Geldim Ama Yoktun
Eda Bildek

Geldim Ama Yoktun

                   …

Geldim ama yoktun.

Kaç asır bekledim seni, kaç kalbin eteğini öptüm. Üzerinden geçtiğim kaç sıratın kadrini göğsümde taşıdım bir bıçak gibi. Yine de âh etmedim, geldim ama yoktun.  Bir türlü kıvama gelmemiş bir vuslatın ırmağına kaç kere isminden gemiler bıraktım, ardından kaç zifiri gözyaşı akıttım. Fenerleri olmayan dalgaların arasında isminden gemiler yok olup giderken kaç kez gönlümdeki deryada doğumuna tanıklık ettim. Her doğum sancılıydı ve her bekleyiş kalbin namlusunda sevene ölümdü. Ölümüne talip oldum.

Temmuz sabahında, bekleyiş kalbe dokunduğunda feryat eden kelimeler midir, yoksa kalp mi? Her şey ezelde söz verilip sonra bir kez unutulduktan sonra ilk kez hatırlandığında…  Daha da acısı bir kez unutulmuş olanın bir kez daha unutulacak olma ihtimalini taşıdığından ve dahi bir kez terk edenin bir kez daha terk etmeye meyli olmasından yana kıvranıştadır kalp... Öyleyse sevenin azap makamlarından biri de unutuş mudur? Kalbim, unutuş mudur? Öyleyse bekleyiş unutuluş mudur?

Şimdi kalbim unutulmak ile hatırlanmak arasındaki sıratta kalbinin verdiği ve sonra aklının unuttuğu ‘Geleceğim’ sözünü hatırladığı yerde yürüyor sana. Çıplak ayaklarla, unutulmanın, terk edilmenin üzerine basa basa yeniden sana koşuyor kalbim en nihayetinde unutacağının hesabını da tutmayarak… Ve ayaklarım unutulduğunu bildiği noktada nasıl yürüyeceğini bilmiyor. Terk edildiğinde nasıl hayata devam edeceğini bilmiyor. Sevdiğinin üzerini kırmızı bir kalemle çizmeyi bilmiyor, kalemini kırmayı bilmiyor. Gelip de bulamayınca kalbini, kirlenmiş hissediyor.

Düşün ki bir cennet ırmağının kenarında parmak uçlarıyla Âdemi suyun kalbine yazan Havva’nın başını sudan kaldırdığında Âdemi görememesi gibi bir cinnet bu, gelip de bulamamak. Koşup da yoklukla karşılaşmak… İnanıp da sözün tutulmadığının tanığı olmak... O vakit karanlığın orta yerinde beliren ay öğretir mi, sevenin bekleyişini? Oysa gelmeni düşleyen ve gelmene inanacak bir sevenin kalbi sevdiğiyle bir şarkıya dönüşür. Kutsanmış bir ayete ve arşın gölgesinden yükselen bir sevgi istikbaline.

Oysa sevgilim,

Geldim ama yoktun!

Bilesin ki, iki uygarlık arasında yitip gitmenin öyküsü kadar görkemlidir sana gelişim. Ve her yitirenin yüzünden okunabilecek kadar sade ve çetin bir acıdır, bekleyişim. Bir büyük sus! Sözün tesiri vardır neticede. Sadece bu, sustuğun yerden kanayan kalbimdir. Gelişi esirgeyen sevgilinin kalbi de sevenin avuçlarındadır. Ve o avucun üzerinde ışıldayan Allah’ın merhametidir.

“Geldim, kapına tıkladım ama sen yoktun.

Sende sen yoktun, bende ben yoktum.

 

Çünkü artık sen bendeydin.” Diyor Uğur Canbolat  ‘Geldim Ama Yoktun’ Kitabında gelip de bulamayanlara; geleceğim diyerek gelmeyenlere ve iki yakası bir araya gelmeyen sevdalara… Ve artık manen bir olanlara... Muhakkak okumalısınız.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...