Darbe Sonrası Değerlendirme…
Ahmet Yıldırım

Darbe Sonrası Değerlendirme…

Ülkemizde her on senede bir darbe girişimi gerçekleşir. Arada siyasi ve ekonomik krizlerde cabası. 15 Temmuz darbe girişimi de bu sürecin devamı niteliğinde. Dini bir cemaat görüntüsünün altında yabancı istihbarat teşkilatlarıyla iş tutmuş bir yapının Allah tarafından nasıl İslam’dan alaşağı edildiğini görmekteyiz.  Cemaat saikleriyle başlayıp küresel bir cemiyete dönüşen her yapının süreçte narsist bir profile evirileceği gerçeğini net bir şekilde görmüş olduk. Daha önceki kimi yazılarımızda da beyan ettiğimiz üzere otokontrolünü sağlamayan her cemaat süreçte cemiyete dönüşür; her cemiyet entegrasyona açıktır ve her entegrasyon asimilasyonla neticelenir.

Üzerinde durulması gereken durum; bir yapının büyüme ve güç kuvvet elde etme hırsıyla hareket edip bir projeye dönüşmesidir. Hem İslami olduğunuzu iddia edeceksiniz hem de kimi yabancı istihabart kurumları da dahil farklı yapılara göz kırpacaksınız. Allah’ın af etmediği husus budur. Allah bu tür davranışları şirk olarak değerlendiriyor. Yapı, cemiyete dönüşüp yükseldikçe Allah’ın rahmet ve bereketinden uzaklaşarak kuklaya, piyona dönüşür. Kendi iç dinamiklerinde fetö çözülmüş olsaydı kimse kendilerine bu denli bir tepki göstermeyebilirdi.

Fetö yapılanması tüm cemaatlerimize ders olmalıdır. Bu yapı başlangıcından bu sürece kadar tam bir laboratuvar görüntüsü sunmaktadır. Toplumun dini bir cemaat olarak gördüğü, fakat Efendimiz (sav) getirdiği vahiyin medtodundan ve usulünden farklı yollara girmiş; örgüt liderinin kitaplarının ve tarzının dışında hiçbir bilginin verilmediği bir durum arz etmiştir. İlk etaptan beri diğer cemaatlerle arasına mesafe koymuş bir yapıya dönüşmüştür. Süreçte kendinden başkasını muhatap almayan, kardeş yapıları önemsemeyen hatta onlara yaşama hakkı tanımayan, güç ve kuvveti kendinde mündemiç gören bu narsist yapıyı iyi tahlil etme durumundayız. “Kendini yeterli gören illa ki tuğyan eder” ayeti gereğince kibir abidesi olmaya aday olmuş bir yapı ile karşı karşıyayız. Kendine yetebilmek iyidir, fakat kendini yeterli görmek bir psikolojik hastalıktır. İkinci durum tamamen güçperest olmak ile alakalıdır. Mutlak güç sahibi olan sadece Allah’tır. Kim ki güce tamah eder, onu tasarrufunda tutmak ister, güç; bumeranga dönüşüp en basitinden o insanın/yapının ellerini koparır. Güç, yapılarımızı merhametli olmaya yöneltirse bir anlam ifade eder. Aksi durum müstekbir olmaya meyletmektir. 

Fetönün kalkıştığı bu darbeden her yapı kendine göre bir ders çıkarmalıdır. Bu kalkışma vesilesiyle bazı tespitler yapma durumundayız. Nacizane olarak şimdilik gördüklerimiz aşağıya çıkarılmıştır:

Cemaat ve gruplar bedeli ne olursa olsun özgünlük ve özgürlüklerini kaybetmemelidirler. Veya bu değerlerini ipoteğe bırakmamalılar.  Bununla birlikte olabildiğince şefaf, herkesle istişare edebilmeli, toplumun tüm kesimlerini kuşatabilecek bir şuur ve bilinci içselleştirmeliler. Gücenmeden, yüksünmeden eli, dili ve fikri silaha, şiddete bulaşmamış tüm  yapılarla (STK) görüşebilmemiz gerekiyor. Toplumu insan ve medeniyet ekseninde tüm farklılıklarıyla kabul etme erdemini göstermeliler. Ötekileştirmeyi utanç olarak değerlendirmeliyiz. Allah’ın tektipçi bir düşünceden razı olmayacağını idrak etmeliyiz. Toplumsal birliği inşa sürecinde ve akabinde siyasi mülahazalardan uzak durulmalıdır. Toplumsal ilişkilerde siyaset belirleyici unsur olmamalıdır. Beşeri ilişkilerde insani hassasiyetin dışında dikkate değer bir durum aranmamalıdır.

 Cemaatler/yapılar her türlü faaliyetlerini kendi imkanlarıyla görmeliler. Özgürlük, ancak bağımsız ve bağlantısız hareket etmekle mümkün olabilir. Allah’tan gayrı bir dost ve dayanak arayışı felakete davetiye çıkarmaktır. Mü’minlerin velisi Allah’tır. Bu minval ile özellikle devlet/kamu imkanlarının kullanılması hususu iyi düşünülmelidir. Zira bu imkanların yerli yerince kullanılmaması durumu kamu hakkı olduğundan, helal değildir. (Yerli yerince kullananları tenzih ederim.) Yapılan projelerin gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.  Haramın binasının olamayacağı bilinmelidir. Hak, Adalet ve Tevhid eksenini kaybeden veya değiştiren her cemaatın/yapının Allah tarafından İslam denizinden atılacağını unutmamamız gerekir. Zira İslam canlı bir dindir ve asla kiri, pası içinde barındırmaz.

Cemaat/yapılar lobi çalışmasına dönüşmemelidir. Lobi faaliyetleri üzerinden bürokrasinin bazı katmanlarına göz dikilmemelidir. Kimi bakanlıklarda kadrolaşma faliyetleri yürütmek kadar abes ve hatalı bir düşünce olamaz. Bazı bakanlıklarda gettolaşma emareleri gösteren cemaatlerin ilk elden bu fikirlerinden vazgeçmeleri gerekmektedir.  Asli faaliyet alanlarının toplumu ahlak ve takva ekseninde dönüştürme bilincini unutmamalılar. Devlet ile yatağa girilmemelidir. Devlet ile yatağa giren hiçbir yapı bakir çıkamamıştır. Bu söylemden devlet kademesinde bulunmayalım, devlette çalışmayalım sonucu çıkarmayalım. Demek istediğimiz kimse proje olmaya aday olmasın. Elhiyet, Liyakat ve  sadakat çerçevesinde elbette devletin işleyişini adalet ve hukuk ölçeğinde yürütülmesine ve dönüştürülmesine katkı sağlamalıyız.  

Cemaatler, kapılarını çalan devlet yetkililerinin önüne ehliyet, liyakat ve sadakat kavramını sürmeliler. Allah, İslam, Ahlak, Erdem, İnsanlık, Vatan ve Millet vb konularda ehliyeti olmayan, liyakat ve sadakati taşımayan kim olursa olsun önemli mevkilere getirilmemesi ifade edilmelidir. Bu çerçevede hiç bir cemaate iltimas geçilmemesine dikkat edilmelidir. Devletin bu alanları cemaat savaşlarına dönüşmemelidir.  

Hükümet darbe sebebiyle temizliğe girişirken kendinden başlamalıdır. Hala toplumun bu yöndeki beklentisi karşılanmış değildir. Gelin veya damatlar üzerinden fetö ile kurulan ilişkiler ağı kime ulaşırsa ulaşsın tespit edilip gereken yapılmalıdır. Herkesçe bilinen kimi siyasetçi ve bürokratlar hala bir şey yokmuş gibi davranmaya devam etmektedirler.

Hükümet hem siyasette hem de bürokrasi de gerçek anlamıyla milli ve yerli Anadolu insanına yeteri oranda kadro açmamıştır. Bunca zaman geçmesine rağmen hala bu kadroları etkin kullanamamıştır. Bu konudaki eksikliklerini bir an önce gidermelidir. Kendilerine hak ve adalet ölçüsünce eleştirel davranan kadroları (kaldı mı? Bilmiyorum)  öncelemelidir. Zira bir ortamda muhalefetin gücü iktidarın gücünü de artırmaktadır.

Darbe kalkışması sık tekrarlarla fetö denilerek çapı ve etkisi küçültülmektedir. Fetönün arkasında ve doğal olarak darbenin de arkasında bulunan güç büyük şeytan Abd’dir.  Toplumun bu yöndeki değerlendirmesi fetö gibi bir kuklacı ortaya atılmak suretiyle toplumun tepkisi yön değişikliğine uğramaktadır.

Rabbim her türlü darbe ve kalkışmalarına karşı dirençli bir nesil, sebat edecek bir duruş ve kararlılık, her türlü ağır silahlara karşı göğsünü siper edecek cesareti bu topraklardan eksik eylemesin.

 

Rahmet ve merhametle.  

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...