Rahmet ve Aşk...
Zeynep Haşemi

Rahmet ve Aşk...

En yalnız, kimsesiz, kırılmış, hoyratça üzerine basılıp çiğnenmiş bir çiçek gibi hissettiğiniz anda Allah’ın rahmetinin ve şefkatinin sizi iliklerinize kadar sardığını hissedersiniz.

Öyle ya!

 O, Ğafur ve Rahimdi ya!

 Gözyaşları içinde mutluluktan lerzeye gelip "Rahmetine, sana aşığım Allah’ım!" dersiniz.

Bilirsiniz ki hüznü bol olanın sahibi, koruyucusu, dostudur O yüce güç.

Tıpkı küçük bir bebeğin anne kucağındaki sermestlikle coşmuşsunuzdur.

Bir dua dökülüverir düşüncenizden dilinize, çağlayan misali, gözyaşları içinde: "Canımı bilerek acıtanların canını acıt Allah’ım!" diyecekken, bir anda tüm kırılmışlığınıza rağmen kalbinizin karanlıklarından aydınlığa bir şule, bir merhamet yükselir.

Yutkunursunuz tüm acınıza rağmen.

Zira yükselen o şule “Aşk”tır.

Engel olur duanıza-bedduanıza.

Sıyrılırsınız öfke ve üzüntünüzden, tıpkı güz mevsiminde yaprakları dökülen ağaçların hüznü gibi kala kala bir hüzün kalır size.

Kendinize gelirsiniz.

Bilirsiniz ki yapacağınız o dua sevdiklerinizin canını acıttı mı sizin de canınız acıyacaktır.

Çaresiz ve sessizce duanızı dilinizden kalbinizin kör kuyularına hapsedersiniz.

Düşünürsünüz!

Tefekkür vaktidir zira!

Hz. Havva’yı, Adem (a.s) düşünürsünüz.

Kim bilir kaç yüzyıl ağlamış, ıstırap katıkları olmuş, acı ve özlem değirmeninde yürekleri öğütülmüştür.

Biri Hindistan’da biri Cidde’de özlemin soluklarını yudumlamıştır.

***

Yine düşünürsünüz.

Hz. Nuh'u, Hz. Lut'u düşünürsünüz.

 Tüm haşinliklerine rağmen sevdiklerine merhametlerini düşünürsünüz.

Merhametin hiçe sayıldığı, fedakarlıklarının preslendiğini düşünür, “Benim çektiğim nedir ki?” dersiniz.

Aynı yastığa baş koydukları hanımlarının sırt çevrilmişliklerini düşünürsünüz.

***

Hacer annemizi, o masum hanımın çölde bebeğiyle yalnız bırakılışını düşünürsünüz.

Ne demişti o asıl ruhlu kadın.

"Ey İbrahim bizi bu yaban ele, bu ıssız çöle getirmeyi sen mi karar verdin yoksa Allah mı istedi?" demişti.

Allah'ın dostu o yüce gönül, Peygamberlerin atası akıl timsali.

 Peygamber İbrahim (a.s) şöyle demişti:

“Ey kadınım, bunu Allah istedi!"

Safa tepesinde yüreğin derinliğinden yüreklere nakşolunan bir haykırış…

Git!

Git İbrahim!

Git ciğerparem!

Git gönlümün süruru!

Vallahi Allah istemişse O bizi zayi etmez!"

***

Düşünürsünüz!

Mezopotamya’dan Nil coğrafyasına…

Mısır'a uzanan dünya güzelinin ibretlik kıssasını düşünürsünüz.

Sarayda ay parçası, edep timsali bir genç ve o gence tüm zerrelerine kadar aşık, olgun, güzel bir kadın...

O kadın aşık!

Sarayda aşkın dedikodusu yayılıp saray kadınları tarafından kınanınca üzülmüş, kahrolmuştu güzeller güzeli Züleyha.

“Siz misiniz dedikodu yapan?” deyip içten içe öfke bileyen Züleyha:  “Kınamak neymiş göstereceğim size.”

“Bir bahaneyle eğlence tertip etmeliyim, Yusuf’un dillere destan güzelliğini hepsine göstermeliyim.”

Nihayet tüm saray hanımlarının karşısına çıkarmıştı O ay parçası genci.

Ellerinde bıçaklar, elmalar soyulurken ”Çık!” demişti Züleyha, perdenin arkasındaki Yusuf’a

Ve o an!

O an bir güneş doğmuştu.

Gözleri kamaştıran bir güzellik…

Bıçaklar, elmaları değil elleri kesmiş, parça parça etmişti.

Züleyha, dönüp muzaffer bir kumandan edasıyla "Hani ne çok kınamıştınız beni ?"

Başlar önde…

Gözler fersiz...

Haklıydı Züleyha.

Aşıktı Züleyha.

Aşkıydı onu serkeş kılan.

Onun içindi ki Yusuf’u hapislere reva gören, belki de şöyle diyordu Züleyha için için:

“Benim olmayacaksa hiç kimsenin olmasın!”

Sevmişti.

Hem de delicesine…

Kim bilir kaç gece gizli gizli zindanın daracık karanlık koridorlarını arşınlamıştı.

Sırf Yusuf’un kokusunu alabilmek için...

Aşktı.

Sevdaydı.

Hüzündü…

Devam edecek...

türkiyetimes

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...