Bürokratın Şakirtlik Hevesi.***
Ahmet Yıldırım

Bürokratın Şakirtlik Hevesi.***

 (Hemen belirtelim ve başımız ağrımasın bu yazı yüksek ironi içermekte ve tamamen hayal ürünüdür.)

Yıl, bir hayli zaman oldu, fakat bugün gibi hatırlıyorum. 27 Nisan 2000, günlerden Çarşamba... Hiç unutamıyorum… Ilık bir Akdeniz öğleden sonrasıydı. Çevre iller gayet sıcak olmasına rağmen ilimiz İlkbaharın harikulade bir anını yaşıyordu. Hava ne sıcak ne soğuk tam bir ilkbahar havası… Makam odamdaki telefonumun çalmasıyla kendimi kaptırdığım derin düşüncelerden anca alıkoyabildim. Telefonun öteki tarafında Himmet pardon Hizmet hareketinin önde gelen ağabeylerinden biri vardı. Kaç zamandır sohbetlerine katılmak istiyordum. Nihayet  talebimin il ağabeyi tarafından onaylandığı haberini alıyordum. Ne kadar mutlu olduğumu size ifade edemem. Hemen hocaefendi keremalluhu veche hazretlerinin yaşamını tekrar etme ihtiyacı duydum. Doğum tarihindeki ayrıntı dikkatimi çekti. Çünkü doğum tarihi ile içinde bulunduğum tarih arasında girift bir ilişki vardı. Dikkat ettiyseniz siz de görmüşsünüzdür; Muhterem Efendim, velinimetimin doğum tarihi olan 27.04.1941 ile içinde bulunduğum 27.04.2000 tarihinin ortak noktalarını. Gün ve ay birebir tutarken; üçünün (27.04.2000) toplamını aldığınızda 15 yapmaktadır. Bu ise hazretlerin doğum yılına denk gelmektedir. Bu kesinlikle bir işaret olmalıydı. Evet, evet bir işaret!

Bu işaretin etkisi altında nihayet akşam olmuştu. Ben ise derin ve bir o kadar ulvi duyguların girdabındaydım. Hazırlıklıydım. Efendi hazretlerinin yaşamını öğrenmiş, hepsini okumasamda eserlerinin isimlerini ezberlemiştim bile. Gerçi okumasam da olurdu ya, olsun.  Kamuda  üst düzey bir bürokrat olduğumu hatırlatmama izin veriniz. Bunu niçin hatırlatıyorum; elbette uyanık ve zeki olduğumu size de göstermek istiyorum! Hizmet Hareketinin önümüzdeki yıllarda hızla yol alacağını ve kimi devlet kurumlarını kontrolü altında tutabileceğini kestirebiliyordum. (sayın okuyucu bu kadar basiretli bürokratlarımız yok ya siz yiyiverin bi zahmet.!) Zira 28 Şubat darbesinden kurtulan tek camia bunlardı. Dahası sahiplendikleri insanları yükselttiklerini de biliyordum.

Uzatmadan tekrar benim için mukaddes, muazzez ve mücella o geceye dönmek istiyorum! Derneğin kapısından girdiğimde bedenimi kaplayan duygunun haşyet mi yoksa makamımı koruduğum hissi mi olduğunu hala bilebilmiş değilim.!!?  İlimiz imamı olan abi burcu burcu efendi hazretleri koakan uzunca bir sohbet irad etti!. Efendi hazretlerinin gurbette geçirdiği özlem dolu günlerin acısını bize aktararak, selamlarını iletti. İçinde bulunduğum tarihin şifrelerini il abimize açıkladığımda bunun açık bir işaret olduğunu, seçilmiş olabileceğimi söylediğinde kendimi Nirvana’nın kucağında düşünecek kadar coşkun ve heyecanlı hissediyordum. Sohbetin ardından cemaate ilk girenlere giydirilen cübbe takdimi gerçekleştirildi. Giydiğim cübbenin Efendi hazretlerince bizzat okunup,  üflendiğini hatırlatmama gerek yok sanırım. Bende artık cübbeli olmuştum!!! Artık bürokraside bana açılmayacak kapı yok düşüncesindeydim.

Sonraki günlerde, haftalarda, aylarda ve yıllarda ilişkimi artırarak devam ettirdim. Gazete ve dergiye abone olmuştum zaten. Abarttığımı düşünebilirsiniz, fakat ailemde kişi başı gazete ve dergiye abone oldum.! Ardından çocuklarımı özel okullarına kaydettim. Eşim ve ben artık ilimizde yapılan haftalık sohbetlerin müdavimlerindendik. Hatta kimi zaman sohbeti bizzat ben yapıyordum. Cemaat artık tüm yaşamımı etkisi altına almıştı. İl Müdürü statüsünde yönetici olduğumu söylemiştim. Kurum çalışanlarımı birazda makamın zorlamasıyla Zaman Gazetesi ve Sızıntı Dergisine abone ettirdim. (Kim itiraz edebilirdi ki ya da isterse itiraz etsin bakalım, haşin pençelerimden sonra nasıl kurtulabilirdi?) Makam odasındaki masama gönül rahatlığıyla efendi hazretlerinin kitaplarını koyuyor, misafirlerimi öylece karşılıyordum!. Efendi hazretlerinin himayesi ve vesilesi ile müthiş bir özgüven patlaması yaşıyordum. Çocukları üniversitede okuyan kimi personelimin çocuklarını okuduğu ildeki yurtlara veya öğrenci evlerine yönelendirdim. Her ortamda efendi hazretleri Kaddesallahu Sirruhunun!!! vaaz kasetlerinden edindiğim hikayeleri anlatıyordum.!!!

Bulunduğum ilde çok afilli bir statü kazanmıştım. Kimsenin bana yan bakacak cesareti kalmamıştı. Çevremdeki herkes bir şekilde bana yakın olmak, ilişkilerini artırmak istiyorlardı. Açık yalakalık ve yaltaklanma emarelerini gördükçe gururum okşanıyor, kendimi Zeus’un ulaşılmaz evladı gibi görüyordum. Yaptıklarımın ahlaki ve insani olup olmaması çok da önemli değildi. Önemli olan cemaate yapabileceğim katkıydı. Hadi itiraf ediyorum cemaatin bana yapacağı katkı daha önemliydi.!

Böylelikle yıllar geçti nice himmetler gördüm, nice maklubeler yedim, nice turlarına katıldım. (Hala ilk yediğim maklubenin tadını unutamıyorum.) 17 – 25 Aralık operasyonlarına kadar cemaatin Mütevelli Heyeti içindeydim. İl ağabeyliği teklif ettikleri günü hiç unutmuyorum. Gardrobumda bulunan en şık kıyafetlerimi giyinip gideceğim ağabeyin evine bir saat öncesinden varmıştım bile. Kayıtsız, şartsız teslimiyetim üzerine yapılan mülahazalardan sonra, ancak il abilerinin giydikleri cübbe giyme töreni yapıldı. Cübbenin yanında efendi hazretleri Kaddesallahu Sirruhunun okuyup üfledikleri tesbih ve bereket getirmesi umulan 1 dolar da hediyeler arasındaydı!!!.

Duygularımı hor görebilirsiniz. Bu sizin İl Abiliğinin ne olduğunu bilmediğinizi gösterir sadece. İşlerim tıkırındaydı. Ankara’dan hiçbir talebim geri dönmüyordu. Artık Bakanlıkta adım çok daha sık zikredilir olmuştu. Tabi bunda her Ankara’ya gidişimde almış olduğum yüklü hediyelerin payı küçümsenemez. Bakanlıkta herkes bana derin saygı ve sevgi gösterisinde bulunuyordu. Bakmayın geleceğim parlaktı benim. Süreç biraz daha iyi gidebilseydi bölge ağabeyini ekarte edip yerine geçmem içten bile değildi. Ardından Daire Başkanlığı.

17 – 25 Aralık operasyonlarına dönecek olursak. İlk elden çok seri şekilde il ve bölgemizde görüşmeler yaptık. Aldığımız karar gereğince şahsım tüm bağlantılarımı ve görüşmelerimi askıya alacaktım. İlk elden bankadaki paralarımı çektim, gazete ve dergi aboneliklerini iptal ettirdim. Kurumunda abone olanlara karışmadım. Çocuklarımı okullarından hemen aldım, devlet okulunda eğitimleri devam ettirmelerine olanak sağladım. Telefon rehberimi sıfırladım, yeni bir hat aldım. En nadide albümümde sakladığım Efendi hazretleri Kaddesallahu Sirruhunu ile çektirdiğim fotolarımı bile yaktım. Akabinde Efendi hazretlerine (içim kan ağlayarak) hakaretler, sövgüler içeren konuşmalar yaptım. Mecburen il abiliğinden feregat ediyor; ama kamudaki makamımı koruyordum. Kendimi kamufle etmeliydim.

İnsanlar önceleri yaptıklarımı hor görselerde alıştılar. Bürokrat kimliğim işe yaramış ve devletin hizmetinde olduğumu deklera ederek paçayı kurtarmıştım. Bakanlıkta bulunan ağabeyler birer ikişer görevlerinden alınıp pasif görevlere veriliyorlardı. Sıranın bana gelmemesi için büyük bir gayret içerisindeydim. Bakanlıkta yapmış olduğum yakın markaj lobi faaliyetleri sonuç verdi ve süreci kazasız belasız atlattım.

Kim bilebilirdi darbeye kalkışacaklarını. Evimdeki efendi hazretleri keremallahu vecheye ait kitaplarını büyük üzüntü ve gözyaşları içerisinde imha ettim. Yanan her sayfa kitapla ben de yandım!. Yaptığım sohbetlerime, salladığım her kaşıkta büyük lezzet aldığım maklübeye, Mütevelli Heyeti içindeyken yaptığım yurtdışı gezilere, verdiğim himmet paralarına, salya sümük döktüğüm gözyaşlarıma, büyük heyecanla giydiğim cübbeye, ulvi keyif alarak çektiğim tesbihe, arabamı satıp Bankasyaya yatırdığım paracıklarıma, va’adedilen Daire Başkanlığına, yalakalık olsun diye yüksek rütbeli memurlara götürdüğüm takım elbiselere, yedirdiğim yemeklere andolsun ki benim bu cemaatle, pardon terör örgütüyle bir alakam yoktur.!!!

Kalan ömrüm boyunca mideme taş basıp çok sevmeme rağmen evrensel yemek olan maklübeyi ağzıma almayacağım! Efendi hazretlerinin en mübarek kitabının üzerine yemin ederim ki bir daha asla himmet, hoşgörü, Ilımlı İslam kelimelerini ağzıma almayacağım! Hocaefendi Kaddesallahu Sirruhunun en görkemli yapısı olan Bank Asya şahit olsun ki hiçbir bankanın önünden geçmeyeceğim! Eğer Efendi hazretlerini ret etmem gerekiyorsa şerefim, namusum ve haysiyetim üzerine kasem olsun ki hiçbir lidere ve cemaate intisap etmeyeceğime ve Allah’ın kitabından başka bir kitap okumayacağıma azmu cezmu kast eyliyorum! Bu kadar yeminden sonra sanırım olayı kotarmış oluyorumdur.

Şimdi ne mi yapıyorum? Elbette her akşam şehrin meydanında büyük bir coşku ve heyecanla “Demokrasi Nöbetini” tutmaktayım. Tayyip beyin liderliğini ve kutsiyeti ifade eden bir na’at yazdım bile! Her gece protokolde yer almayı ihmal etmeden, büyük bir gayret ve cesaretle demokrasimize, geleceğimize, başkomutanımıza, ülkemize, vatanımıza sahip çıkmanın hazzını en deruni hislerimle yaşıyorum.!!! Çok muhterem Hocaefendi Kaddesallahu Sirruhunun, Keremallahu Veche, tekaddes hazretlerinin engin hoşgörülerine sığınarak kendilerine normal bir müslümanın ağzına almaya haya ettiği en galiz sövgüleri serdediyorum.!!! Her şey davamız için, Her şey tapınakçı yapımız için. Dik Dur Eğilme…!!!

Rahmet ve bereketle.

 

*** Bu gerçeklikle alakası olmayan, tamamen hayal ürünü olan ve İroni içeren bir yazıdır. Kimse üzerine alınmasın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...