Kadın Artık Ölümlü, Aşk Ölümsüz
Eda Bildek

Kadın Artık Ölümlü, Aşk Ölümsüz

Yeniden başlıyorum yüreğimin ellerinden tutup, ağır aksak bir başlangıç bu. Üstelik çokta istekli değil hani, hissediyorum. Onu sol yanımda ben taşıyorum, benden daha iyi kimse onu bilemez, biliyor ve kanıyorum. Kanlı bir kanaviçe gibi her gün mütemadiyen onu işliyorum, kendimin dahi inanmadığı cümleleri sırf o cesaret toplasın diye ona fısıldıyorum. Çünkü o artık gerçekten yorgundur, yaşama değil durmaksızın ardına doğru koşup ölüme tutunmak isteyenlerin halindedir. Oysa ben ona yaşamayı telkin ediyorum.

Hiçbir kadından ölüme dair cümleler duymaya dayanamazsınız. Ne de olsa kadın doğum simgesidir, yaşamı bile doğuran kadının ta kendisidir. Ama kadın artık içinden ölüme dair cümleler doğurur, üstelik ölümü yaşamaktan çok daha fazla düşünmeye, sevmeye başlar. Ne de olsa içinde yıkılıp giden çok fazla şey vardır, dilinin ucuna gelmeyen, parmak uçlarından nazlıca süzülmeyen harflerin içinde tutuşturduğu kıyametin tam ortasındadır.

Bilmez kimsecikler, kimseciklerin bilmesini de istemez… Her gün kuvvetli bir makyaj yapar gibi dokunur yüzüne boylu boyunca bir tebessüm, oysa hiç durmadan ağlamaya koşmak ister. Ağlamaktan ibaret bir dünya kurar kendine. Bir küfrü çiğner gibi çiğner tüm ihanetleri… Artık hiçbir sözü kaldırmayacak kadar tahammülsüzdür, ne zaman bu kadar kaypak oldu duygular diye çırpınır durur. Oysa çırpınmaz kaypak duygular, akıp yolunu bulur; kadının kalbi bu yolu kaldırmaz.

Şimdi bir “Kadın” artık “Sevmez” olduysa,

Bilin ki koşulsuz çok sevip o sevginin ortasında bin kez kolu kanadı kırıldığı içindir. Ya bu sevgi ile yaşıyordur, ya sahiden ölmüştür. Oysa kadın ahirdir, bilendir. Unutmak lafzının kapısından hiç girmemiştir. Hatırlamanın yüküdür onu ölüme koşturan ve dahi koşsa da ölüme yine hatırladığı için ölümüne koştuğu kadar yaşamına sarılandır, dahası ölmeyi beceremediği için kelimeler doğuran olmayı sırtlayandır.

Ama kadın aynı kadın olsa da artık kelimeleri aynı değildir. Kelimeler aynı kalpten dökülüyor olsa da aynı aşkı aynı şevkle anlatan değildir. İşte bu yüzden kadın artık ölümlü, aşk ölümsüzdür. Tamda bu yüzden kadın hep aynı şarkıları açar, dört duvarın karanlığına sığınır, bir kuyuya düşer gibi düşer unutamadıklarının gölgesine… Ahmet Kaya vurur kalbine kalbine sözcükleri, kadın dışındaki dünyayı unutur: "Gençlimi kimse bilmez, sakallarımdan çocuk kokusu ağzımdan ay ışığı fışkırır benim, ceketimi yağmurlara astığımdan beri, tehlikeli şiir okur Dünyaya sataşırım ben” der soluk soluğa, yakıcı ve derinden duyulan bir azapla… Oysa kadının kalbine dünya sataşır, kadın sataşamaz dünyaya, işte bu yüzden aşkını yitirir her hatırlayışında yeniden. Aynı ölümü yeniden yeniden tadar kadın, bir kez ölse kurtulacak oysa onun bahtına ölüp ölüp dirilmek yazılıdır. Yağmurlu bir gecede düştüğünden bu yana aşk yazgısına acılar devşirir yüreği ve onarılmaz bir yaraya dönüşür kalbi, ardından bir şiir gibi dökülür dudaklardan. Cihanı nişan kılmamış olsa da yâri, yarayı bahtına emanet etmiştir. Kadın bunu kaldıramasa da taşır olmuştur işte bu yüzden daha da sokulur şarkının ruhuna

“Geceden karanlık sebebim / Geceden mülteci kederim / Korkarım dönmez yüreğim 
Korkarım güzelim korkarım”

Gözlerinden akan yağmurların ellerinden tutar, sol göğsünün üzerine bastırır bir kitabın hatırasını ne mor dağların gölgesi, ne mor panjurlu evlerin istikbali  vardır, bir tek unutamamanın çetrefilli sancısı filizlenir canında. Daha fazlası yok… Dağların uğultusu, Nil’in taşkınlığı ve haşmetli bir atın son nefesi… Kadının kalbinde ağır bir sancı ve işte yine başa dönüyor kadın… Oysa kadın, aynı kadın olsa da aynı kelimeler değildir ruhunda doğurduğu…

Kadın, sevdiği adamın mesafesi kadar uzaklara dalar… Adam, kim bilir nasıl bir yokluğa… Kadın, adamın hatırasına kıyamadığı için aşkı gömer toprağa, adam kim bilir neleri. İkisinin de gömdüğü neticede aşktır aslında, oysa ikisini de yaşatacak olan yine aşk… Bu yüzden kadın ve adam ölümlüdür, aşkları ölümsüz…

Sonra aşk geldi, oturdu ikisinin gölgesinin arasına bir daha da hiç gitmedi. Kadın, kimi gecelere uyandı bir hışımla sabahlara kadar ağladı, adam kadının sesi ile uyandı ne olduğunu hiç anlamadı… Ve Ahmet Kaya yeniden şarkıya başladı:

“Güzüm baharlara /Yüzüm yağmurlara /Hüznüm dağlara küs 
Gözüm sabahlara/ Ömrüm topraklara/ Hüznüm dağlara küs”

Şimdi bir “Kadın” artık “Sevmez” olduysa

Ya bu sevgi ile yaşıyordur, ya sahiden ölmüştür


Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...