Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO
Hazım Koral

Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO

Kanlı darbe girişiminden bir hafta sonra bütün şeytanî plânlar deşifre olmuştu. O günlerde, yani 22 Temmuz 2016 tarihli Güneş Gazetesi başlık olarak kullandığımız; “Azmettirici ABD, Tetikçi FETÖ, Destekçi NATO” manşetini atmıştı. Doğru tespite ne demeli. Gerçi Çalışma Bakanı Sayın Süleyman soylu kalkışmanın sabahında medyaya verdiği beyanatında çok açık bir şekilde, “Bu darbe girişiminin arkasında ABD var” demişti. Feraset sahibi halkımız için zaten bu bilinen bir gerçek. Çünkü, merhum İmam Humeynî’nin ifadesiyle “ABD büyük şeytan.” Her türlü şeytanî komplo ve desisenin ardında onu aramak lazım. Güneş Gazetesi manşetinin alt başlığında şu satırlara yer verilmiş: “Milli iradenin tokadı, sadece TSK içine sızan FETÖ’cü teröristleri açığa çıkarmadı. Üst akıl da ortalığa saçıldı. ABD azmettirdiği darbede suçüstü yakalandı. Başından beri yaşananların farkında olan NATO’nun darbeye destek verdiği tescillenirken, Batı basınında çıkan haberler her şeyi gözler önüne serdi.” Söz konusu gazetenin yine ilk sayfasında şu iddialara yer verildi: “Strateji uzmanları TSK içine sızan Fetullahçıların aynı zamanda CIA’ye ajanlık yaptığını ileri sürüyor. ‘FETÖ yapılanmasında çok sayıda CIA ajanı yer alıyor, general düzeyinde bile var’ iddiasında bulunuyor.” Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu kalkışmada perde arkasındaki başrol oyuncusunun ABD olduğunu ima ile de olsa “üst akıl” lafzı ile ibraz etmektedir.

Güneş Gazetesi’nin yine aynı günkü nüshasının ilk sayfasında ABD’nin yeni başkan adayı Donald Trump, FETÖ’cü darbe girişiminde CIA’nin parmağı olduğunu belirtip “Amerika darbe yapmayı bıraksın” diyor. Aynı günkü Yeni Şafak Gazetesi’nde manşetten verilen haberde, “Darbenin Komuta Merkezi İncirlik” diye belirtiliyor. Alt yazı ise şöyle devam ediyor: “Darbe girişimi Akıncılar üssünden değil, İncirlik’ten yönetildi. 15 Temmuz’da Malatya’ya inen 8 kargo uçağındaki silahlar İncirlik’ten alındı. Aslında bazı ihanet içerisindeki generallerin sorgulanmasından sonra İncirlik üssünde Amerikalı üst düzey subaylarla darbe adına oturumlar yapıldığı itiraf edilmektedir. Çalışma Bakanı Süleyman Soylu’nun, “Bu kanlı darbe girişiminin ardında Amerika var” demesi bile her şeyi ortaya koyuyordu. Sorgulamalardan sonra yapılan itirafta şu ifade geçmektedir: “Üs’te yapılan son toplantıların birinde açık bir şekilde ‘Erdoğan’sız döneme hazır olun’ talimatları verildi.” Nitekim o geceki operasyonun en önemli ayağı, Erdoğan ve ailesinin kaldığı otele baskın yapıp sorgusuz sualsiz infazda bulunmaktı. Baskını yaptıklarında Erdoğan ve ailesi kısa bir süre önce oteli terk etmişti. Ancak iki koruması oradaydı ve onları acımasızca hemen infaz ettiler.

Bir başka makalemizde belirttiğimiz gibi, 17 – 25 Aralık operasyonların vuku bulduğu o günlerde Cemaat medyası açık açık Erdoğan için “Selâm – Tevhid Terör Örgütü’nün siyasî kanat lideridir” diyorlardı. “Selâm – Tevhid” ismi altında hayali bir örgüt kurup Sincan’daki “Kudüs Günü” etkinliğinden dolayı Selam Gazetesi çalışanlarına kumpaslar düzenlenmiş ve haklarında ağır cezalar verilmişti. Gazete’nin Haber Müdürü Nureddin Şirin 17,5 yıla mahkum edildi. Genel Yayın Yönetmeni Aydın Koral’a 157 yıl altı ay hapis isteniyordu. Gazetenin diğer çalışanlarına en az 6’şar yıl hapis cezası verilmişti. Bunlar da sözde Selam – Tevhid Terör Örgütü’nün medya ayağını oluşturuyordu. Aslında bu kumpas 28 Şubat’ta ordu içine yuvalanmış bir takım hain generaller tarafından tezgâhlanmıştı. Bu davalar tam kapanmak üzere idi ki, bu sefer Cemaat’in savcıları devreye girerek dosyaları raftan indirdiler. Selâm Gazetesi’ni çıkaran arkadaşlar daha önce Tevhid isminde bir dergi yayınlıyorlardı. Bu iki ismi birleştirerek terör örgütü ürettiler. 28 Şubat post-modern darbesini yapanlarla Cemaat aynı ortak noktada buluşuyordu. Selâm Gazetesi’nin yayın politikasına baktığımızda Filistin halkının uğradığı zulmü ve kan içici Siyonist İsrail’in yaptığı işgal ve katliamları öncelikli olarak gündeme taşımasıydı.

Malum o günlerde işgalci İsrail ile askerî işbirliği anlaşmaları yapılıp, Konya Askerî Hava Üssü Siyonistlere peşkeş çekilmişti. Onlar da her gün yüzlerce sorti yapım, hububat ambarı olan Konya ovasını uçak egzozlarının püskürttüğü korozyon gazlarıyla zehirliyorlardı. Elbette ki zehirlenen sadece Konya ovası değil, bütün Anadolu topraklarıydı. Zira uçaklar İran sınırına kadar gidip aynı zamanda istihbarî bilgiler toplamaktaydı. O günlerde yayınlanmakta olan ve kamuoyundan bir hayli ilgi gören Selâm Gazetesi büyük bir hassasiyetle affedilmez bu ihaneti gündeme taşımaktaydı. Mazlum Filistin halkını daha rahat bombalayabilmek için manevra kabiliyetlerini geliştirmeleri gerekiyordu. O kan içici vampirler sürüsü için Anadolu toprakları adeta biçilmiş kaftandı. İçimizdeki ihanet şebekesi bu imkânı onlara vermişti. O dönemde bazı generaller bununla yetinmeyip kızlarını Yahudilerle evlendirip kendilerine Siyonistlerden damat ediniyorlardı. (Şahıslarla işimiz olmadığı için isim listesi yayınlamıyoruz ancak ilgi duyanlar Google’den öğrenebilir.)

Bilindiği üzere Mısır’daki askerî darbeyi ABD açık bir şekilde desteklemişti. Oysa iktidarda İhvan-ı Müslimin’i temsilen, % 51’lik seçim sonucu ile iktidara gelmiş olan Muhammed Mursi hükümeti vardı. Tahammül edemediler ve Sisi isimli generali devreye soktular. Muhammed Mursi hükümetini ise Cumhurbaşkanı Erdoğan çok açık bir şekilde desteklemekteydi. İçten içe ABD bundan da rahatsız oluyordu. Son zamanlarda Rusya ile Türkiye arasında bahar havası hasıl olmaya başlayınca ABD bundan da gocunmaya başlamıştı. Öteden beri bazı analistler zaten Rus uçağının düşürülmesinde ABD’nin parmağı olduğunu iddia etmektedir. Amerika’nın sinsi amacının Rusya ile Türkiye’yi kapıştırmak olduğu iddia edilmektedir. O günlerde bazı gazeteler bu iddiayı detaylı bir şekilde gündeme taşımışlardı. ABD dünyanın birçok ülkesinde savaş çıkarmak amacıyla entrikalar çevirdiği öteden beri bilinen bir gerçek. Özellikle geçmişte Güney Amerika ülkelerinde yaptığı entrikalar sonucu nice askerî ihtilâller gerçekleştirilmişti. Panama’dan tutun Şili’ye kadar darbelerle nice hükümetler devrilmişti. Son zamanlar Venezuela ve Küba üzerinde çokça durmaktadır.

ABD’nin “A Plânı” Fethullah Gülen cemaatini iktidara taşıyıp Suud örneğinde olduğu gibi bölgede güdümlü ve yönlendirilebilir bir rejim tesis etmekti. Bu tutmazsa “B Plânı”nı devreye sokup Türkiye’de “iç savaş” çıkartmak gayesindeydi. Zira Türkiye’nin bölünmesi “Arz-ı Mevud”a giden yol için bir zorunluluktur. Siyonist İsrail bu menfur amaca ilişkin ABD’yi paravan olarak kullanmaktadır. Bu rejimin isminin İslâm olması ABD ve Siyonist İsrail’i hiç ilgilendirmemekte ve endişeye sevk etmemektedir. Onların tek isteği bölgede İran İslâm Cumhuriyeti’ne düşman bir rejim tesis etmek. Fethullah Gülen (otuz yıldan beri takip edebildiğim kadar) yazı ve söylemleriyle müntesiplerine İran düşmanlığı pompalamaktadır. Amerika ve Siyonist İsrail böylesi İslâmcıları baş tacı yapmaktadır ve onlara her türlü lojistik desteği vermektedir. Ancak Rabbimize şükür ki, kanlı darbe girişimi fiyasko ile sonuçlanmış oldu. Eğer başarsalardı vay bizlerin hâline! Ancak şu da bir gerçek ki, düşmanın “C Plânı” da var. Ancak bütün bu plân ve hesapların üzerinde Rabbimiz’in de bir hesabı var:

Onlar bir tuzak kurdular, buna mukabil Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. ” (Al-i İmrân:54)

Bugüne kadar nice darbeler gördü bu topraklar. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminde onur verici bir ilk yaşandı. 60 – 71 – 80 ve 97 darbelerinde halk sokaklara dökülmedi, darbecilerin karşısında yer almadı, halk iradesine sahip çıkmadı, halk sustu ve sindi. Ancak bu sefer kahraman halkımız ABD ve Siyonistlerin oyununu bozdu. Kurşunlanmalarına rağmen, tank paletlerinin altında ezilmelerine rağmen yılmadı, geri çekilmedi, nevresim ile tankın görüş alanını etkisiz hâle getirdi, gömleğini egzozun içerisine sokup tankın motorunu stop ettirdi. Yetmedi elindeki sopa ile tankların üzerine yürüdü. Öte yandan, halkımız bir anda Türkiye’nin bütün askerî karargâh kapılarının önüne kepçe ve damperli kamyonlarla yığıldı. Nizamiye kapılarının önü bir anda hınça hınç insanlarla dolmuştu. Diğer taraftan tekbirler eşliğinde sloganlar atan insanlarımız gecenin geç saatlerinde bölgelerindeki meydanları doldurmuştu. Kısacası İncirlik, Pentagon ve Tel-Aviv’de yapılan sinsi hesaplar boşa çıkmıştı.

Oysa ABD’li cunta destekçisi askerî stratejistler Cemaat’in darbe kalkışması ile başarılı olacaklarının teminatını vermişlerdi. Onlar da amiyane tabirle gaza geldiler. Ancak ABD’nin, Siyonist İsrail’in ve Fethullah Gülen ile avanesinin hevesleri kursaklarında kalmış oldu. Beceremediler ve kanlı bir şekilde ağızlarına – burunlarına bulaştırdılar. Zillet içerisinde büyük bir hezimete uğradılar. Olacak iş miydi bu, bugüne kadar bütün darbelerde başarılı olmuşlardı. İstedikleri uşaklarını iktidara taşımışlardı. Ve istedikleri hükümeti işbaşına getirmişlerdi. İşte bu sefer ilâhî irade ile halkın iradesi birleşmişti. Rabbimizin takdiri ve halkımızın feraseti darbeyi bertaraf edip tesirsiz hâle getirmeye yetmişti. Halkımız silah ve tanklara rağmen darbecilere karşı koyması, merhum Mehmet Akif Ersoy’un, “Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın” sözlerinde karşılık buluyordu. Kahraman halkımız cuntacı hainler karşısında “darbesavar” olmuşlardı. Yine merhum Akif’in ifadesiyle: “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top bile sindiremez.” Sokaklara bakıyoruz her kesim insanlarla dolu. Meydanlarda ve nizamiye kapılarında sadece Ak Partililer değildi. Her kesimden insanlar sokaklara, caddelere döküldü. Şu bir hakikat ki, bu ihanet, bu komplo, bu kanlı darbe girişimi Ak Partisi’ne ve hükümete değil, bütün bir halka yapılmıştır. Halkımız bunu ferasetiyle gördü ve gerekeni yaptı.

Şu bir gerçek ki, 15 Temmuz bir destandır. Bu destanı yediden yetmişe, kadını, çocuğu, yaşlısı ve genci ile bütün bir halkımız yazmıştır. 15 Temmuz ABD, Siyonist İsrail ve içimizdeki beyinsizlerin menfur plânlarının suya düştüğü gündür. ABD ve Siyonist İsrail darbe konusunda 79 İran İslâm Devrimi ile tarihinde ilk hezimeti yaşamıştı. 15 Temmuz’da ise ikinci bir hezimeti okkalı bir tokat gibi Türkiye halkından yemiş oldular. Edindiğimiz bilgiye göre ve daha önce ifade ettiğimiz gibi, şeytanî güçler bütün sinsi plânlarını İncirlik üssünde yaptılar. Darbe girişimi öncesi iki kez gizlice Türkiye’yi ziyaret eden ABD’nin Uluslararası Güvenlik Destek Gücü Komutanı General John F. Campbell’in 15 Temmuz’u yönettiği itiraf edilmektedir. Ayrıca ABD kulislerinde FETÖ’yü savunmasıyla tanınan CIA bağlantılı teorisyen Henri Barkey’in de 15 Temmuz sürecinde Türkiye’de olduğu biliniyor. Öte yandan CIA’nın eski Milli Haber Alma Konseyi Yardımcı Başkanı, eski CIA Türkiye İstasyon Şefi ve Fethullah Gülen’in hamisi Graham Fuller’in de Türkiye’de olduğu hatta helikopterle Yunanistan’a kaçan darbecilerle beraber yurt dışına çıktığı iddia edilmektedir. Darbe teşebbüsünün hemen akabinde polis tarafında İncirlik üssünün etrafı çevrilmiş ve 7 gün boyunca elektrikler kesilmişti. Türk birliğinin bulunduğu birime baskın yapılmış ve birçok bilgi ve belgeler elde edilmişti. 15 Temmuz’da Türk F-16’lara yakıt ikmali yapan tanker uçaklarının İncirlik’ten kalktığı tespit edilmiştir. Bu demektir ki sadece istihbarî ve lojistik destek değil, bizzat darbe girişimine muharrib destek verilmiştir. Sonuç itibariyle, bu karanlık ve bir o kadar da menfur olan darbede her yol İncirlik üssüne çıkıyor.

Şu bir gerçek ki, İncirlik Hava Üssü 1952 yılından beri ABD’nin ve Siyonist İsrail’in sinsi ve menfur plânlarına hizmet vermektedir. Daha yakın bir zamana kadar bu üsten kalkan ABD uçakları binlerce sorti ile mazlum Irak halkını bombalamıştır. Türkiye NATO’ya girmekle ve ABD ile askeri anlaşmalar yapmakla tarihinin en büyük hatasını yapmıştır. Merhum İmâm Humeynî’nin ifadesiyle “Amerika büyük şeytandır.” Az önce ifade ettiğimiz gibi, Mısır’daki Muhammed Mursi hükümetini deviren de Amerika’dır. Ama bu sefer ABD’nin Türkiye üzerindeki şeytanî plânı ters tepti. Onlar zannettiler ki, 60’ta, 71’de ve 80 darbelerinde olduğu gibi muvaffak olacaklar. Köprülerin altından artık çok sular geçti. Halkımız o yılların halkı değil artık. Bakınız, meydandaki yaşlı amcaya bayan spiker diyor ki: “Amca bir hayli geç oldu, saat sabahın üçü, git evine yat uyu!” Amcanın verdiği cevap çok enteresan ve manidar: “Kızım biz 60 ihtilâlinde uyuduk, 71 mıhtırasında uyuduk, 80 darbesinde uyuduk ama bu sefer uyumayacağız!” Bu yiğit amcamız aslında bütün bir halkımızın duygularına tercüman olmaktadır. Bu bir kolektif akıl ve kolektif ferasettir. Artık zaman uyumak zamanı değil, uyanık olma zamanıdır. Bakınız bu darbe girişimi önlendi önlenmesine ama süreç bitmedi. Bu kanlı darbe girişimi hezimete uğratılmıştır, ancak uluslararası şer odakları şeytanî plânlarından vazgeçmeyecektir. Kapıdan giremediyse bacadan girmeye çalışacaktır. İçimizdeki başka paraleller üzerinden yeni komplolar üretmeye çalışacaklardır veya başka yöntemlerle sol veya Kemalist fraksiyonları devreye sokmak isteyeceklerdir. Kısacası entrikalar için her yolu deneyeceklerdir.

Güney Amerika ülkeleri bu konuda ABD’den çok bizar olmuşlardır. Bu nedenledir ki, Venezuela’nın bir önceki Devlet Başkanı Hugo Chavez ABD hakkında şu nefret dolu sözleri sarf ediyor: “ABD emperyalizmi, tarihin gördüğü en sapkın, en katliamcı, en ahlâksız imparatorluğudur.” ABD sadece Güney Amerika değil, dünyanın her tarafına bir ahtapot gibi kollarını uzatmaktadır. ABD ve NATO komünizm tehlikesi ortadan kalktıktan sonra yeni bir konsept ile, yeni bir düşman algısıyla İslâm dünyasını hedef almıştır. ABD İslâm dünyasına yönelik oluşturmak istediği “Yeşil Kuşak” projesiyle “dine karşı din” kartını kullanmaya yöneldi. Tıpkı şeytan gibi sağdan yaklaşıyor. Fethullah Gülen ve avanesi bu iş için biçilmiş kaftandı. Zira Cemaat uzun yıllardan beri sürdürdüğü faaliyetlerinde Batı’ya şirin gözükmek için hep dinler arası diyalog ve hoşgörüden söz etmekteydi. Gülen o dönemde gidip Papa ile görüşmüştü. Ve bu görüşmede, “Sizin idealleriniz için hizmete amadeyim” gibi laflar etmişti. İşte böylesi bir zaman diliminde ABD ve Siyonistler Fethullah Gülen’i keşfetmekte gecikmediler. Batılı güçler, “İşte aradığımız bu, böylesi bir İslâm bizim sömürü düzenimizin tekerine çomak sokmayacaktır” deyip sürekli bu hareketi desteklediler. Bu nedenledir ki, Cemaat onlar için tam bir Truva atı idi. Yüz küsur ülkede açılan okullar bu amaca matuftu.

Bu okulların İran’da açılmasına neden müsaade edilmemiştir bir düşünelim?! Bunun cevabını biz Özbekistan’da görmekteyiz. Bundan bir süre önce Özbekistan’da Cemaat’in bütün okullarının kapılarına kilit vuruldu. Bunun gerekçeli nedeni ise, bu okulların birer Amerikan casusluk yuvasına dönüşmüş olmasıdır. Özbekistan bölgede bulunan Cemaat’in açtığı okullara baskın düzenleyerek, burada çalışan Amerikalı öğretmenlerin CIA ajanı olduğunu ve diplomat pasaportuyla ülkeye girdiklerini ortaya çıkarıp, 5 ABD li öğretmen ve 3 Türk öğretmeni tutuklayıp hapse atmıştı. Bu süreçte aynı şekilde Cemaat’in Rusya’da bulunan 16 okulu benzeri gerekçelerle kapatılmıştı. Ne gariptir ki eskiden bu işi Masonik okullarla yapıyorlardı. İçimizdeki beyinsizler varken artık onlara ne hacet?! “Ya Rabbi! İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helâk edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın." (A’raf:155)

Ümit ediyoruz ki, bu Cemaat’in iyi niyetli ve bir o kadar da samimi müntesipleri gerçekleri görsünler. Bugüne kadar kimlere himmet ve hizmet ettiklerini anlasınlar. ABD ve Siyonist İsrail’i otorite kabul edenleri görsünler artık. “Bir musibet bin nasihatten efdâldir” atasözünden yola çıkarak bu son gelişmeden ders alıp nadim olmalılar. “Hedefe giden yolda her şey mubahtır” mantığı işi hunharca kan dökmeye kadar götürmüştür. Acımasızca insanların üzerine helikopterlerden kurşun sıkıldı. Acımasızca insanlar tankların paletleri altında ezildi. Böylesi canice yöntemlerle katliamlar yaparak mı bu ülkeye İslâm’ı – şeriatı getirecektiniz? Bu kanlı darbe girişiminin hiçbir meşru gerekçesi olamaz. Bu nedenledir ki, Müslüman halkımız bunu görmüş ve gereğini yaparak darbeyi püskürtmüştür. Eğer başarsalardı fişledikleri binlerce kişiyi infaz edeceklerdi. Şükür ki başaramadılar.

Ancak şunu da belirtmiş olalım ki, paralel yapı sinsi plânından vazgeçmeyecektir. Cemaat tasfiye edilse bile, paralel yapının arkasındaki, ABD, Siyonist İsrail, AB, NATO, İngiltere, Fransa, Almanya, Vatikan, İtalya, yani uluslararası şer odakları başka çıkış yolları arayacaktır. Bu işe teşne bazı partiler, STK’lar, iş dünyası, ideolojik ve politik gruplar, medya ve sermaye içindeki yedeğe aldıkları ajanlarını ilk fırsatta harekete geçireceklerdir. İşin can alıcı yönü ise şu: Bu kanlı kalkışma sadece Türkiye’ye karşı değil, Türkiye üzerinden İslam dünyasına karşı bir girişimdir. Eğer başarsalardı ilk etapta İran’a karşı savaş açacaklardı. Bu savaş paralel devlet adına değil, “paralel din” adına olacaktı. Akılları sıra “Şiî – Sünnî savaşını çıkaracaklardı. ABD ve Siyonist İsrail’in öteden beri istediği ve tezgâhladığı bundan başkası değildi. Amaç ümmet bünyesinde mezhep kavgası çıkarmak ve böylece Müslümanları birbirine kırdırmaktı. Zira “Arz-ı Mevud”a giden yol buradan geçmektedir. Allah korudu. Yoksa ABD ve Siyonist İsrail’in güdümünde baskıcı, totaliter ve uydu bir rejim kuracaklardı. Allah korudu.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...