Neye Malikti İsmin
Eda Bildek

Neye Malikti İsmin

“Yazık ki

Neye malikti insan

Ardında upuzun, karanlık gölgesiyle

Rahat uykular kotarabilmek için düşlerini rölantiye alan

Ve arınarak iyiyi çağrıştıran ritüellerle

Meğerse birer izdüşümmüş insan…”

 

Gece birden bire düştü aklıma. Bir çöl yangını gibi, bir tutam karanfile karışan taze çay gibi, çatlamış toprağın dudaklarına serpilen bir avuç yağmur gibi… Bir labirentin içinde kaybolmuş da yolunu bulmaya çalışan bir gönlün iniltileri gibi… İşitmek ister misin? Duymamayı yeğlersin, duyarsan onarılmaz acıların eşiğinde kim bilir ne kadar içlenirsin! Öylece akıp giden zamanın bohçasına eklenen gençliğin gibi… Hatta sebeplerini susmuş lakin yutkunamamış boğazına düğümlenmiş en berrak düşlerin gibi… Görmek ister misin? İnan bana, görmemeyi yeğlersin. Görürsen bir daha eskisi gibi yaşamayı beceremezsin. Birden bire düştü aklıma. Nisan yağmuru gibi…  Benim için neydin sen?

Sahi benim için neydin sen?

Tarife yeter mi, harflerin doğum sancıları. Kelimeler devriliyor sırt sırta; devrik bir cümleye dönüşüyor varlığın,  bilmek ister miydin yine de…  Aklımda deliren sorular ve her defasında yankılanıyor aynı sorunun eşiğinde ‘Kimdin benim için sen?’

Bilmek ister misin?

Gel, beraber tutalım bilmenin sathında aşikâr tanımların kalbinden.

Sonra aklımda bir yığın cevaplar silsilesi…

Görmek ister misin?

Sen: mavinin giderek laciverte dönen kaderinde umudun en koyu tonu… Bir yağmur iklimi şakaklarımdan yüreğime kadar sızan… Sırılsıklam senim…

Sen; kelimelerin de kalbi olduğunu gösteren, kelimelerle düşler kuran, kelimelerle âşık olandın… Dahası kelimelerin âşık olduğuydun.

Hani Allah’ın ‘sözün en güzelini söyleyin’ diye tabir ettiği güzelliğin kalıbına kalıbı uyuşan o muazzam yaratılan çehreydin.

Söylemesem olmazdı, söyledim yine de olduramadığımdın.

Sen; karmaşık cümlelerimi basitleştiren, soyut fikirlerimi somutlaştırandın…

Sen; ne olursa olsun, zamansız, mekansız çalınacak kapıydın…

Sen; içinden çıkamadığım bir soruya en iyi cevabı bulandın…

Sen; üç noktalarla çoğalıp giden bir sessizliği omuzlarına yüklenendin…

Sen; geçmişin kırıklarıyla acıyan bir kalbi hiç üşenmeden onarandın…

Sen; zamansız gelen ama her şeyi zamansızlaştırandın…

Sen; yokluğunla çoğu şeyi eksiltendin…

Sen; masumluğunu yitirmemiş bir çocukluğu hatırlatandın…

Sen; nisan mevsiminin getirdiği toprak ve lale kokulu bir yağmurdun…

Sen; tüm yaşlı duygularımı çocuklaştıran, ruhuma yaşama sevinci verendin.

Ruhumun miracı, gözümün nuru, kalbimin direnciydin.

B/aşka bir âlemdin sen; su kuşları dinlenirdi yamacında. Hu kuşları sesinin dallarına konardı ve hacet yoktu sözlerin üzerine inmesine. Sen kalbimin sesini her yerden işitendin.

Kim bilir, ne vakit yaratmıştı seni Rahman! Nasıl da temaşa etmişti ruhun ruhuma ve sonra nasıl da sürgün edilmişti varlığım dünyaya. Sen bana bu anı hatırlatandın.

Sen; çölde susuz kalmış derbeder bir yolcuya matarandaki son suyu cömertçe verebilendin…

Sen; ertelediğim mutlulukları bir gün bana geri vermek için saklayandın…

Sen; binlerce parçası olan bir yapbozun en önemli parçasıydın…

Sen; bütün romanların, bütün hikâyelerin en hüzünlü ama yine de en mutlu kahramanıydın…

Saymakla bitmez ki bütün bunlar… Uzun cümlelere gerek yok aslında…

Sen, candın; canımda candın. Bana yazılandın.

Şimdi ben kimim aslında?

Ben, devrik bir cümleyim dudak kıvrımında hayat bulan.

Gözbebeğine yağan bir yağmur damlasıyım, kirpiklerinde ışıldayan.

Avucunun tam orta yerinde dudak izim,

Gönlüne gönlü denk olanım.

Şimdi biz kimiz bunca sözün kıyısında?

 

Birbirine asla karışmayan iki suyuz.  

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...