Merhamet Ölmesin...
Ahmet Yıldırım

Merhamet Ölmesin...

Son yıllarda çok kaygan zeminde yaşar olduk. Anlayışsızlık ve tahammülsüzlük sanırım bizi özetleyen en önemli iki kelime oldu. 20 -30 yıllık İslami kimliklerinin neticesinde kardeşliğe, vahdete dair net bir tablonun ortaya çıkmamış olması bizde travmatik sorunlara sebep oluyor. Yıllarca bu söylemlerle yol almış insanların gerçekleşmeyen vahdet ve kardeşlik karşısında, zaafa düşmelerinin, ideallerine ulaşamamanın ezikliğinden mütevellit psikolojik sorunlar yaşamaktayız. Gittikçe derinleşen bu krizin nerede neticeleneceğini kestirmek zor görünüyor. Tonajını artırarak birbirini suçlamalar, itham etmeler, tahkir etmeler peş peşe sürüp gidiyor. Duygusallığımız aklımızı, irademizi ve mantığımızı esir alacak neredeyse. Hızla yükselen bu duygusallık sözlerimize, davranışlarımıza olumsuz yansımaktadır.

Ümmetin evlatları birbirlerine son sözlerini kullanalı çok zaman oldu maalesef. Söz ve tavırlarımız artık merhamet barındırmıyor; kin ve nefret artık gözlerimizden fışkırıp coğrafyalarımızı istila edecek gibi. Merhamet, tevazu, tahammül, sevgi, saygı el çeker oldu bizden. Duygularımız merhametten tahammüle dönüşedursun dışarıdan bakıldığında sanki aynı dinin müntesipleri değil de, kadim iki düşman varmış gibi bir görüntümüz var. Bu görüntüyü vermemiz düşmanlarımızın aramızı açmalarından değil, bilakis bizdeki derin yaralarımızdan kaynaklanıyor. Kendi yaralarını tedavi etmeyen, sarıp sarmalayan bizler bu yöndeki tasarrufumuzu düşmanımıza ciro ediyoruz.

En küçük bir olumsuzlukta bile saniyede onlarca kurşun sıkan bir silah edasıyla kem sözleri dilimize sürüyoruz. Haliyle ne kardeşlik kalıyor ne de vahdetten söz edebiliyoruz. Enerji ve gücümüzü üretime yönlendirmemiz gerekirken ihtilaflarımızı öne çıkarıp güç gösterisinde bulunuyoruz. İlim, bilim, teknik, sanat, estetik, mimari, fikir, kültür, medeniyet için harcamadığımız gücün çok daha fazlasını birbirimizi kırmak için harcamaktan çekinmiyoruz. Üstelik yüreğimiz bile acımıyor. En ufak bir söz, tavır ayrışmamıza sebep olabiliyor. Meğer ne denli pis ve kabuk bağlamayan bir yaraya sahibiz. Her zalim düşmanımız bizi bize kırdırmak için yaramıza tırnak atıyor. Gardını düşürmeyen boksçular gibiyiz.

Gerçekte olan değerlerimize oluyor. Fikri üretimsizlikten ve olayları net okuyamamaktan dolayı gün geliyor romantik oluyoruz gün geliyor realist oluyoruz. Haliyle kimlik bunalımları ve travmalar yaşayarak yol alıyoruz. Dün doğru dediğimize bugün veya yarın yanlış diyebiliyoruz. Özellikle son dönemlerde ülkemizde yükselen kurum siyaset olduğundan dolayı siyasi söylemlerimiz ağır basıyor. Tüm konuşmalarımız bir şekilde siyasete dayanıyor. Her konuda siyasi bir ağız kullanıyoruz. Halbuki beşeri ilişkilerimizi vb siyaset belirlememeliydi. Böylesi bir tutum birbirine kapalı, kısık sesle ve özgüvensiz cümleler kurduruyor. Muhatabına kısık sesle söylediklerini içimizde bağıra bağıra haykırıyoruz.

Rabbimiz mü’minler kardeştir buyurarak aramızdaki duygularımızı pekiştirirken, bizi yakın kılmışken; bizler sanki haşa bu kardeşliği ret ederek Rabbimize iş öğretmeye kalkıyoruz. Ya da genelde Müslüman kaldığımız ve kendimizi geliştirip insani kamile doğru bir yükseliş yapmadığımız için mü’min olmanın lezzetini yaşayamıyoruz. Haliyle mü’minlerin nasıl kardeş olduklarını anlayamıyoruz.  Belki onun içindir ki çocukların sorun etmediği şeyler üzerine kıyametler koparmaya kalkıyoruz.

Kriz ve yaramızın derinliğini veya ihtilaflarımızı görebilmek için bir film yeterli olabiliyor. Aynı ülke yönetmenlerinin daha öncesinden Hz İbrahim, Hz İsmail, Hz Yusuf, Hz Zekeriya, Hz Meryem vb birçok filmde peygamber suretlerini gösterirken hiçbir tepki almaz iken Efendimiz ile ilgili filmde sureti gösterilmemekle birlikte bir feryat başlıyor. İzlemeyin, izletmeyin. İnsanların iradelerini ipotek altına alma çabaları, gayretleri tavan yapıyor.

Eğer ki bir film ile itikatımız çökecekse vay o itikadımıza. Üstelik izlemeden hüküm vermekte cabası. Dahası bizler sadece şahitken hakimliğe ve cellatlığa soyunmakta şurada dursun. Ahlakın olmadığı yerde itikat olmaz zaten. Ne ki ne çekiyor isek ahlaksız itikattan çekmiyor muyuz? Kanaatimce filmin en büyük dezavantajı ülkemizde yükselen anti-İran algıdır. Bu algı olmasaydı yukarıda ifade ettiğim gibi diğer peygamberlerin suretlerine ses çıkarmayanlar bu filme de bu denli tepki göstermezlerdi.

Birileri ret etse de her türlü yapılan yanlışa, günaha, suça rağmen dünyanın tüm Müslümanlarını mezhebi, meşrebi, tarikatı, cemaati vb ne olursa olsun ben kardeş görmeye devam etmeye gayret göstereceğim.  (Bu günahlarını, suçlarını, kusurlarını ifade etmeyeceğim anlamına gelmiyor elbette.)

Ancak tüm ümmetin bireyleri bir aradayken ümmetten söz edebiliriz. Yoksa kısır döngü içinde kalmaya devam edeceğiz.

Şahsi tavsiyemdir. Filmi izleyelim; iyi yönlerini tebrik edelim; olumsuzluklarını dile getirelim. Zaten çok kötüyse sinema tarihinin tozlu raflarına kaldırılır. İnsanımıza güvenmemiz gerekiyor. İnsanımızı yönlendirmeye kalkışmak, dipten onun zekasına, bilgisine ve iradesine güvenmemek demektir. Kardeşliğimize güvenelim, birbirimize güvenelim. Yoksa el birlik kardeşliği, merhameti, birlik ve beraberliği katletmiş olacağız.

Hürmet ve rahmetle

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...