Eyvâhlar Olsun Müslümanmışım....
Eda Bildek

Eyvâhlar Olsun Müslümanmışım....

İnsan olanın ilk ve en önemli meşguliyeti kim olduğunu idrak etmek olmalıdır. Hz. İbrahim Peygamber’e dönüp baktığınızda sürekli dağa taşa, yere göğe, suya toprağa, karıncaya ve kuşa bakıp da sorular yönelttiğini ve her defasında bir üst basamağa sıçradığını hayret kapısından hikmet otağına kurulduğunu ve kendi varlığının güzelliğinden biricik ve kusursuz olan sonsuz güzelliklerin sahibi olan en Güzele yani; Allah’a vardığını görürsünüz.

Şimdi dönüp de neredeyse üniversite mezununun olmadığı ve herkesin her konuda uzman kesildiği günümüzde insanların bunca okurken bu kadar garipsediği bir gerçeğin karşısında irkildiğini görüyorum. Bir yerlerde koca bir yanlış yapılmış olsa gerek ki, o yanlış bir milletin maalesef bir kesimini şirke düşürecek kadar kurban etmiştir.

15 Temmuz gecesinin ardından yıllardır ülkede öyle ya da böyle tanık olduğumuz bir kesimin sesinden yine aynı acı şuursuzlukla karşılaştığımızı düşünüyorum. Üzülerek söylüyorum ki, bir insanın en büyük kaybı günah işlemek değil, zira günah kulun varlığının nişanesi, kusursuz olan ise Allah’tır. Ve kul çoğu zaman bir günahın imtihanının içinde kendi ile cebelleşirken küllerinden doğabilir. Oysa daha büyük kayıp Sanatkârını tanımaması, O’nu zatına yakışır şekilde anmıyor oluşudur.

Darbe girişimin ardından tüm farklılıklardan sıyrılarak vatan için dış dünyaya ve içimizdeki hainlere birlik mesajı verilmesi gerekirken yine şöyle cümleler duyuyorum:

'Darbeye de Şeriata da hayır'  bir adım daha ileriye baktığımda daha feci bir itham ‘Sarıklılar sokağa çıkmış şeriatı getirecekler, kelle kesmişler’…  Ne kadar sığ ve yakışıksız yorumlar. Yıllarca bir toplumun beynine âlimleri, din hocalarını, dini bir devletin tehlikeli kavramları gibi göstererek bu milletin ebediyetini kurşunladılar. Bu şekilde olduğu gibi öğrenilemeyen ve bu yüzden olması gerektiği gibi yaşanılamayan İslamiyet’in adını kullanarak din tüccarlarının önünü açtılar. Şimdi bu devlete zarar vermek isteyen ve İslam dünyasını yıpratmak isteyen her beyin bu noktadan yaklaşıyor, insanlığa… Tarih kitaplarının sayfalarında sarıklı kişileri, halifeleri, din hocalarını asan zihniyetten çağdaş ve milletin kurtarıcısı olarak söz edilirken, bugün hainlere karşı dik duran sarıklı kardeşlerimizi de bir kahraman yahut şuurlu bir vatanperver değil de şeriatı temsil eden zararlı kişiler olarak algılıyor.

Peki, buradaki daha büyük sorun ne?

Asıl sorun şu minarelerden yükselen ezan, selâ sesinden; sakallı, sarıklı, çarşaflı kişilerin varlığından kaygı duyan kişilerin bunların üzerinde duran asıl makamı yani kendi varlıklarının da sanatkârı ve hükümdarı olan Allah’ı unutmuş olmaları! Yeryüzünde insanların kendi görüş ve çıkarları doğrultusunda inşa ettikleri bir anayasa kitabına körü körüne bağlı kalıp O’nun üzerindeki ilahi kitabın söylediklerine akıl ve kalp şuuru içerisinde bakmayı unutmuş olmaları. Ölümlerden dahi ibret almadıkları… Şikâyet ettikleri her şey yaşadıkları bu toprakların tüm geçmişini, atalarını, kültürünü kucaklayan ve inandıkları dinin yani İslamiyet’in üzerine kurulduğu.

Korktukları ezan da sela da şeriatta bu toplumun kökü, inancı, kültürü, tarihi… Biz Yahudi, Hıristiyan, Budist, Zerdüşt değiliz. Biz puta tapmıyoruz. Biz Müslüman bir ülkenin bireyleriyiz ve maalesef kendi dinimize karşı korkutulmuş ve yanlış çağın din gazileriyiz. Din gazileriyiz diyorum çünkü Allah’a inandığımızı söylerken O’nun kanunlarını uygulamamakla kalmayıp uygulayanlara karşı da burun kıvıran küçümseyen, korku duyan bireyler olarak yetiştirilmişiz. Ruhlarımız, fikirlerimiz, imanımız yaralı…

Yoksa ezan, selâ sesi işittiğimizde rahatsız olmamızın başka bir açıklaması olabilir mi? Sakalı gericilik olarak nitelendiren, bir kadının örtünmesinin cehalet olarak yorumlayan bir bireyin aydınlığından söz edilebilinir mi? Hem de Türkiye’de… Defalarca bu cümlelerin kapısında amalı inkara dayalı yorumlar yapan aynı tarihin, toprağın parçası olan kesim derin bir kuyunun içinde karanlığı aydınlık diye tasvir ediyor.

Söylemeyeyim diyorum ama yok dayanamıyorum, bu yaşanılan hadisenin en büyük şarlatanlarından biri de: 'Darbeye de Şeriata da hayır' diyenler; sanki ülkede şeriat getirmek isteyen bir iktidar varmış ve bunca şey bunun için olmuş gibi, soysuzca paylaşımlar yapıyorsunuz! Korkmayın şeriat gelmeyecek, daha da önemlisi istemediğiniz şeriatın da sizi istediği yok; bu kadar kirlenmiş zihniyeti M. K. Atatürk görseydi, şeriat ile yönetilen milleti yok etmek yerine bunca yıl kurduğu rejimi anlamamış sizleri imha ederdi.

Üzülerek söylüyorum, siz; hani ezandan, sela’dan hayıflanan; Sarıklı’dan Sakallı’dan düşmanmış gibi söz eden, siz bu topraklarda dine dayalı uygulamalar görmek istemeyen kesim, evet siz ‘Müslümansınız’… Laik, çağdaş diye söz ettiğiniz Türkiye tırnak uçlarından saç diplerine kadar ‘İslamiyet’ üzerinden milim milim dünyaya meydan okumuş bir devlet. Bu devletin toprağında imanlı insanların kanı var, sarıklı hocaların tekbir sesleri ile kazandığı İstiklal mücadelesi var. İslamiyet ölüleriniz yahut olağanüstü olaylarda ‘Allah’ demenizi emretmiyor, ‘Öldürünüz’ demiyor, Hırsızlık, fuhuş, zalimlik ve kötü ahlakı tebliğ etmiyor.

İslamiyet sizi ‘Prangalamıyor’ aksine inanan kurtuluşa erendir.  Allah’tan başkasına kul olmayan, O’nun emirlerinden ötesini tanımayandır. Ezan bu milletin hayat damarları için ‘Güven, güç, huzur, inanç’ şuurudur. Ve Müslüman bu şuurun karşısında göğsü kabarandır. Şimdi bu felaketle uyandığınız ezan, sela çağrılarında ürkmeyiniz çünkü siz gericilik olarak tarif ettiğiniz ‘İslam’ ile sorumlusunuz. Siz, Müslümansınız! İtiraz ettiğiniz yerde aynayı elinize alın ve ‘Ben kimim’ diye sorun! Umarım Müslümanlığınıza uyanırsınız!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...