Biz, Siz Arasında Arafta Kalmak.
Ahmet Yıldırım

Biz, Siz Arasında Arafta Kalmak.

İnsan tarih sahnesine çıkışında sen, ben, siz, biz veya bunlara benzer hiçbir nitelemesi yoktu. Hatta gerçekten bir hiçti. Cinsiyetinin dışında kendisini niteleyebileceğimiz bir şeyi, durumu da yoktu. Uzun tarih süreci boyunca en belirgin özelliği kan dökmek ve yeryüzünde fesat çıkarmak olarak yaşadı.

Allah’ın lütfu keremiyle bir yola girdi. Girdiği bu yol birçok kollardan müteşekkil bir nehir gibiydi. Cinsiyet, renk ve dil ayrımı yapmayan bu kollar bir araya gelerek BİZ’i oluşturdular. BİZ, ben’lerin kendilerini ve nefislerini hak uğruna yakmak kaydıyla aldıkları ödül olmuştu. Tek tek BEN’ler bir araya gelerek BİZ’de buluştular. Böylece emniyetin, güvenin, samimiyetin, güzelliğin ve iyiliğin yüreğinde; yani BİZ’de huzurla yaşamlarına devam ettiler. Tüm insanlık BİZ’im için çalışıyor, üretiyor, topluyor ve BİZ’im yeryüzünde daha çok güçlenmesi, hakim olması için emek ediyordu. İnsanlık aynı ailenin; yani BİZ’im evlatlarıydı. Henüz BİZ’den önce hiçbir şey oluşmamıştı. Kimse BİZ’i terk etmemişti, kimse BİZ’e kızmamış, kırılmamış ve kimse huzuru terk etme cesaretinde bulunmamıştı. Fakat dökülen ilk kanla birlikte BİZ’den kopuşlar başladı. Kabil BİZ’i terk etmişti. BİZ’i; yani görev yerini, sorumluluğunu, itibarını, şerefini, misyonunu, olması gereken yeri terk etmişti.

Habil BİZ’im ilk şehidimiz oldu. Kabil ise SİZ’in ilk BEN’i.  Habil; SİZ olmaya başlayan katil ve çocuklarının ilk öldürdükleri insandı. BİZ ile SİZ arasına kan girmişti. SİZ’in elleri kana bulanmıştı. İlk defa böylesine bir kin, nefret ve öfke patlaması yaşıyordu yeryüzü. Toprak kanla ıslanmış, dahası SİZ oluşmaya başlamıştı. Artık yeryüzünde sadece BİZ yoktu; SİZ de gücünü artırarak yol alıyordu. İnsanlık ikiye ayrılıyordu. Merhamet, sevgi ve adaleti terk etmeyenler ve terk edip zulmü, vahşeti ilah edinenler. BİZ’den kopan SİZ’ler huzuru bozmuş, emniyeti ve güveni ilga etmişler ve cemiyeti ifsad etmişlerdi. Heva, kibir, şiddet, öfke, kin, nefret ve tuğyan (İsyan)  SİZ’in özellikleri olmaya başladı. Artık insan; BİZ ve SİZ’den başka niteliklerle de tanınmaya başladı. Mesela katil, mesela maktül, şehit gibi.

Önce SİZ yoktu. SİZ; tek tek BİZ’lerden kopup karşı tarafa geçen BEN’lerden oluştu. Hevasına, kibrine yenilen BEN’ler BİZ’i tek tek terk ettiler. Halbuki bütün BENLER BİZ’de buluşuyordu o zamana dek. Kelimeyi şahadetle başlayan Ben serüveni Fatiha’da BİZ’e dönüşüyor, tüm BEN’ler BİZ’de cem oluyordu. Ne olmuştu? Kim yapmıştı? Dahası nedendi? BEN’ler neden BİZ’i terk ediyorlar ve SİZ oluyorlardı? SİZ kimdi ki? Ah o BEN’ler, ah o BEN’likler, BENcillikler. BİZ’ler bölünüyorduk. Artık BEN’ler; SİZ’de olmak üzere herkes ve herşey olabilirdi. BİZ güçten düşünce tüm BEN’ler bir yerlere taşınma telaşına düştüler. Önce SİZ’ler oldu, sonra ONLAR, ÖTEKİ’ler, BERİKİ’ler, ŞUNLAR, BUNLAR  ardı ardına yol buldular kendilerine. İnsanlık bir defa bölünmüştü. BİZ insanlara dar gelmişti, banal gelmişti. BİZ kalmak; yeterliliğini koruyamaz oldu, insanlara yetemez oldu. Süreçte BİZ zayıfladı, azaldı ve güçten düştü. BİZ, BİZ kalamadığımız için SİZ arzı endam eyledi. BİZ meydandan çekilince SİZ’e gün doğdu. SİZ krallığını ilan etti. SİZ cemiyete hakim olunca toplum çözüldü, insanların arasına fitne, fesat ve kin girdi. İnsanlar işlerini kötü alışkanlıklarla sürdürmeye alıştı.   

Daha sonra insanlık SİZ kimsiniz sorusuyla iştigal oldu. Herkes birbirine SİZ kimsiniz? diyordu. İnsanlık bir travma daha yaşadı, çünkü ortalık o denli karışmıştı ki BİZ’ler SİZlere, SİZ’ler, BERİKİ’lere, BERİKİ’ler ÖTEKİ’lere karışmıştı. Kimse BİZ’im kim olduğunu bilemez oldu. BİZ artık bir sırra dönüştü. BİZ’e ne olduğunu kimse bilemedi. Ben’lerin oluşturduğu tüm gruplar kendilerini BİZ’e intisap kıldılar. Herkes BİZ olma telaşındaydı. Piyasa BİZ’den geçilmiyordu, fakat BİZ herkesten kendini beri tutmuştu. BİZ sırra kadem basmış, kendini giz’in mahsenine gizlemişti. Yeryüzünde hiçbir BEN gönül rahatlığıyla kendini BİZ’e hamledemedi. Edemezdi, çünkü BİZ’im nasıl bir şey olduğunu, özelliklerini çok da bilmiyorlardı.

Şimdilerde gördüğümüz BİZ’ler ilk BİZ’lerden kopup SİZ’i oluşturanlardır. Ondandır bunca acı, zulüm, vahşet ve keder… Durum öylesine karışık bir hal aldı ki, BİZ SİZ’e dönüştü; SİZ kendini piyasaya BİZ diye tanıtır oldu. İnsanlar SİZ’in bu kopuşunu unutunca cemiyet yaşamı çok acılar çekti ve çekiyor. Sefelat, açlık, yokluk ve yoksunluk hep kendini BİZ diye takdim eden SİZ’lerden kaynaklandı. Zira SİZ tarih boyunca acımasızlığın, zulmün, gözyaşının, küfrün, nefret vb kötü duyguların beslenme kaynağı oldu. Kötülük hep BİZ’i terk eden SİZ’deydi. SİZ her türlü kötülüğü koynunda sakladı, büyüttü ve arza salıverdi. Merhamet, bereket, barış, sevgi, hürmet, adalet, liyakat, sadakat, vefa ve tevazu BİZ’deydi. BİZ ortalıktan çekilip sır olunca bu duygularında gücü azaldı, toplumdan bu duygular da yavaş yavaş el çeker oldu. Savunmasız kalan toplumun içine tefeci, fitneci, entrikacı bir cin kaçtı sanki. Çıkarı için her şeyi mübah gören bir anlayış gelişti. Menfaatini gerçekleştirmek için her ipte oynayan bir cambaza dönüştü. Elbette, her ipte oynayanın münafıklık alameti taşıdığını unuttu cemiyet.

Ne var ki cemiyet SİZ’e o kadar değer verdi ki SİZ alçaklığın klonlanmasında seri üretim yaptı. Değerlerinden, özünden, BİZ’den gayrı yetişen her klon topluma ve arza fesat saçtı. Saçılan bu cibiliyetsiz anlayışla maalesef yol alıyoruz. Haliyle SİZ’in oluşturduğu BİZ içinde Kabil’in entrikası, vahşiliği, acımasızlığı, pazarlıklıcılığı ve katilliğini barındırır oldu. Zira asıl BİZ’dekilerin efendisi Habil zürriyetsiz olarak şehit oldu. Meydan elini kana bulayıp tiranlığını ilan ederek yaşamını sürdüren KABİL’e kalmıştı. Temelde soyunu sürdüren Kabil’dir. Yani çoğumuz artık Kabil’in çocuklarıydık. Nefretin, kinin, acının ve zulmün… Yoksa neden yeryüzü bu kadar acı çeksin ki? İnsan, insanı neden katletsin ki? Coğrafyalarımızdan neden kan damlasın ki?

Umut BİZ’dedir. BİZ olmakta, BİZ kalmaktadır. BİZ, BİZ’in esrarına erip BİZ’i bulduğumuzda ve BİZ olarak kaldığımızda göğümüzden acılar, zulümler el çekecektir. Merhamet, sevgi ve adalet yeniden yeryüzünde hakim olacaktır. Habil Efendimizin toprağı ıslattığı pak kanından BİZ’ler yetişecek. Habil efendimizin misyonu, davası ve öğretileri yaşamımızı kuşatacaktır. Rabbim BİZ’i bulan, BİZ’de cem olanlardan eylesin; BİZ’de ayak diretenlerden, BİZ’de kalanlardan ve BİZ olmak için tüm BEN’liklerinden vazgeçenlerden kılsın. Dün de, bugün de, yarında BİZ’e selam olsun.

Rahmet ve bereketle…

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...