Şiir Seven Kadını Sevme Yanarsın
Eda Bildek

Şiir Seven Kadını Sevme Yanarsın

Söylemiştim oysa ona, beni sevme diye! Yani ben olsam beni sevmezdim, baştan uyarmıştım onu. Yakasına konulacak karanfillere, olmadık saatlerde yamacına bırakılacak notlara özenmişti belki de, bu yüzden yeltenmişti beni sevmeye. Onca gürültülü hayatının içerisinde kendine huzurlu bir sevi aradığından olsa gerek sevmeye yeltenmişti beni, hata etmişti; bu zamana ait değildi benim kalbim, kaldıramazdı, idrak edememişti.

Ayağının altından kayacak toprağın büyüsüne kapılmıştı, olmayacak düşlerin ktibi olmuştu, anlatma demiştim, inadına neşide söyler gibi anlatıvermişti bana. Oysa yapamayacak kadar kemikleşmiş bir hayatın prangaları vardı her zerresinde. Sevme dedim be adam, düşleme, düşlerine katık etme beni! Bilmezsin ben bu çağın şahdamarında, asırlar öncesi için kavrulan bir meşrebe sahibim; doludizgin sevdaların peşindeyim.

Bir parça yetmez bana, ya hep derim ya da hiç olmamış gibi oluveririm; kaldıramaz bünyen meşrebimi, ağır gelirim sana! Ağır geldim ona, ele avuca sığdıramadı beni Ben kavradıkça varlığını, o bulutlar ülkesinin şahini gibi hissetti kendini; yakasındaki karanfillerin kokusuna kapıldı, olur olmadık zamanlarda adına yazılan mektupların esrarına.

Mesafelerin üzerinde sevilen adına baktı, aynaları şahit kıldı da; bu gününe takıldı. O vakit belki de anladı, sevme beni demiştim ona
Yağmurları şiir, ateşi öykü, gülüşü roman olan bir kadını sevmek deliliktir; etrafında dönen kadının eteğinden harf harf dökülecek anılarına bakmak bir erkeğin kaldırabileceğinden çok daha fazlasıdır. Bir tür hürriyet sınırlanmasıdır bu adam için oysa kadın için tüm dünyaya meydan okumaktır. Kısıtlanma ile başkaldırının arasındaki tanım kadar uçurum vardır şimdi aralarında.

Tamda bu uçurumun ortasında sevda dayanılmayacak kadar sarsıcıdır.
Adam, o vakit kaçar; nasıl olsa erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır. Şiirlerin yerini nargile alır, kelimelerin yerini haber kanalları, şarkıların ritmi kemikleşmiş hayatının cılız sesine dönüşür; yakasındaki karanfiller yerini geyik muhabbetlerine bırakır; böylelikle tamda sıradan bir erkeğe dönüşür.

Zordur, ütünün ısısında parmaklarını yakan bir kadın yerine harflerin ateşinde parmağını tutuşturan bir kadına yürek vermek. Tava ovmak yerine, kalem tutmaktan nasırlaşmış elleri tutmak; olduğundan daha fazla nazenindir, daha çok hassastır. Şimdi kim çekecek böyle bir kadının külfetini?! Ona söylemiştim, beni sevme demiştim. Kitapları göğsüne bastıran bir kadının gözlerini dünyanın hiçbir mücevheri ile boyayamazsınız demiştim. Uzattığınız çiçeklerin kokusuna kapılmaktan ziyade, uzatan ellerinizin sıcaklığını arar demiştim.
Denizin ortasında salınan bir kayığın kollarında ona anlatacağınız en gerçekçi itirafa, hiç söylenilmemiş bir şiirin yalanlarını tercih eder demiştim. Siz, onu dünyanın en güzel ülkelerine yapılacak muhteşem tatillerin albenili hayallerine davet edersiniz, o yüreğinizdeki ülkenin üzerinde çıplak ayaklarla yürüme düşünün peşine düşer demiştim. Nitekim adınız zaman tünelinden gerisin geriye gittiğim noktada Ted Hugesta olsa, biraz daha özüme yaklaştığımda şiirlerin öz ismi Yahya da olsa ve bu günün yüzünden salınan her hangi bir isim de olsa bir şey değişmez şiir yüklü bir kadın sevdiğinden ötesine meyletmez.
Yok olacak maddelerin ve kayıp gidecek dünyanın saltanatından ötesini ister; doludizgin sevilmek ister. Bu yüzden böyle bir kadın sevdasına rağmen sevdiği adamın gidişini izlemeye seyirci kalır, bir bıçak gibi keser dilinden dökülecek gitmeleri Okşar yarasını, tutar hikyesinin ellerinden ve döner kaldığı yerden yaşamaya. Biraz eksik, biraz yaralı, çokça hüzünlü ama daha da güçlü

Tıpkı Slyvia gibi, Celile gibi; biri ölmeyi diğeri yaşamayı seçse de görünür de ikisi de şiir seven bir kadın olmayı tercih etmiştir neticede, dünya üstü sevmiştir bir erkeği iliklerinde. Çaydanlığı ovar gibi sabırla ovar gidişinizi de; paslanmasın ister. Paslanmasın ki yaşayasınız diye direnir kendince. Netice de bir kadındır o, mutfağı olan, evi derleyip toplayacak olan, çocuk büyütecek olan, sürekli bir telaşı ve koşuşturması olan ama kitapları olan bir kadın, her kadından biraz daha yorgundur, biraz daha görülmek ister, biraz daha kendiyledir.

Çünkü böyle bir kadın sevilmeye korkulan bir kadındır.
Örgü örebildiği kadar kitap da okuduğu zaman; çaydanlığı ovduğu kadar sabırlar harfleri de ovduğunda affettirir kendini içindeki yazar-kadına. Netice de onun gibi birinin sevilmesi zordur, yetinmeyi öğrenir kendi başına ve gidenlere hak vermeyi Günlerce kitap okurken odasına dağınıklıktan girilmeyen kız büyümüştür ve ev dağınıkken hiçbir şey yapamayacak kadar huzursuz bir kadınsınızdır artık. Evinizi toplarsınız, kitabınızı öyle okursunuz.

Öyle yazarsınız. Öyle ya-yazarsınız. Yazarken bilgisayarın tozunu da bi alıverirsiniz ve kalacak kadar sevilmeye değer bir adam varsa yanı başınızda onu da bolca yaşarsınız artık...

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...