Bize Ne Oluyor?
Ahmet Yıldırım

Bize Ne Oluyor?

Ülke insanı olarak son yıllarda ağır travmalar yaşıyoruz. Zor dönemlerden geçiyoruz. Son 5- 10 yıla birçok şey sığdırdık. Çeteler, Ergenekon, Balyoz, Ayışığı, Sarıkız, Muhtıra, Çözüm süreci, Arap Baharı, Gezi olayları, para trafikleri, 17- 25 Aralık vb niceleri. Bütün bu yaşanmışlıklar bizde yeni bir bilinç oluşturdu. Bu bilinç maalesef öfkenin tonlarını barındırıyor. Öyle ki olaylara farklı açılardan bakmak dahi istemiyoruz. Ekonomik göstergelerimiz birkaç tık iyileşme emareleri gösterse de sosyal ve kültürel olarak hiç de iyi bir durumda değiliz. Ahlaki ve insani çöküşün kenarında durmaktayız. Çocuklardan yetişkinlere kadar tüm kesimlerin şikayetçi olacağı bir şeyleri var.  Yaşamımızın konfor kat sayısı yükseldikçe çözülüyor ve çöküyoruz. Evlerimizin metrekareleri genişliyor, şatafat asma tavanlardan akıyor,  altımızdaki arabaların modelleri yükseliyor, odalarımızı oturmaya korktuğumuz salon takımları işgal ediyor, sofralarımızda porselen yemek takımları süslüyor, ceplerimizde akıllı telefonlar,  kılık kıyafetimiz yerinde; fakat aynı oranda ahlaki değerlerimizde aşınmalar söz konusudur.  Bu yeni yaşantıda, anlayışımızda insanlık kendine yer bulamıyor.

Sözümüzün muhatabı genelde toplumun tüm kesimleri olmakla birlikte özelde Müslüman camialardır. Zira şahsen Müslümanları toplumlarının mayası/özü/cevheri gören biriyim. Maya kavramını Anadolu insanı hem fiziksel hem de fikirsel olarak sık kullanır. Maya, fiziksel olarak genelde hamur ve yoğurt yapmada kullanılmakla birlikte; fikirsel olarak ise bir fikrin, insanın temiz olan, pak olan özü olarak kullanılır. Mesela insanımız yaka silkelediği kişiler için “ Mayası bozuk” tanımını kullanırlar. Son 5 -10 yılda yaşadıklarımız toplumun mayasının bozulduğunu göstermektedir. Öz’e sirayet eden bir sorun, hastalık veya sıkıntı toplumun tüm hücrelerini direkt etkilemektedir. Dahası maalesef büyük bir aşk ve heyecanla yola koyulan Müslümanların bu etkide payı hiçte küçümsenemez. Takva eksenli yaşamdan Takla Eksenli bir yaşama evirildiğimiz bir dönemden geçiyoruz.

Nice yokluk ve yoksunluktan sonra çeşitli nimetlere ulaşanların ahlaki ve insani bir duruş sergilemesi gerekirken; işin sonunu düşünmeden pervasız bir iştah ortaya koymuş olmaları gerçekten şaşılacak bir şeydir. Bu durum yıllarca okuduğumuzu iddia ettiğimiz kitabımızı okumadığımızın da ilamı olmaktadır. Eğer kitabımızı layıkıyla okumuş olsaydık Allah’ın ayeti çok net bir mesaj vermektedir: “Eğer onlara yeryüzünde iktidar verirsek Onlar namazı kılar, zekatı verirler, iyi ve doğru olanı emreder, kötülükten sakındırırlar. En nihayetinde işlerin sonucunu belirlemek Allah’a aittir. Hac Suresi 41” Başka bir ayette ise Rabbimiz tam zıt bir profil üzerinden bilinç inşa eder: “Eline yetki geçince yeryüzünde fesat çıkarır, ekini ve nesli ifsad etmeye koyulur. Oysaki Allah fesadı sevmez. Bakara 205”  Maalesef Müslümanlar eliyle kültürel erozyon yaşamaktayız. Kültürel diyorum, zira Bakara 205. ayette geçen ekin kelimesinin Arapça karşılığı “Hars” olarak ifade edilir. Alimlerimiz her ne kadar kelimeyi ekin olarak tercüme etmişlerse de hars kelimesinin karşılığı irfan veya Kültürdür. Öyle ki nesil ile kültür arsındaki bağıda göz önünde bulundurmalıyız. Kültür dediğimiz şey ise kısaca; sosyal yaşam biçimidir. Şimdilerde sosyal yaşamımızda kapanması imkansız derin yarıklar oluşuyor.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi imkanlarımız artıkça huzursuzluğumuz, sabrımız, tahammül gücümüz, inayetimiz, sevgimiz, samimiyetimiz vb azalıyor. Modernizmi, iktidarı, bürokrasiyi, siyaset ve statüyü şekillendirip terbiye etmesi gerekenler maalesef seküler anlayışa mensup insanlardan hiç de farklı tutum ve davranış ortaya koyamadılar. Hatta kimi alanlarda daha sert davranışlar sergileyebiliyorlar. Asli işlerimizi bırakıp elde ettiğimiz (Ki acaba biz mi elde ettik?!) kimi imkanlarla insanları itham ediyoruz. En muhalif düşünceleri içinde barındıran bir yapıdan bu denli sert mukavemet gösteren bir yapının çıkmış olması gerçekten sosyolojik bir travmadır.  Siyasetin en belirgin unsur olarak arzı endam eylediği bu süreçte sağlıklı ve insaflı değerlendirmeler yapamıyoruz. Muhalif her duruş, söylem ve eylem ihanet olarak bile görebiliyoruz. İnsanların yıllarca biriktirdikleri tecrübelerini, itibarlarını, emeklerini çok kolay harcıyoruz.

Bir arkadaş ortamında mevcut siyasi erk ile ters düşmüş (ki yanlışlarından dolayı kendilerini yıllarca eleştirdik) insanların tamamen imha edilmesi gerektiğini bir kardeşimiz söylediğinde tahammül kat sayımız ortaya çıkmış oluyordu.  (Halbuki Hz Yusuf kardeşlerine nasıl davranmıştı?)  Farklı bir mekanda yapılan sosyal bir yardımın kimi şartlarla yerine getirildiğini gördüğümde ise şu ayet zihnimin kıvrımlarından geçiyordu : “Biz size, ancak Allah’ın rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık ne bir teşekkür bekliyoruz. İnsan 9” Maalesef biz Müslümanlar bunca imkana, nimete rağmen rüştümüzü ispatlayamadık. Rüştü ispatlayamama hali nankörlük, şükürsüzlük halidir. İşlerimizde tevazuu kaybediyoruz. Elbette her şükürsüzlüğün bir bedeli olacaktır. Eğer farkında isek bedeli de ödemekteyiz.

Yaşamımızı, ideallerimizi, basiret ve ferasetimizi siyasi mülahazalarla, mevcut hükümetin bakış açısıyla veya bizlere açtığı alanlarla sınırlı tutamayız. Kendimizi siyaset üzerinden tanımlayamayız. Aksine Müslümanların kendi irade ve bilinçleriyle kendilerine alanlar açmaları iktiza eder. Kamplaştırmaktan, yok görmekten, imha etmekten uzak durmalıyız. Toplumun olabildiğince tüm kesimlerini kuşatıcı bir şuur ve davranışla kabullenmeliyiz. Öfke, kin ve nefret söylemleri ne dinimizle, ne de misyonumuzla bağdaşmamaktadır.

Gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz. Resmi düşünceden bağımsız bir fikir beyan ettiğinizde onlarca yıllık arkadaşlıklarınızın, dostluklarınızın bozulabileceğini göze almanız gerekiyor. Kendi ellerimiz ile Resmi İdeoloji üretiyoruz. Ülkemizde idealleri olanları birileri hep iktidara taşıdı ve asla muktedir yapmadı. Üstelik iktidara taşıdıklarını iktidarda çözdü.

Ezcümle Müslümanlar kin, nefret, öfkenin girift kullanıldığı bu ötekileştirici söylemi, dili sonraki nesillere miras bırakmamalıdır. Unutmamak gerekir ki bizler büyük bir milletiz, nice zamanlar küllerimizden doğrulmuşuzdur.

Rahmet ve bereketle…

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...