Kadının Asıl Yurdu Evidir..
Eda Bildek

Kadının Asıl Yurdu Evidir..

Taşın boyanması, madenin işlenmesi, toprağın ekilmesidir asıl olan. Her şey aslına uygun olduğunda ışıldar. Siz hiç, bir mücevherin manavda satışa sunulduğuna tanık oldunuz mu? Sonra her şey ters düz oldu. İklimler, bölgeler, şehirler ve en nihayetinde insanlar dengesini yitirdi. Cahiliyenin o karanlık kuyularından fezaya yükseltilen o geleceğin mukaddes anneleri olan kız çocukları; çağların sırtından süzülen karanlık zihniyetlerin elleriyle yeniden o dipsiz kuyulara itildi.

Hani Pinokyo’nun burnu ustanın yalanını gizlemek için var edilmişti ya, gün geldi her bozulan düzeni kuralına uydurmak için bir yalan inşa edildi. Öyle güzel ve gösterişliydi ki bu yalanlar, birçok kalbe doğruları çiğnetti.

Şimdi niçin bunlardan söz ediyorum. Kadının, aydınlığını, ilmini, zekâsını bir fanusa koyup sadece dişiliği ile tanımlayan bir çağda; kadınlığın hoyratça paramparça edilişine hayıflanıyorum. Nazenin elleriyle bir kilimi dokuyan, yüreğinin sıcaklığıyla sofraya aş olan, kendi doğurmadığı çocuklara dahi şefkatini yuva yapan o mukaddes kadınları harcayan zihniyetlerin nefti gölgesinden seyrediyorum âlem-i cihanı. Söylesenize, evinde örgü ören, çocuğunun gelecekteki istikbali için birçok mimara el öptürecek kadınları niçin hakir gördüler?

Ne vakit, lisansız kundaktaki bebekleri yüreğiyle anlayıp yarınlara yetiştiren o nezih öğretmen olan anneleri unuttular? Neden bir kadını, diplomanın içerisine hapsederek bir değer biçtiler? Biçtiler mi ki? Önce diplomaya, şaşaalı unvanlara yönelsinler diye beyinleri işlediler, sonra onları evlerinin dışındaki hayata özendirdiler; yetinmeyip sosyalmedya, kültür adı altında sokakların faal ama evlerinin yoksulu olan kadınlar haline getirdiler. Bitmedi, kadının hoyratça kullanışı; bu kez de onları eş olamamakla suçladılar. Tüm bu zihinlerin temelini atan şeref yoksunu insanların kurbanı oldu kadınlar. Kurbanları olduk.

Şimdi niçin bundan söz ediyorum. Çünkü bu düzenin içinde devrilip giderken bu düzeni kaldıramıyorum. Eşlerini unutan, çocuklarını ihmal eden kadınlara dönüştürülüşümüzü kabul etmiyorum. Evinde yemek yaparken, çocuğuna erdem değerlerini öğretirken hırçınlaşan, suratsızlaşan kadınların; medyadaki aydın adamlarla hayranlık dolu etkinliklere can atışlarını içim acıyarak seyrediyorum. Kimseyi suçlamak değil maksadım, kendimi aklamakta değil. Okuyan, istikbal için ilim pınarına susayan, sanatın gölgesinden salınan o naif kadınları seviyorum ben.

Kendini ifade edebilen, sorunları çözebilmek için sağduyu sahibi olabilen, çocuklarını eşleri olmadan da onurla yetiştirebilen kadınların güzelliğine değil itirazım. Öncelikler diyorum, bırakın sokaklar beylerin olsun. Onlar çalışmak ve alın teri dökmek için mücadele versinler. Bırakın, onların omuzları yüklensin rızık peşinde koşmayı. Kadınları rahat bırakın, buhranlar yaşayan gönülleri asıl mekânına dönsün. Çocuklarına baksınlar, ömürlerinin diğer yarısı olacak adamlara kol kanat gersinler.

Onların Allah’ın emaneti olduğunu unutmayın, onlara da unutturmayın! Bir çiçek yerini yadırgadı mı, kurur gider. Bırakın kuruyup gitmesinler, bir gün toprak olacak bedenlerinin ardından onlardan geriye yuvalarından yeşerttikleri aydınlık çocuklar kalsın. Yarının nesilleri için nakşettikleri sanatlar kalsın. Kadınları, erkekleştirmeyin. Hep nazenin kalsınlar, başları dik yürekleri bulu bulut olsun. Öyle ki gözlerinden yağmurlar yağdığında dillerinden dökülen sözler isyan, küfür kokmasın.

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...