmaları ve Mescid-i Aksa’yı yeniden imar etmelerinin zımmen söylenmesidir diye düşünüyorum.

“Bir gece kulu Muhammed’i Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı çok yücedir” (İsra-1)

Mescid-i Aksa kelime manası ile uzak mescit. Mescid-i Aksa’nın neresi olduğuna dair üç görüş var. Birincisi göklerin ötesinde manevi alemde bulunan bir mescit ki böyle bir mescide Peygamberimizin gitmiş olması vahiy alan biri için çok sıradan bir durum olur. Ve Mekke müşriklerinin tepki göstermesini gerekli kılmaz. Kaldı ki bu görüşü savunanlar İsra sonrası Miracıda kabul etmiyorlar. Hem Mescid-i Aksa’nın manevi alemdeki bir mescit olduğunu söyleyeceksiniz hem de miraca karşı çıkacaksınız, bu bir çelişki bence. İkincisi Vakidi’nin rivayetine göre Mekke’ye on mil mesafedeki Müslümanların gizlice toplanıp ibadet ettikleri bir mescit. Böyle bir mescit olsaydı Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar orayı bir mescit olarak inşa ederlerdi. Kaldı ki on millik bir mesafeyi bir gecede gitmek çok olağanüstü bir durum değil.

Yukarıda zikrettiğimiz ayet olayın çok sıradan bir olay olmadığını gösteriyor. Kıble değişikliği ile ilgili olayları da göz önüne aldığımızda İsra hadisesinin Mescid-i haram’dan Kudüs’te bulunan bugünde aynı isimle anılan Mescid-i Aksa’ya gerçekleşmiş olması daha güçlü bir ihtimal olarak gözüküyor.  İsra hadisesinde Mescid-i Aksa’nın harap halde olması bir problem gibi gözükse de ihtimaldir ki rabbimiz Allah resulüne Süleyman mabedinin yıkılmamış eski halini bir mucize olarak göstermiştir. Ayetin devamında ayrıntılı bir şekilde İsrailoğullarından söz edilmesi Hz. Peygambere müşahede ettirilen Mescidin Süleyman mabedinin orijinal halinin olduğunu teyit eder.[1]

Kanaatimce Mescid-i Aksa’nın İsra yurdu olup olmadığını tartışmaya açmak Müslümanların Kudüs ve Mescid-i Aksa üzerindeki haklarını tartışmaya açmaktır ve yersiz bir tartışmadır. Müslümanların ilk kıblesi ve İsra yurdu Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dır ve bunun tartışması yoktur.

Mescid-i Aksa’ya giderken karmaşık düşünceler içerisindeyim. Mescid-i Aksa’nın avlusundan girdiğimizde ilk Kubbet-üs Sahra ile karşılaştık. Kubbet-üs Sahra bütün ihtişamı ile karşımızda duruyordu. Kubbet-üs Sahra’yı gördüğümde yaptığı ilk dua “Ya Rabbi özgür Kudüs’ü özgür Mescid-i Aksa’yı görmeyi nasip et” oldu. Bugün Kubbet-üs Sahra’ya girmedik. Kimilerinin gerçek Mescid-i Aksa dedikleri Kıble Mescidi’ne gittik.

Kubbet-üs Sahra’da Kıble Mescid-i’de Emeviler döneminde yapıldı. Müslümanlar Kudüs’ü Hz. Ömer döneminde fetih ettiklerinde Mescid’i Aksa yıkıntı haline idi. Buraya ilk mescidi Hz. Ömer yaptırdı. Daha sonra Hz. Ömer’in yaptırdığı mescit yıkılınca Abdulmelik bin Mervan Kubbet-üs Sahra’yı yaptırdı. Daha sonrada yine Emeviler döneminde Kıble mescidi yapıldı. Mescid-i Aksa bütünün adı. Sadece Kubbet-üs Sahra’nın veya Kıble Mescidi’nin değil. Dolayısı ile Mescid-i Aksa için Kubbet-üs Sahra resimlerinin kullanılmasının hiçbir mahsuru yok.

Yeryüzündeki Müslümanlar için en kutsal yerlerden biri olan Mescid-i Aksa akşam namazımızı kıldıktan sonra yatsı namazına kadar Mustafa İslamoğlu hoca ile diğer bazı arkadaşlarla birlikte Mescid-i Aksa içerisinde Kudüs’ü konuştuk.

Mescid-i Aksa namaz kılarken özel bir yerde namaz kıldığınızı hissediyorsunuz. Kabe’de ve Mescid-i Nebevi’de namaz kılar gibi kendinizi Allah’a daha yakın hissediyor, namazlarınızda daha çok huşuu duyuyorsunuz.

Yatsı namazını da Mescid-i Aksa’da kıldıktan sonra otelimize döndük. Akşam yemeklerini yedikten sonra otelin toplantı salonunda Mustafa İslamoğlu hocanın İslam dönemine kadar Kudüs tarihini anlatan sohbetini dinledik. İslamoğlu hoca Kudüs tarihi ile ilgili doyurucu bilgiler anlattı bize. Hocamızı dinledikten sonra Kudüs tarihi ile yazmış olduğum yazıyı yeniden gözden geçirdim ve yeni eklemeler yaptım. Mustafa İslamoğlu hocaya gezi boyunca yaptığı ufuk açıcı sohbetlerden dolayı teşekkür borcumuz var.

Hocanın sohbetinden sonra sabah namazında Mescid-i Aksa’da olmak ve yarın ki yoğun gezi programında dinç olmak için dinlenmeye odalarımıza çekildik.  

Mescid-i Aksa’da Sabah Namazı…

Rehberimiz sabah namazı için saat 05:30’da hazır olmamızı istediği için sabah 05:00 kalkmıştım ki Mescid-i Aksa’dan ezan sesleri gelmeye başladı. Ezan sesini duyunca hızlıca hazırlanıp aşağıya indim. Rehberimize ezan okundu dediğimde o teheccüd ezanı dedi. Kendi kendime yarın daha erken kalkarak Mescid-i Aksa’ya gitmeliyim, Teheccüd namazı kılıp çokça dua etmeliyim dedim.

Mescid-i Aksa’ya geldiğimizde işgalci İsrail askerleri yine Mescid-i Aksa’nın kapısında bekliyorlardı ve daha sabah ezanı okunmamıştı. Kubbet-üs Sahra’yı gördüğümde yine özgür Kudüs için dua etmeye başladım. Sabah namazını Kubbet-üs Sahra’da kılmak istedik ama Kubbet-üs Sahra’nın kapalı olduğunu görünce Kıble Mescidi’ne giderek önce Teheccüd namazını daha sonra cemaatle sabah namazını kıldık.

Bu benim Mescid-i Aksa’da kıldığım ilk sabah namazı idi. Mescid-i Aksa’da gecenin sessizliğinde okunan teheccüd ve sabah ezanı insanın ruhunun derinliklerine işliyor. Doğrusu Akşam ve yatsı namazlarında cemaatin azlığını görünce üzülmüştüm ama sabah namazındaki kalabalık beni mutlu etti. Mescid-i Aksa imamının harika Kuran tilaveti ile etkileyici bir sabah namazı kıldık. Rabbim inşallah özgür Mescid-i Aksa’da sabah namazı kılmayı nasip etsin… 

Namaz sonrası otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra otobüslerle önce Beytüllahim’de bulunan Hz. İsa’nın doğduğu yer olarak inanılan Kutsal Doğuş Kilisesi’ni ziyaret ettik.

Beytüllahim, Batı Şeria’da yani Özerk Filistin bölgesinde bulunuyor.

Şeria nehri diğer adı ile Ürdün nehri; işgal edilmiş Filistin toprakları ile Ürdün arasında sınır olan nehir. Onun için Filistinliler “Nehirden denize bütün Filistin toprakları kurtulana kadar direniş” derler. Batı Şeria’da nehrin batısına düşen Gazze hariç özerk Filistin bölgesinin tamamının adıdır.

2000 yılında Hizbullah karşısında yenilerek Güney Lübnan’ı terk etmek zorunda kalan işgalci İsrail 2000 yılında başlayan ikinci intifada karşısında aciz kalınca 2002 yılında Özerk Filistin bölgesini izole etmek için utanç duvarının inşasına başladı. Tamamı 700 km olması planlanan Utanç duvarının 500 km civarı bitmiş durumda. Utanç duvarı Beytüllahim, el Halil dahil özerk Filistin bölgesinin tamamını içine alacak şekilde yapılıyor. Beytüllahim 1967 yılında Siyonistler tarafından işgal edildi. Bugün özerk Filistin yönetiminde ama çok miktarda işgalci askerler varlıklarını sürdürüyorlar. Beytüllahim’in çoğunluğu Müslüman üçte bir kadar Hıristiyan bulunuyor. Beytüllahim’in Kudüs’e uzaklığı 9 km.

Hanne’nin daha doğurmadan rabbine adadığı evladı olan Hz. Meryem uzun yıllar Mescid-i Aksa’da kirden ve günahtan uzak Allah’a adanmış bir hayat yaşadı. Mescid-i Aksa’da kendine ayrılan bölümde Rabbine ibadet eden Hz. Meryem bir gün Allah tarafından bir çocukla müjdelenince bir süre sonra Mescid-i Aksa’yı terk eder ve rivayete göre bu kutsal Doğuş Kilisesi’nin bulunduğu yerde Hz. İsa’yı dünyaya getirdi. Daha sonra Hıristiyanlar buraya bu kiliseyi inşa ederek burayı bir kutsal yer olarak ziyaret etmeye başladılar.

İşte bu kiliseyi bizde ziyaret ettik. Orada ibadet eden papazların ibadetlerine şahit olduk. Tevhid mücadelesinin bu iki önemli şahsiyeti Hz. Meryem ve Hz. İsa’nın hayatından ibret almamız gerektiğini düşündük.

Rehberimiz; “Önceleri Kutsal Doğuş Kilisesi’nin bir bölümünün mescit olarak kullanıldığını ama daha sonraları Hıristiyanların kilise içindeki mescitten vazgeçilmesi karşılığında kilisenin tam karşısından bir arsa vererek oraya bir mescit yapılmasını istediler” dedi. Rehberimiz; “Bu teklif Müslümanlar tarafından kabul edildi, işte şu kilisenin karşısındaki cami bu teklif üzerine yapılan Hz. Ömer camidir” dedi.

2000 yılındaki 2. intifada sırasında Filistin çocuklar Kutsal Doğuş Kilisesine sığınmış, kilisenin sorumlu din adamları kilisenin kurşunlanması pahasına da olsa Filistinli çocukları Siyonist işgalcilere teslim etmemişler.

Kutsal Doğuş Kilisesi’ndeki ziyaretimizi bitirdikten sonra yine özerk Filistin bölgesinde bulunan ve utanç duvarı içerisinde bulunan El Halil şehrine gittik.

El Halil, Batı Şeria'da bulunan özerk Filistin bölgesine bağlı bir Filistin şehri. Yahudilerin kutsal kabul ettiği 4 kutsal şehrinden biri. El Halil Siyonistler tarafından 1967 yılında işgal edildi. 1967 yılından sonra El Halil’i Yahudileştirmek için işgalci buraya Yahudi Aileleri yerleştirmeye çalıştı. Doğrusu çokta başarılı olduğu söylenemez. Şehirde şu anda 200 bin civarında Filistinli ve 600 civarında İsrailli Yahudi yaşıyor. El Halil Kudüs’ün 35 km güneyinde bulunuyor.

Yahudiler El Halil kentine Hebron derler. Hz. İbrahim, hanımları Sara ve Hacer, oğulları İsmail, İshak, torunu Yakup gibi Peygamberlerin yaşadığı bir Peygamber şehridir El Halil. İsmini Hz. İbrahim’den alır. Tevrat’ta Hebron’un bu konumu şöyle geçer: “Yakup, İshak'la İbrahim'in de misafir olarak kalmış olduğu, bugün Hebron denen Kiryat-Arba yakınlarındaki Mamre'ye, babası İshak'ın yanına gitti.” Tekvin35/27

Hz. Hz. İbrahim Ur şehrinden Mısır’a Mısır’danda bu bölgeye gelmişti. Oğulları Hz. İshak ve Hz. İsmail bu bölgede doğmuş, daha sonra Hz. İbrahim Hz. İsmail’i hicaz’a götürmüştü.

Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un eşleri ile birlikte kabirleri burada El Halil caminin içinde bulunmaktadır. Hz. Yusuf ve Hz. Yakup’un kabirlerinin durumu şüpheli ise de Hz. İbrahim ve Hz. İshak’ın kabirlerinin burada olma ihtimali yüksek.

El Halil Camii ismini Hz. İbrahim’den alıyor. Bu camiye Hz. İbrahim Camii, Halilürrahman Cami’de deniliyor.

1967 yılındaki işgalden sonra Yahudiler önce caminin dışında ibadet etmeye başladılar daha sonra 1972 yılında cami içinde ibadet etmeleri için Yahudilere izin verildi. Caminin küçük bir bölümü sinagoga dönüştürüldü.

25 Şubat 1994 Cuma günü El Halil Camisinde Müslümanlar sabah namazını kılarken, Kach adlı yahudi terör örgütüne mensup Barush Goldstein adlı teröristin liderliğindeki bir grup camiye gizlice girerek namaz kılanların üzerine otomatik silahlarla ateş etmeye başladılar. Bu saldırıda 67 Müslüman şehit edildi, 300'e yakın Müslüman da yaralandı. Bu katliamı işgalci İsrail aklı dengesi bozuk bir Yahudi’nin gerçekleştirdiği olay olarak dünyaya duyurdu. Ama bu katliam incelendiğinde, işgalci İsrail’in bizzat devlet terörü olduğu görülecektir.

El Halil Cami’nin çevresinde çok miktarda işgalci askerini sürekli bulunduran İsrail, ki biz bu duruma şahit olduk. Katliam günü askerleri anormal bir şekilde azaltmış, olan bu askerlerde katilleri koruma görevi yapmışlar.

1994 yılında gerçekleşen katliamdan sonra işgalci İsrail El Halil Camiini 8 ay ibadete kapattı. Açtığında ise caminin üçte ikisinin sinagoga dönüştürüldüğü görüldü. Katliamı Yahudiler yapmış ama Müslümanlar cezalandırılmıştı.

İşgalci askerlerin kontrolleri altında El Halil camiine ziyarete girdik. Çok sayıda işgalci asker vardı. Şehir utanç duvarı ile kuşatılmış sadece camiye değil şehre bile işgalci askerlerin kontrolü altında giriyorsunuz.

Şehri gezmeye gelen turistlere sıkıntı çıkarmıyorlar ama Filistinlilerin şehirden giriş ve çıkışları ciddi problem, özellikle Cuma günleri Filistinlilerin Kudüs’e girişi yasak.

El Halil camiinde önce Hz. İbrahim ve eşi Sare annemizin kabrini ziyaret edip dua ettik. Daha sonra Hz. İshak ve Yakup peygamber ve eşlerinin kabirlerini ziyaret ettik. Hz. Yusuf (as)’ın kabri sinagog tarafında idi, onu ziyaret edemedik. Sinagog tarafından Yahudilerin müzik ve ibadet seslerini duyuyorduk. 

El Halil camiine işgalci askerlerin gölgesinde girmek kadar acı olan El Halil camii görevlilerinin öğle ezanını okumak için Siyonist işgalcilerden izin almak zorunda olduklarına şahit olmaktı. Zira ezan okuma mahali sinagog tarafında idi. Ve işgalciler canları istemediği zaman ezan okunmasına izin vermiyorlardı. Ekim 2016 ‘da onlarca kez ezan okunmasına izin vermemişlerdi.

El Halil camiinde öğle ezanı okundu ve biz öğle namazımızı bir anlamda Hz. İbrahim’in makamında kıldıktan sonra El Halil camiinden ayrıldık.

El Halil şehrinden ayrıldıktan sonra Eriha şehrine geldik. Eriha deniz seviyesinin 400 m altında ölü denize diğer adı ile Lut gölüne 8 km mesafede bulunan bir Filistin şehri. Söylendiğine göre dünyanın en çukur yeri. Eriha’da hiç Yahudi aile bulunmuyor. Şehrin tamamı Filistinli Müslümanlardan oluşuyor. Eriha’da hiç Yahudi bulunmamasının bir nedeni de Yahudiler için Yuşa (as) döneminde lanetlenmiş bir yer olması.

Eriha şehir merkezindeki büyük anahtar anıtı evleri şehirleri işgal edilen ve mülteci durumuna düşen Filistin Müslümanların geri dönüşlerini ve nehirden denize bütün Filistin’in kurtuluşu için direnişlerini ifade ediyor. Evet bir gün gayri meşru bir devlet olan işgalci Siyonist İsrail yıkılacak ve denizden nehire bütün Filistin özgürleşecektir.

Eriha’da bir şehir turu attıktan sonra Kurantul Manastırı’nın yanına giderek uzaktan izledik. Zira manastıra ancak teleferikle gidilebiliyordu. Rivayete göre Hz. İsa’nın 40 gün 40 gece oruç tutarak şeytanla imtihan edildiği ve sonrasında peygamberliğini ilan ettiği bir manastırdı.  Bugün Yunan Ortodoks Kilisesi’ne bağlı olarak ibadet edilen bir yer.

Daha sonra ölü denize/ Lut gölüne geldik. Göle Lut Gölü isminin verilmesinin nedeni ise; Hz. Lut’un peygamber olarak gönderildiği Lut Kavmi’nin yaşadığı Sodom ve Gomore şehirlerinin, bu gölün altında kaldığına dair olan rivayet. Ölü deniz denmesi ise gölde hemen hemen hiçbir canlının yaşamamasından kaynaklanıyor. Dünyanın tuz oranı en yüksek göllerinden biri Lut gölü. Kıyısının bir kısmı Ürdün’de bir kısmı Filistin’de bulunmakta.

Ölü denizden ayrıldıktan sonra Kudüs’e doğru yola çıktık. Yolda Hz. Musa’nın makamı olduğu söylenen bir yeri ziyaret edip fazla oyalanmadan otellerimize döndük.

Akşam ezanı okunmuştu, yoğun bir gündü yorulmuştuk ama zaman otelde zaman geçirme zamanı değildi. Hemen abdestlerimizi yenileyip akşam namazı için Mescid-i Aksa’ya geldik. Akşam ve yatsı namazlarımızı Kubbet-üs Sahra’da kıldık. Bu Kubbet-üs Sahra’da kıldığımız ilk namazdı. Akşam namazını kıldıktan sonra Kubbet-üs Sahra’yı gezdik. Mağaraya indik orada tahiyyetü'l mescid namazı kıldık. İşte Muallak Taşı burada idi ve havada falan değildi. Ama burası miraç yurdu idi. Burası Müslümanların ilk kıblesi idi. Burası peygamberler yurdu idi. Her yerinde tevhidin izleri vardı. Öyle ise bize düşen Müslümanların vahdeti ve Kudüs’ün özgürlüğü için mücadele etmekti. Selam Müslümanların vahdetini ve Kudüs’ün özgürlüğünü için çalışanlara olsun…

Yatsı namazından sonra otele döndük ve akşam yemeklerimizi yedikten sonra toplantı salonunda Mustafa İslamoğlu hocadan Kudüs tarihinin İslam sonrası dönemini dinledik. Yine çok faydalı ufuk açıcı ve bir yönü ile de duygulandıran bir sohbet dinledik. Hoca özellikle Kudüs topraklarında Meryem suresini okumamızı tavsiye etti.

Kudüs Notları -3-

Bugün Teheccüd ezanından önce Mescid-i Aksa’da idim. Mescid-i Aksa’da ibadetle dua ile daha çok zaman geçirmek istiyordum. Teheccüd namazında secdelerimde özgür Mescid-i Aksa’da sabah namazı kılmayı nasip etmesi için dua ettim Rabbime. Zira işgalci askerlerin gölgesi altında Mescid-i Aksa’da ibadet etmek Müslümanlar için çok acı bir durumdu. Sonra açtım ellerimi rabbime kardeşlerimin, dostlarımın dua taleplerini yerine getirmeye çalışarak uzun dualar ettim.

Sabah kahvaltısından sonra yaya olarak Sur içindeki Doğu Kudüs’ü gezmeye gittik. Şehir surlarının paralel Sultan Süleyman Caddesinde bir müddet yürüdükten sonra Şam kapısından eski Kudüs şehrine girdik.

Eski Kudüs şehrinde gezerken Müslüman mahallesi ile Yahudi mahallesi arasındaki farka şahit oluyorsunuz. Belli ki Filistinli Müslümanların yaşadıkları yerler belediye hizmetlerinden fazla nasiplenmiyor. Müslüman mahallesi bakımsız çöpleri bile düzenli toplanmıyor. Yahudi mahallesi bakımlı temiz ve daha lüks gözüküyordu. İşgalcinin Müslümanlara nasıl ikinci, üçüncü sınıf insan muamelesi yaptığına şahit oluyorsunuz.

Kudüs’te Müslüman mahallesinde, Hıristiyan, Hıristiyan mahallesinde Müslüman yaşarken Yahudiler sadece kendi mahallelerinde yaşıyorlardı. Şehirde gezerken dini kıyafetli çok miktarda Yahudi görüyorsunuz. Ufacık çocuklara giydirilmiş, kipa, foter ve kalpakların hiçte şık durmadıklarını söylemeliyim. Yine şehirde sık sık işgalci askerlerle karşılaşıyorsunuz. Her köşe başında lakayt ama tedirgin tam teçhizatlı Siyonist askerler var.  

Eski Kudüs şehrinin çarşılarda bir müddet gezdikten sonra “Çile Yolu’na” geldik.

Çile Yolu: Hz.İsa’nın çarmıha gerilmek üzere ve sonradan üzerine çivileneceği çarmıhı sırtında taşıyarak yürüdüğü yol. Yolda 14 durak noktası var. Bu noktalar Hz. İsa’nın haçı taşırken durakladığı ve zaman zaman da yere düştüğü yerleri ifade ediyor. Bu noktalara küçük kiliseler inşa edilmiş. Bu noktaların birinde Hz. İsa’nın dinlenmek için duvar tutunduğu oraya elinin izinin çıktığına inanılıyor ki bugün orda Hz. İsa’nın olduğu söylenen el izi var.

14 duraklı bu yolda yürümek Hıristiyanlar için çok özel bir anlam taşıyor. Bu yolda yürüyen Hıristiyanlar hacı oluyorlar.

Bu yolun sonunda Kıyamet kilisesi var. Kıyamet “diriliş” demek onun için kilisenin diğer adı da; Diriliş kilisesi. Rivayete göre Hz. İsa burada çarmıha geriliyor ve burada defnediliyor ve burada diriliyor. Hz. İsa’nın mezarı da Kıyamet kilisesinde bulunuyor. Hıristiyanlar Hz. İsa’nın kıyamete yakın yeniden buraya ineceğine inanıyorlar. Bugün, Kilise, Kudüs Rum Ortodoks Patrikliğinin merkezi olarak hizmet etse de, başka birçok kilise tarafından da ortak kullanılıyor. Katoliklerin Ermenilerin birbirinden bağımsız birçok kilisenin ibadet için kullandığı ayrı bölümler var.

Markos incilinde Hz. İsa’nın dirilişi şöyle anlatılır:

“Şabat Günü geçince, Mecdelli Meryem, Yakup’un annesi Meryem ve Salome gidip İsa’nın cesedine sürmek üzere baharat satın aldılar. Haftanın ilk günü sabah çok erkenden, güneşin doğuşuyla birlikte mezara gittiler. Aralarında, "Mezarın girişindeki taşı bizim için kim yana yuvarlayacak?" diye konuşuyorlardı. Başlarını kaldırıp bakınca, o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler Mezara girip sağ tarafta, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar. Adam onlara, "Şaşırmayın!" dedi. "Çarmıha gerilen Nasıralı İsa’yı arıyorsunuz. O dirildi, burada yok.” (Bab 16:1-6)

İşte Markos incilinde anlatılan bu olayın geçtiği kilisedeyiz. Kilise Hıristiyanlar açısından oldukça kutsal kabul ediliyor, Hac ibadetini yaptıkları bir yer. Kilise tarihi bir yapı, görmeye değer. Tarihin değişik dönemlerinde birçok kez yeniden yapılmış olsa da tarihi özelliğini koruyan ilginç bir yapı. Kiliseyi çok miktarda Hıristiyan ziyarete gelmiş, mum yakıp, dua ediyorlar. Dakikalarca secde eden Hıristiyanlar gördüm. Kilisede Hıristiyan kadınlar başlarını örtüyorlardı. Bir kadın sanki namaz kılar gibi kıyamda duruyor sonra secde ediyordu.

Kıyamet ya da Yeniden Diriliş kilisesinden ayrıldıktan sonra Hz. Davut’un kabrinin bulunduğu yere geldik.

Davut (as) Kuran’a göre kendisine kitap verilen Peygamberlerden biri.

Hz. Davut'un adı Kuran'da 16 yerde geçer. Kuran'da Allah'ın Hz. Davut'a krallık ve bilgelik verdiği ifade edilir. İlginçtir Yahudiler Hz. Davut’un Peygamber değil melik olduğuna inanırlar. Bizde Hz. Davut’un sesinin çok güzel olduğu söylenir, güzel sesli biri için davudi bir sesi var ifadesi kullanılır. Yahudiler Hz. Davut kabrinin olduğu yere Hz. Davut’un büstünü bir müzik aleti ile yapmışlar, Zebur’uda Hz. Davut’un yazdığı ilahiler olarak değerlendiriyorlar. Bununla ilgili olarak ta Allah’ın peygamberi olan Hz. Davut’u evli birinin eşine aşık olduğunu, hatta aşık olduğu kadını kocasını öldürüp nikahladığını söylüyorlar. Tevrat’ta peygamberlerle ilgili böylesi asılsız hikayeler bir hayli var.

Davut (as) kabrinde toplu şekilde dua edip gözyaşı döken Hıristiyanlar gördüm. Niye burada böyle ağlayarak dua ediyorlardı anlamış değilim. Siyonistler Hz. Davut’un kabrine başı açık almıyorlar. Gelenlerin başını örtmesi için Yahudi takkesi kipa veriyorlar. Kipa almıyor başımı mendilim ile örterek Hz. Davut’un kabrini ziyaret ediyorum.

Hz. Davut’un kabrinden sonra yine, Yahudilerin tabiri ile ağlama duvarı, Müslümanların tabiri ile Burak duvarının yanından geçerek Cuma namazı için Mescid-i Aksa’ya geldik. Yahudiler, Hz. Süleyman’ın yaptırdığı Süleyman mabedinden sadece ağlama duvarının kaldığına inanıyorlar.

Ağlama Duvarı, M.S. 1. yüzyıldan itibaren Yahudiler tarafından Mukaddes kabul ediliyor. Yahudilerin önünde ibadet ettikleri bu duvar, Kudüs'ün ve Süleyman mabedinin yakılıp yıkılışını ve Yahudilerin esir olarak Romalılar tarafından başka ülkelere sürülüşlerini anmak için ibadet ettikleri bir yer. Siyonistler ağlama duvarında kinlerini bilemek; mabede yeniden kavuşup Yahudi hakimiyetini kurmak hayali içinde dua ve gözyaşı ile ibadet etmeye devam ediyorlar.

Müslümanlar ağlama duvarına Burak duvarı diyorlar. Rivayete göre miraçta peygamberimiz Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya geldiğinde Burak isimli bineği bu duvarın yanında durmuş.

Mescid-i Aksa’da Cuma namazımızı kılarken yine Rabbime özgür Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kılmayı nasip etmesi için dua ettim. Kudüs’e çok yakın çevre şehirlerden özerk Filistin bölgesinden Müslümanlar Cuma namazı için Mescid-i Aksa’ya gelemiyorlar.  Gelebilenler ise bir şekilde yüksekliği 5 metre olan utanç duvarını aşarak geliyorlar. Kudüs dışından gelenler Mescid-i Aksa’da ikindi namazını da kılsınlar diye Cuma namazından sonra, cem ile ikindi namazı da cemaatle kılındı. Mescid-i Aksa’da Cuma günü genellikle öğle ve ikindi namazları birlikte kılınıyormuş.

Cuma namazı sonrası Filistinli Müslümanlar gösteri yapıyorlardı… Onlarla birlikte tekbir getirdik. Mescid-i Aksa’nın avlusunda olan gösteriye herhangi bir müdahale olmadı.

Namaz sonrası Kubbetüs Sahra’yı Muallaka Taşı’nı ve Burak Mescitlerini ve Mescid-i Aksa bütünündeki diğer mescidleri ziyaret ettik… Mescidi Aksa hemen girişinde merdivenlerden inerek uzun ve iç içe odalar şeklinde geniş bir mescid ve kütüphane vardı. Bu mescitte Hz. Meryem’in annesi Hanne tarafında Allah’a adandığında rabbine ibadet ettiği ve ilahi ikramlara nail olduğu hücre bulunuyor. Bu hücreyi de ziyaret edip adanmışlığın ve iffetin sembolü Hz. Meryem’i hatırladık.

Hz. Meryem’in mezarı da Kudüs’te bulunuyor. Zeytin Dağı ve Tapınak Tepesi arasındaki bir Kilise’de olduğu söyleniyor.

Kudüs tam bir peygamberler diyarı, Peygamberimizin miraç yurdu. Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz Meryem’in hayatlarının çoğu bu bölgede Kudüs ve çevresinde geçti. Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Musa,’da belli bir süre bu topraklarda bulundular.

Mescid-i Aksa gezimizden sonra otellerimize döndük. Akşam Namazı için yeniden Mescid-i Aksa’ya gelmiştim. Akşamla yatsı arasında Mescid-i Aksa’da Hasan Hafızoğlu hocam bize Meryem Suresinden bir Kuran dersi yaptı. Böylece Hz. Meryem’in yaşadığı yerde olayları vahiy merkezli değerlendirmeye çalıştık.

Bu sırada Mescid-i Aksa’da bir molla bir konuşma yapıyordu. Ben Arapça bilmediğim için çok ilgi göstermemiş ve sıradan bir camii vaazı olarak değerlendirmiştim. Arapça bilen oda arkadaşım Yusuf İslamoğlu hoca konuşmayı dinlemiş daha sonra bize anlatmıştı. Konuşmayı yapan hoca Mescid-i Aksa’da Türkiye’nin dış politikasını eleştirmiş. Türkiye’nin bölgede milliyetçi ve bir dış politika izlediğini söylemiş. Yusuf hoca itiraz ederek tartışmaya bile girmiş.

Yatsı namazından sonra otel lobisinde Filistinli bir Müslüman vardı o kardeşimizde Mescid-i Aksa’daki tartışmaya şahit olmuş. Uzun yıllar Türkiye’de kalmış Türkçeyi de çok iyi biliyordu. Bu Filistinli kardeşimizde Türkiye’nin dış politikasını eleştiriyor İncirlik’teki Amerika askeri üssünün neden kapanmadığını soruyordu. Bizim arkadaşlar bu eleştiriler karşısında çok şaşırmışlardı. Filistinli Müslüman’a siz Türkiye’nin ne durumda olduğunu bilmiyorsunuz. Bütün dünya Türkiye ile uğraşıyor, her tarafımız düşmanla çevrili diyorlardı. Filistinli kardeşimiz arkadaşların sözlerini duyunca sanki siz bizden daha kötü durumdaymışsınız der gibi “Allah Türkiye’ye yardım etsin” dedi.

Daha sonra yatmak için odalarımıza çekildik yarın son gündü. Artık Kudüs’ten ayrılık vakti geliyordu.

Sabah erkenden otobüslerle Zeytin dağına gitmek üzere yola çıktık.

Zeytin Dağı eski Kudüs şehrinin doğusunda bulunuyor. Rivayete göre Tufan’dan sonra Nuh Peygamber’in güvercini bu tepeden zeytin dalı koparıp getirmiş. Hristiyanlar için, Hz. İsa’nın son yemeğini yediği yer bu dağın eteklerinde. Yine Hz. İsa’nın bu dağdan göğe yükseldiğine inanılıyor. Tepede 2-3 bin yıllık zeytin ağaçları olduğu, Hz İsa’nın zaman zaman burada dinlendiği söyleniyor.

Yahudi mezarlığı da burada Zeytin dağının eteklerinde. Altın kapının tam karşısına düşen bu mezarlıkta yatanların, kıyamet koptuğunda, “ilk canlanacak kişiler” olacağına inanıyor Yahudiler. Yahudiler kendi bekledikleri Mesih’inde bu dağdan Kudüs’e geleceğine inanıyorlar. Bu nedenle burada bir Mezar yeri alabilmek için yüzbinlerce doları gözden çıkarmak gerekiyor.  Altın Kapı, Zeytin Dağı’na bakıyor ve Yahudilere göre burası Mesih’in Kudüs’e gireceği kapı, ama kapalı, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle örülmüş.

Zeytin Dağı'nın hemen yamacında da altın kaplama kubbeleri ile dikkat çeken Rus kilisesi Maria Magdalena  diğer adı ile Mecdelli Meryem kilisesi var. Mecdelli Meryem Hz. İsa’ya zina ettiği suçlaması ile getirilen ve recm cezasının uygulanması istenilen kadın. Hz. İsa kadının recm edilmesini isteyenlere; “Tamam öyle ise içinizde kim bu günahı hiç işlememişse ilk taşı o atsın” demişti. Mecdelli Meryem’i zina ile suçlayıp recm isteyenlerin hepsi geri dönüp gitmişti. İşte Mecdelli Meryem o günden sonra saliha bir kadın oldu ve Hıristiyanlar için bir azize kabul edildi.

Salman-ı Farisi’nin ve Rabiatül Adeviyye’ninde makamlarının bulunduğu Mescidi Aksayı görebildiğimiz Kudüs’e Hakim yüksekçe bir tepeydi Zeytin Dağı.

Zeytin Dağı’ndan Kudüs’ü izlerken hüzünlenmemek elde değil. Her yerinde bir başka peygamberin izi bulunan bu kutsal topraklar bugün Siyonist zalimlerin zulmü altında inliyor.

Zeytin dağına gelirken bir evin üzerinde kocaman bir Siyonist bayrak sallanıyordu. Siyonistler şehirleri işgalle yetinmiyor baskı zulüm ve yıldırma ile ele geçiremediği yerleri çok astronomik rakamlarla satın almaya çalışıyorlardı. Ve bir şekilde bir Filistinli Müslüman’ın evini ele geçirirlerse oraya işgalci bayrakları dikiyorlardı.

Rabbim güç şartlarda ekonomik zorluklar içerisinde yaşayan ve çok astronomik rakamlar teklif edilmesine rağmen, evlerini satmayan Kudüs’e sahip çıkmaya çalışan, direniş ruhunu canlı tutan, Filistinli kardeşlerimize yardım etsin. Onlara direnme gücü versin ve onları muzaffer kılsın inşallah. Zeytin dağından Kudüs’ü izlerken rabbim diyorum özgür Kudüs’ü görmeyi nasip eyle….

Zeytin dağından Yafa’ya geldik. Yafa Akdeniz sahilinde eski bir Filistin şehri. Ama bugün işgalci İsrail’in yeni kurduğu şehir Telaviv’le birleşmiş durumda. Yafa’da bulunan üç camiden ikisini ve Sultan Abdulhamid hanın yaptırdığı saat kulesini ziyaret ettik. Öğle namazlarımızı kıldıktan sonra Türkiye’ye dönmek için Telaviv havaalanına hareket ettik.

Kudüs peygamberler diyarı. Kudüs, İslam dünyasının esaretinin, dağılmışlığının canlı şahidi. Bir kez daha anladım ki Kudüs özgür olmadan ümmet özgür olmayacak.  Kudüs’ü görmek buruk bir sevinç. Kudüs’ten ayrılmak ayrı bir hüzün. Kudüs’e gidip de sevinçle dönmek mümkün değil. Kudüs yürek acısı.

Yol arkadaşımız İlknur Yağmur Kaya’nın ifadesi ile;

“Kudüs..

Öksüzlüğün toprak kokusu. 

Neyi özlediğini anlamanın buruk sevinci. 

Kimsesizliğin yanık sesi. 

Yürekteki derin iç çekiş. 

Gecenin yalnız yürüyüşü. 

Yetim bağrımın Aksa yorganı. 

Gelin olacak kızın anne koynundaki son gecesi.

Yaradana tebessüm etsem, düşünsem tutsaklığın bitişini, hayal etsem geleceğin umutla beni beklediğini... 

Deli gibi dönsem diyorum, vurulur muyum?”

Her şeye rağmen Kudüs’te olmak, Kudüs’ü görmek güzeldi.

Yüreğinde Kudüs sevdası taşıyanlara, özgür Kudüs hayali kuranlara, Özgür Mescid-i Aksa’da namaz kılmayı duasına katanlara selam olsun….

Özgür Kudüs şafağında buluşmak için, nehirden denize tüm Filistin’in kurtuluşu için direnenlere selam olsun, Filistin’in kadın erkek tüm direniş erlerine selam olsun..…

 

 

 

 

 

 



[1] Hayat kitabı Kuran M. İslamoğlu s. 528

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Misafir Köşe Yazarları
E-Mail Bülten Kaydı
Döviz Kurları
Anket
EkranGazetesi sitesinin tasarımını nasıl buldunuz?
Çok güzel
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
Arşiv Arama
- -
ekrangazetesi.com | Yeni gazete alışkanlığınız
© Copyright 2013 Gazisoft.com. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
HABER SİTELERİ
(function(i,s,o,g,r,a,m){i['GoogleAnalyticsObject']=r;i[r]=i[r]||function(){ (i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o), m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m) })(window,document,'script','//www.google-analytics.com/analytics.js','ga'); ga('create', 'UA-50638202-1', 'ekrangazetesi.com'); ga('send', 'pageview');