Senin Bedelin Ne?
Mensure Kaplan

Senin Bedelin Ne?

...Bir Âdemin diyarından Allaha arz eyleme sanatı var Habil ve Kabilin dünyalarında. Vermek ismiyle sınanmak, sınanmanın ötesinde, büyük beden libasın benlik ölçülerinden arınmak… bilsin ki insan oğlu sevdiği her şeyin bir bedel olduğunu, bana aitlik sıfatından ona ait kavramına dönmesi gerektiğini anlatır hep geçmişin vahiy sahifaları .

Ademoğlunun seyrinde bitiyordu her şey.

            ''' Adem oğullarını çekti yanına birini sağına birini soluna..''kurban taşının üzerine neler bıraktınız ?'' diye sordu , döndü Kabil'in yüzüne baktı.

           Kabil ben dedi , kendisini tanımladı , ben tarımla uğraşıyorum . Toprağa aidim ,  toprak ve onun üstünde yetişen de benimdir .

           konuşurken ellerine baktı , iki elini de diğer bileğinin üzerinde kelepçeledi , yine devem etti :

          bu yüzden kasemi meyvelerin en tazeleriyle doldurdum . Üzümler boğuluydu , incirler ağzı açık narlar çoktan çatlamıştı  , dökülmeleri an meselesiydi . Bir çok zeytin dalı kopardım sonra . Dallar meyvelerin ağırlığından kendilerini tutamaz olmuşlardı , yere doğru sarkmışlardı . Ben koparmasam düştü düşeceklerdi neredeyse . Kabımı adak taşının üzerine bıraktım , yetinmedim , tarlandan başaklı demetleride yanına ekledim .

           uzun sözün kısası ölçtüm , biçtim , saydım , döktüm , tarttım , dengeledim .Benim olandan vazgeçtim . Sustu ellerini bileklerinden  çözdü , bu kadar mı?  dedi Adem . Bu kadar daha ne olsun..

          o zaman habile döndü Adem . Sen dedi , sen ne bıraktın kurban taşına?

               Habilde kendisini tanımlayarak başladı . Ben dedi , hayvancılıkla uğraşırım , toprağın hiçbir yeri bana ait değildir. Gezer göçerim , kalmam uğrar geçerim . Kök salmam ; çünkü hiçbir yere ait değilim . Bilirim ki kalıcı değil geçiçiğim misafirim .

               En güzelini seçtim koyunlarımın . Gözleri en kara olanı…tüyleri en parlak en beyaz sırtı en kınalı olanı… bana en içli bakanın alışık olanı… EN SEVDİĞİM anlayacağın . .Hüznü içime en oyacak  olanı..onu götürürken içim acıdı . Görmemek için gözlerini , siyah bir bağ geçirdim . Elimden gelse gözlerimi de bağlayacaktım .  AMA BİLDİM Kİ CANIM ACIMAZSA KURBAN , KURBAN OLMAZDI

         bu kadar mı? dedi Adem

  yok dedi Habil , dahası var.

          beyaz tüylü kara gözlü koyunu mu adak taşına sadece koyun olarak koymadım . Her bir şeyi karşılığı , inancımın ve korkumun  ölçeğiydi o . Onun yerine adak taşına bütün sürüyü koydum , yetmedi . Sevdiğim ne varsa  sevebileceğim ne varsa hepsini koydum , seni koydum ey baba içim yandı , annemi koydum , içim daha çok yandı . Sevdiğimi koydum  , onu zaten geride ben diye bir şey kalmıyordu .  En son  adak taşına kendi başımı koydum , koyacak başka bir şeyim olsa onu da koyacaktım...'''

Böyle anlatıyordu Nazan Bekiroğlu, Adem ve Havva kitabında...

Birde Hz.İbrahim(as) peygamberin ağzından dinleyebilseydik keşke , en sevdiği, en sabredemeyeceği ile sınanmanın nasıl bir ahh olduğunu... İsmail ile sınanmak, sınanmanın ötesinde var olan güce karşı , rıza-ı matluba dayanmak.. olması gereken ile oldurana güvenmek…

       

Böyle idi Hz.İbrahim(as)...öyle ki minik ellerine dayanırken bile yüreğine taşan salı verme duygusuyla cebelleşmek ne demektir bilinmez başa gelmedikçe...vad edileni yerine getirmekti asıl vefa buydu , sineye çekilen...

İsmail'in  vefası ,

İbrahim in de vaadiydi…

Dönülemez, geçilemez, bıkılamazdı ki söz kılıcı bilemişti. Bi korkmayan o vardı, sukuta dair eylemleri vardı gittiği yolda. Babasına bir hayat vasiyetiydi sözleri..

''Allahın vadini yerine getir baba ,

yoluna engelleri sardırma ,

vicdanını uyandırma ,

ayağına takılan taşları , yolundan caydırma….

Bırak da  günü geldiğinde onların şahitliğine misal olayım bu yürüyüşüm. ''Kün fe yekün '' ol der oluverir her şey. Karanlıktan sonra önü aydınlıktır bilirsin, vuslatın ucuna vardırmışım, yıkılmak ne diye, gel götür bu ‘’ben denen benliği’’,  ben bensiz eylemişim. Ey babam!  titreyen yüreğine muhal verme, nehyet habis denen yoluna çıkan taşları, maruf eyle sana var edilmiş ilhamları. Yap ey Hz İbrahim!  denenecen kadim sırlara ermek için .  ''

diyordu bir  teslimiyet onun kisi.... Öyle ki kabullenmenin ötesinde aşka visal eylemiş bir arzu ile tutunmuş , yakın olma yakınlaşma bir bütün olma vakti; Ama nerden bilecekti ki tarihe sığmayan müjdelerin habercisin sancağı…

Sen ki ey nefis kaç kere yolumdan döndürmeye çalıştıysan da ben İsmail, kılıçtan keskin taşlarıma madur olmadın mı?...   

Hikaye bir İsmail de başlamıyor aslında… Orada sana dair mesajların  konumlarını açıyor, gidilen yolda karşına çıkan nefisinin habercisidir. Bil ki hayır namına kurulan her bir iyiliğin, elbet bir habisin çıkarı ile çatışırsın kendi iç rehberinde.

İşte bu yolda bedelde var beden de deyip yoluna devam etmedin mi? Kurbanın varsa İsmail'in de var elbet. Bir sorumluluk ile manevi aşka değerdi  gökten inen koç, teskinliğin, ruha mal olan telbisin  adıydı . Allah’ın kabulüydü... Verebileceğin bir İsmail’in varsa, unutma inebilecek bir bedel gelir elbet, ancak koç kurban olduğu zaman, İsmail’i de firak etmişsin demektir.

Bilmek, yükselmek belki de verebileceğimiz İsmaillerin eseridir. Kim bilir hayatta ne maddi, ne manevi bedeller taşırız şu serendip yolunda. Yakındığımız uğruna sarf ettiğimiz yükler vardır. Omuzlarımızda, zaman vurdukça saatlere, saniselere, durmak yok der, minanın taşlarında… Yük boşaldıkça ruhta rehavetle çöker dizlerin üstünde. ''Abd olmuş boynum yolunda… Suskunluğum sana dair ey Mevla!  Bilirim, yalnız değilim. Hikmetle tecelliye mazhariyetinle adanmışlıklarımla karşındayım , kabulümdür , bana dair yüksünmem eylerim''..

Şimdi sor kendine  bi, kurbanın, bedeli ne olacak?


Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Serdar Duman Yazdı: Türkiye Sekülerleşiyor mu?
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...
Gülbeyaz Karataş Soyalp Yazdı: Kudüs İzlenimleri...