Olmayan Sevgilim
Eda Bildek

Olmayan Sevgilim

“Benim payıma düşen, ardından terk edilmiş bir konak gibi

eskimektir.”

                                              

Gecenin en zifiri karanlığını bekliyorum yazmak için karanlık acıları örtüyor nihayetinde. Ve gönlümün eteklerinden nazlı dokunuşlarla saçılışına tanık olacak küçük kalbimin yeniden sana âşık olması için ve her sabah ağır ve yanık bir kalple sana uyanmak için gecenin en zifiri karanlığını bekliyorum. Neden acı içinde kıvranan bir kadın kalmıştı Titanik’ten geriye ve niçin onca ölümden daha çok bir aşkın konuşulduğunu şimdi anlıyorum. Ve dahi Sylvia’nın psikolojik travmalarından daha çok yaralı âşık olan kadınlığının intiharının ardından devleştiğini, dahası Furug’un bir kadının olabileceği en güzel yaşta bir şiir gibi toprağa gömüldüğünü idrak ediyorum. Çünkü onlar yerine bin kez daha bugün ben acı çekiyorum. Bir farkla bugün kimse aşktan anlamıyor.

Oysa ben seni yeniden severken belki de ilk günkü yalınlığımla lakin o günkünden daha fazla aşka anlam katıyorum. Onca ölümlünün geride anılacak bir aşk bırakmadığında ne kadar da zavallı olduklarını bir kez daha anlıyorum. Bir can bin defada olsa aşka kurban edilmeli… İşte bu yüzden benim payıma düşen ardından terk edilmiş bir konak gibi eskimektir. Her şeyi eskitip seni Nevbahar bırakmaktır.

Ve aslında senle ben ölülerin bakışı gibi sessiz ve sabit sonsuza kadar bir sigaranın dumanında öylece bakışabilirdik. Delice rüzgârın kulağımıza söylediği şarkının eşliğinde dalıp kalabilirdik. Üzerimizden havalanan bir kuşun kanatlarıyla gökyüzüne havalanabilirdik. Sonsuzluk gibi bir şey diyebilirdik aşk için ve tüm yollardan dönüp birbirimizde kalabilirdik. Sebep aramadan, sormadan, sorgulamadan; sormanın vebali var neticede.

Aşkla aşağılayabilirdik bütün önyargıları. Yıkabilirdik putlaştırılmış dünyalıkları. Beraberce gördüğümüz en büyük aşka dönebilirdik yüzümüzü. Ve bizi kutsayan kudretin önünde bir kez daha secde edebilirdik, aşk ile. Ne de olsa aşk insanüstü bir lütuf, gökten yağan bereketli bir yağmura denk gelmiş olmanın hatrı var. Beraberce Allah’a el açtığımız noktada ne sen ne ben demeden biz olabilirdik. Olabilirdik. Hayret verici cümlelerin kapısına kilit vurup sonsuzluğu dünyada da bulmuş olmanın hayretine düşürebilirdik insanlığı. Kimsenin anlamadığı noktada aşka dair tüm sorulara beraberce bulduğumuz saçma sapan bir cümlenin hoşnutluğuna erişebilirdik. Beraberce saçmalayabilirdik. Evet, saçma sapan bir cevap bulabilirdik aşkla.

Bir ağacın gölgesinde aşkın hatırına başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan ömrümüzün bütün günbatımlarını beraberce izleyebilirdik. Başım omuzundayken. Başım bir tek omzuna yakışır neticede ve ellerin ellerime…

Bir ömür oturabilirdim başım önüme eğik dizlerimin üzerinde ve inan bana yüzüne bir kez olsun uzun soluklu bakmadan sonsuza kadar hissedebilirdim her bir milimini. Teni kavruk adam, gönlü gönlüme denk adam; sana yeniden yeniden vurulabilir(d)im. Ben aşkın soyundanım. Ve bu yokluğunu soluyan bayat hava beni kederlendiriyor. Ölen bir kelebek unutmamayı öğütledi bana, ölesiye bir özlemle kederimi demliyorum. Kendimi sende unutuyorum ama seni her salise, uyurken bile yaşıyorum.

Su akışının sesi ve dişi toprak kabuğu üzerine yıldız ışığının düşüş sesi ve aşkın yayılma sesi ve hepsinin üzerinde senin sesin… Tarifsiz, tanımsız, kekremsi bir suskunluğa bürünmüşken sen varsın ya her şey bambaşka gözlerimde.

Beni sevdanın kanlı soyu yaşamaya sorumlu kılmış biliyor musun? Sevdanın kanlı soyu… Benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir ve “ellerini seviyorum” diyen sesin hüznünde ölmektir.

Ben aşkın ayetinde seni içime çektim. Seni hıfz ettim, dört elif miktarı yokluğunda ah çektim. Ben sana duyduğum aşkı, yağmura, dala, kuşa, toprağa, gökyüzüne ve dahi tüm kâinata aşıladım. Yaşam belki de budur. Hayır, yaşam elbette budur. Bir kadının her salise kendi benliğini unutup varlığından doğurduğu aşkta gördüğü adamdır. Onu bekleyişidir, uzun soluklu bir caddenin yüreğinden geçen her adımda onun adımını bulma arzusudur. Ve belki de yaşam o adamın her gün o kadının yüreğine farkında bile olmadan uğramasıdır. Yüzüne dokunan elin hissiyatıyla titreyip o eli bulamayışıdır, belki de. Yaşam belki bir urgandır, bir kadının sevdiği adamın yokluğunda kendini o urganla aşka astığı…

Bir şey söyle bana,

Ölmemem için, ölen bir kelebekten daha tesirli haykır:

‘Unutma beni’ de mesela…

Unutma beni…

Bilmem anlatabildim mi, bombalar patlarken, kent meydanlarda ölmek için varız diye haykırırken ve dahi ölme ihtimali içindeyken bile seni seven ruhuma şarkımızı söyle!

Moun amoure, de.

Bizim aşkımız hiç bitmeyecek…

Hiç olmayan, olmaması mümkün olmayan sevgilim…

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...