Cerablus müdahalesi
Alptekin Dursunoğlu

Cerablus müdahalesi

Türkiye, 2011’e ait ‘Şam’da devrim’ önceliğini, ‘Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması’ şeklinde değiştirdiği için Cerablus müdahalesine hem Amerika’dan hem de Rusya ve İran’dan onay alabildi.
 

Türkiye, 24 Ağustos’taki Cerablus müdahalesi ile tıpkı Rusya, İran, Amerika, İngiltere ve Fransa gibi Suriye’de askeri varlığı bulunan bir aktör haline geldi.

 

Amerika, İngiltere ve Fransa 2014 Eylülünde kurulan uluslararası koalisyon çerçevesinde ve tek taraflı olarak; Rusya ve İran ise 2015 Eylülünde terörle mücadele gerekçesiyle ve Şam’la koordineli olarak Suriye’ye girmişti.

Peki 2011’de Suriye’nin iç işlerine “iç meselemizdir”[1] diyerek müdahil olup onu uluslararası bir siyasi krize dönüştürmekte baş rol oynayan Türkiye, doğrudan kendisini tehdit eden güvenlik sorunları yaratmasına rağmen askeri müdahale konusunda neden tüm uluslararası aktörlerin gerisinde kaldı?

Çünkü Türkiye, diğer uluslararası aktörlerin aksine Suriye sorununda ‘Şam’da devrim’ öngören 2011 yılına ait önceliğin hiçbir işleve, anlama ve değere sahip olmadığını ancak 2016’da anlayabildi.

 

2014 sonrası öncelikler ve dış müdahalede yeni uluslararası denge

Türkiye, 2011’den beri ‘Şam’da devrim’ önceliği ile Suriye’ye dış müdahale talep edegeldi.[2] Ancak Libya’dakinin aksine BM kararına dayalı yasal bir müdahaleye Rusya ve Çin izin vermedi.Yasadışı bir müdahaleye ise 2003’teki tek taraflı Irak müdahalesinden ağzı yanan ve desteklediği ‘Libya devrimi’ sonrasında konsolosunu kurban veren Amerika yanaşmadı.

Suriye’ye BM kararına dayalı bir müdahaleyi mümkün kılabilecek bir uluslararası uzlaşma hiçbir zaman sağlanamadı; ancak IŞİD’in hilafet devleti, hem ABD’nin BM kararına dayanmayanyasadışı müdahalesi hem de Rusya ve İran’ın Şam’ın onayına dayanan yasal müdahalesi için bir uluslararası uzlaşma vesilesi oldu.

Şam ve Şam’ın müttefikleri, 2011’den beri Suriye’de terör değil rejim sorunu olduğunu iddia eden Amerika’nın 2014 Eylülünden sonra terörün varlığını itiraf etmek bir yana terörle mücadele başlatması sebebiyle ABD’nin yasadışı askeri varlığını görmezden geldi.

Rusya ve İran, 2011’de de Şam’ın talebi ile Suriye’ye askeri güç gönderebilecekken bunu Amerika’nın yasadışı müdahalesinden bir yıl sonraya erteledi.

Böylece Şam’ın onayı ile dahi olsa askeri müdahalesini ‘müttefik bir ülkeyi savunma’ değil,‘terörle mücadele’ argümanına dayandırarak Amerika ile uzlaşmayı hedefledi. Amerika da buna karşılık Suriye’yi Rusya ve İran’a yönelik bir savaş alanına dönüştürmedi.

 

Uluslararası dengeyi bozmaya çalışan Türkiye kendini dışladı

 Türkiye ise uzun süre 2011 önceliğine dayalı müdahale talebinde ısrar ederek 2014 önceliğine dayalı uzlaşma dengesini bozmaya çalıştığı için tüm taraflarca dışarıda tutuldu.    

Rusya ve İran’ın Suriye’deki rolüne zaten karşı olan Türkiye, uluslararası koalisyonun kurulduğuCidde bildirisine imza atmayarak[3] ve İncirlik üssünün kullanımına uzun süre izin vermeyerek, Amerika’nın öncelik değiştirmesine itiraz etti.

Amerika’nın belirlediği yeni öncelik çerçevesinde Suriye’ye girmeyi ve rol almayı reddeden Türkiye, şu adımlarıyla da Suriye’ye giren ABD’ye yeni öncelikler ve roller benimsetmeye çalıştı.

1- Yakın zamana kadar liderleriyle Ankara’da görüştüğü PYD’yi terör örgütü ilan etti.

2- ABD’nin ilk zamanlar Kobani’yi ‘stratejik öncelikler’ arasında görmemesi sebebiyle IŞİD’in Kobani’yi kolayca ele geçirebileceğini öngördü ve bunu PYD kantonlarını bir daha birleşemeyecek şekilde parçalayacak bir fırsat olarak değerlendirmek istedi.

2- Suriye hükümetine karşı ‘uçuşa yasak bölge’‘güvenli bölge’ ve ‘eğit-donat’ talep ederek ABD’ye rol tayin etmeye çalıştı.[4]

3- Rus uçağını düşürdükten hemen sonra Rusya yerine önce NATO ile temas kurarak bundan ABD ile Rusya’yı Suriye’de karşı karşıya getirecek bir kriz olarak yararlanmak ve ABD ile Rusya arasındaki uzlaşma dengesini ‘soğuk savaş dengesi’ haline dönüştürmek istedi.

Ancak ne Türkiye’nin hem IŞİD’i hem de Suriye yönetimini yok edebilecek bir muhalif ordu kurma gücü ne de vekalet savaşının kontrolünü kaybettiği için ABD’nin Suriye’de 2011 önceliğine dönebilecek durumu vardı.   

Dolayısıyla ‘Şam’da devrim’ hedefinde başarısız olan ABD’nin Suriye’yi yenik bir şekilde terk etmemek için ‘terörle mücadele’ gerekçesiyle Suriye’ye yasadışı bir şekilde girmesi, Rusya ve İran’ın yine aynı gerekçeyle girişinin zeminini yaratırken, Türkiye’nin 2011 yılına ait önceliği ile Suriye’ye girmesine kimsenin izin vermesi beklenemezdi.  

 

Cerablus müdahalesinin gerekçesine onay, yöntemine itiraz  

Türkiye, 2011’e ait ‘Şam’da devrim’ önceliğini, ‘Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması’ şeklinde değiştirdiği için 24 Ağustos’taki Cerablus müdahalesine hem Amerika’dan hem de Rusya ve İran’dan onay alabildi.

Ancak Türkiye’nin Cerablus müdahalesinde izlediği fiili yöntem, müdahalenin resmi gerekçesi ve hedefi hakkında kuşku yaratıyor.

Bir başka deyişle konunun diğer tarafları, Türkiye’nin Cerablus müdahalesinin gerekçesini ve ‘resmi’ hedefini onaylamakla birlikte ‘asli’ hedefine kuşkuyla bakıyor.

Cerablus müdahalesini Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerekçesiyle açıklayan Türkiye, Cerablus operasyonu ile zahiren IŞİD’i hedef aldı. Ancak operasyonu, PYD’nin Kobani ve Afrin kantonlarının birleşmesini engellemeye yönelik bir yöntemle icra ediyor.

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adını kullanan silahlı grupların da kullanıldığı operasyonda Cerablus, IŞİD’le savaşılmadan teslim alınırken, YPG’nin savaşla çıkarılacağı bölgelere ÖSO unsurlarının yerleştirilmesi suretiyle bir tampon bölge kurulması asli hedef olarak ortaya konuyor.

Rusya, Ankara’nın ‘IŞİD’le mücadele’ başlatmasını, Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma gerekçesine uygun bularak desteklediğini; ancak Kürtleri hedef alan bir tampon bölge kurulmasını aynı gerekçeyle bağdaştırmadığını şu ifadelerle vurguluyor.

“Suriye krizinin uluslararası hakların temelinde Kürtler de dahil olmak üzere tüm etnik grupların katılımıyla 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre anlaşması ve BM Güvenlik Konseyi'nin kararı çerçevesinde geniş çaplı Suriye diyaloğu üzerinden çözülmesinden eminiz.”[5]

Benzer bir durum “Cerablus’taki ÖSO-PYD çatışması kabul edilemez[6] diyen Amerika için de geçerli. Elbette Amerika, ÖSO-PYD çatışmasını Türkiye’nin Kürtlerin tasfiye edilmesini öngören bir tampon bölge yaratarak Suriye’nin bölünmüşlüğünü daha da derinleştirmesinden değil, IŞİD’e karşı kara müttefiki olarak kullandığı Kürtlerin Türkiye ile savaşarak zayıflamasından kaygı duyduğu için kabul edilemez buluyor.

 

Suriye’nin toprak bütünlüğü, sadece siyasi çözümle garanti edilebilir

Rusya ise kaygı bildiren açıklamasında da vurguladığı üzere Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti edecek bir sonucun ancak Kürtlerin de dahil olduğu tüm tarafların uzlaşmasıyla varılabilecek bir siyasi çözümle elde edilebileceğini savunuyor.

Yani Amerika, Türkiye’den sadece taktik düzeyde talepte bulunarak YPG’nin Cerablus-Afrin arasındaki bölgenden uzak tutulmasıyla yetinmesini ve IŞİD’le savaşta müttefik olarak gördüğü YPG’yi zayıflatmamasını istiyor.

Buna karşın Rusya ve İran, Türkiye’den Şam’la koordinasyon kurmasını, terörist bir gruptan temizlenen bir bölgeye başka bir silahlı grubu yerleştirmemesini, siyasi çözüme ulaşmayı engelleyen ön şartları kaldırmasını ve ateşkesi imkansız hale getiren silahlı grupları desteklemekten vazgeçmesini istiyor.

 

Sahadaki nesnel gerçeklikle bağdaşmayan bir müdahalenin başarı şansı yok

Türkiye için gerçekten yeni öncelik Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ise sahaya öncelikle ilişkin şu nesnel gerçekliklerin görülmesi gerekiyor.

1- Suriye’de şu anda toprak kontrolü bulunan dört güçten hiçbiri diğerlerinin tamamını askeri yöntemlerle tasfiye ederek ülkenin toprak bütünlüğünü garanti edecek bir güce sahip değil.

2- Suriye’ye müdahil olan uluslararası taraflar, sadece IŞİD ve Nusra’nın terörist örgüt olduğu konusunda görüş birliğine sahip. Örneğin Türkiye ve Suudi Arabistan Rusya ve İran’ın terörist saydığı Nusra ve müttefiklerini ‘muhalif’; Rusya, İran, Amerika hatta Suriye yönetimi ise Türkiye’nin terörist saydığı PYD’yi ‘muhalif’ olarak görüyor.

3- Suriye Destek Grubu, terörist sayılan örgütlere karşı askeri seçeneklerin kullanılmasını, muhalif sayılan örgütlerin ise müzakere masasında temsilini öngörüyor.

4- Suriye’nin ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü garanti edebilecek tek çözümün, tüm kesimlerin temsil edildiği siyasi müzakereler sonunda sağlanacak barışla ve kurulacak geçiş hükümeti ile mümkün olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.

 

Türkiye’yi Suriye’nin etkisine daha açık hale getirecek bir müdahale

Türkiye’nin Cerablus müdahalesi, her ne kadar Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma hedefiyle açıklanıyor olsa da yukarıdaki nesnel gerçeklerle çeliştiği için başarı şansı bulunmuyor.

Çünkü PYD, Türkiye dışındaki tüm uluslararası taraflarca terörist bir örgüt olarak değil, Cenevre’de temsil edilmesi gereken bir aktör olarak görülüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin Cerablus müdahalesine onay veren diğer uluslararası tarafların PYD’nin tasfiyesine dayalı yeni bir harita oluşumuna seyirci kalması beklenmiyor.

Öte yandan Türkiye, bu müdahale ile Suriye’yi daha fazla etkileyebilen bir ülke değil, tam aksine Suriye’den daha fazla etkilenen bir ülke haline geliyor.

Zira ÖSO tabelası kullanılıyor olsa dahi, bu müdahale ile birlikte Suriye’de ilk defa belli bir grubun değil, yabancı bir devletin kontrolü altında bulunan bölge oluşmuş oluyor.

Şimdiye kadar askeri alanda dolaylı olarak rol sahibi olan Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde yüzlerce kilometrekarelik bir alanın kontrolünü ve güvenliğini üstlenmekle sınır ötesinde savaşın, sınırlar içerisinde de terörün doğrudan hedefi haline geliyor.

 

Çözüm için zihin açıcı sorular:

1- Ülke topraklarının devlet kontrolünden çıkmasında ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün tehlikeye düşmesinde ‘Şam’da devrim’ hedefiyle desteklenen silahlı grupların rolü nedir?

 2- 2011’de Kürt nüfusunun yoğun olduğu üç ilçenin kantonlara dönüştürülmesi, sadece ideolojik motivasyonlarla açıklanabilir mi? Bunda savaşa taraf olmayan Suriyeli Kürtlerin güvenlik ve hizmet ihtiyaçlarının hiçbir etkisi yok mudur?

3- Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden tek grup PYD midir? Diğer grupların ülkenin muhtelif bölgelerindeki toprak hakimiyeti desteklenirken PYD kantonları ortadan kaldırıldığında Suriye’nin toprak bütünlüğü garanti edilmiş olacak mıdır?

4- Suriye’nin hiçbir etnik, dini veya mezhebi kesimi dışlamayan bir siyasi yapıya kavuşturulması konusunda görüş birliği olmasına rağmen PYD’nin Cenevre müzakerelerine katılımının bile engellenmesinin hukuki veya ahlaki dayanağı nedir?

5- ABD tarafından IŞİD’e karşı bir kara müttefiki olarak değerlendirilmek, PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde tek taraflı olarak ilan ettiği federasyonu yaşatabilmesi için yeterli midir?

6- Beşşar Esed’i ve PYD’yi dışarıda bırakan bir siyasi çözüm mümkün müdür?

7- Siyasi çözümden başka Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti edebilecek bir yol var mıdır?

8- Var sayıldığı üzere PYD eğer Suriye’de bir Kürdistan bölgesi kurmak istiyorsa tüm kesimlerin temsil edileceği bir siyasi çözüm masasında Suriye’de bir Kürdistan bölgesinin kurulması konusunda anlaşmaya varılmasının ihtimali nedir?

 

9- Askeri araçların diplomatik araçlara göre daha masrafsız, daha tehlikesiz ve daha etkili olduğunun kanıtı nedir?

YDH Yazının tamamı için

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...