Bezm Zamanı Şeb’i Arus …
Mensure Kaplan

Bezm Zamanı Şeb’i Arus …

Kaldırsam sağ ayağımı dönsem bir pervane gibi kendi dünyamda

Belki susar zaman, benim aşk-ı mabedimden,

Ölümü kabullenmişim kendi dönencemde,

Başımda taç etmişim mezar taşımı,

Ey hayat dur İşte! ..

Son duraktır bedenimdeki elbisem…

              

Beyaza çalar rengim, nurun saflığındandır bilirim,

Döner dururum işte,

Çevremdeki tennurem şahit,

Rengim şahit,

Ney/im şahit bilirim.

Yarımdır adımlarım, işte buradayım,

Başım öne eğik ve huzurundayım

Duy beni, işit beni ey sema,

İşte, gök kubbe altında dönen bir Sema/zenim...

Mevlana… Mana âleminden çıkıp, ruhlar âlemine ulaşmıştır. Öyle ki ruhların hallerinden bile söz demler olmuş, boş yere vurgulamaz, yerine göre sirayet eder düşleri ve bu düşler gider sahibinin kalbine tokmakla iletir olmuş. Kişiye göre sarf edilen sözler,  belki ruhtan, belki de sevgiden. İşte böyle bir dava da, yüreğinden çıkıp kalpte işlenen ve dudaklarda son bulan renklerin şahidi olmuş. Dünyanın rengini bulmuş.

Kelamlar var ötelerden, Mevlana’dan

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayın, arif kişilerin gönlündedir, bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur” .

Bezm-i eleste ruhlarımızın dağınık olduğu bir âlemde, kabul buyurduk buyruğunu ya Rab. Amenna dedik ve sadak dedik, burada artık hiçbir güç doğum anından sonraki hayatı değiştirmeyecek değişmeyecekti de, nasip heybetinden kısmetimize düşeni sırtlanmışız bu âlemde. İşte bu yük ile de yola revan etmişiz bedenimizi. Yine, yeniden bir doğumla, sana olan vuslat özlemimizi de,  şeb’i Arus diye isimlendirmişiz. Gayrısı yok…  işte nefes, işte ruh…

Mevlana bu yolda böyle bir duruş ile yürümüştür. Kalplerde var olmanın demi, sevgiden ibarettir. ‘’Efendim’’ demiştir vicdanlı gönüllere, şairane,  tevazu ile gönüllere girmiştir. Kim olursa ne olursan ol, gir gönül alemimize demiş…

Ne büyük bir marifettir değil mi? Hiç kimse kolay olduğunu söylemesin.. Zordur aşı pişirmek. İşte o bunu başarmıştır. Mevlana muhabbetten almıştır yarenliği. ‘’O’’ nu anlamak bile başlı başına bir iradedir, ibrettir, sineye girmektir.

“Beni anlamak, beni bulmak, beni ziyaret etmek istiyorsanız, vefatımdan sonra bizi toprakta aramayın, bizim kabrimiz ariflerin sinelerindedir’’

Sevdalara, sevdalılara âşık olmuş, bu işte parmağı dokunmuş bir zat diyebiliriz. Belki de Kendimizce putlaştırdığımız, arzuların esirinden bizleri sakındırıp, ruhlarımızın tek sahibine yönelme yollarını saymıştır.

Sarraf olmak insanı tanımaktan geçer öyle değil mi? Mevla’nın durumu sarraflık ötesi bir durum. Bir mutavassıt ve deruni bilgiye ve sırra kadim... Nasıl ki karşısındaki adamın fiziksel boyutuna bakmadan kişinin dünyasındaki âleme iştirak eder. Öyle konuşur kişiye hakkını vererek,

“Dervişlik- aşıklık bir arada olursa sultanlıktır. Aşkın gamı gam değil çok kıymetli bir hazinedir. Fakat bu hazine gizlidir. Ben gönül evini kendi elimle yıktım, viran ettim. Çünkü definenin viranede saklı olduğunu bildim.”

Viran olmuş beldeden geriye ne kalır ki kırıntılardan başka, bir soluktan başka. Bir şeylerin kaybını bilmeden değeri bilinmez ya işte öyle, o zaman Siret-i Ahvalimizi bir kenara koyup, nefsimiz ile hesaplaşmak için bizi kim engeller…

“Her gönül bir tek sevgiliye dönüktür aslında. Lakin kıblesi yanlıştır. Bulduğunu sandığın şey gerçekten aradığın değildir… Kimisi gül yüzlü bir güzele meftun, Kimisi bir ceylan bakışlıya mecnundur. Bazısı dünya ya kanmış, bazısı mala mülke aldanmıştır. Oysa her biri aslında bir sevgili tarafından sınanmıştır.’’   

AŞK üzerine;          

Yürek kaleminden değil, AŞK kaleminden damlayan mürekkeptir sevdaya dair, beyaz sayfa üzerine işlenen… Bu davada bir leyla ve bir mecnun varsa kayyum da sensin, kaim de sen derken

Mevlana’nın sevdaya dair sözlerine kulak kabartıyoruz.

Hz. Mevlana; "Yorulacaksan, sıkılacaksan, keşkerlere sığınacaksan, söze ama diye başlayacaksan girme AŞK yoluna.

AŞK ; ‘’yolumdaysan başım fedadır yoluna ama bil ki, senin de başını isterim yoluma. Kahir, kapris gelecekse senden amenna. Ama ayağına diken batarsa, ah edip vahlanma. AŞK, bilek gücü değil yürektir. Yüreğin yetmiyorsa düşme yoluma.’’

‘’Aşıkların gönüllerinin yanışıyla göz yaşları olmasaydı, dünyada SU olmazdı ATEŞ’te’’

Demek ne oluyor muş. Sandığımız kadar değil, yandığımız kadarmışız…

Marifet ehlinden çıkan sözler deniziyle karşılaşıyoruz, sadece sevda uğrunda değil, yaşama dairde keskin vurguların da var olduğunu görüyoruz. Kendimize pay düşürdüğümüz bu güzel sözlerin ardından bize düşen sadece bir vech ile saygı duymaktır. Son olarak ta kendi rengimizden, gönlümüze düşen söz…

"Duydum ki kapıma gelmiş, tokmak olmadığı için kapıya vurmadan geri dönmüşsün. Bilmez misin, kalp kapısının tokmağa ihtiyacı yoktur; o ancak içeriden açılır...

Bizim gönlümüz  samimiyet  ve doğruluktur anahtarımız.. Ne desek çok ve ne söylesek az gelir.          

İşte böyle…

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...