Çocuklar Üşümesin
Hatice ATASOY

Çocuklar Üşümesin

İyilikder ve Adana ÜlfetDer’in birlikte organize ettiği “Çocuklar Üşümesin” projesini yerinde görmek, bir nebze de olsa muhacir kardeşlerimizle bir arada olmak için Solaklı/ Yunusoğlu Beldesi’nde bulunan çadırkente uzandı yollarımız. Soğuğun yavaş yavaş kendini hissettirmeye başladığı günlerde onları unutmak olmazdı, yakışmazdı, “şüphesiz mü’minler bir vücûdun azaları gibidirler”  mesajını muhatap alan Müslümanlara.

Araçlar çadırkente ulaştığında çok farklı bir şehre girmiş gibi hissettik. Garip bir iç sızısı düşüverdi yüreğimize. Etrafta çalı üzerlerine serilmiş çamaşırlar, yemek yapmak için yakılan ateşlerin üzerinde kara kazanlar, su ihtiyacı için herkesin kullandığı tek bir çeşme, birkaç yatak ve kıyafetten oluşan çadırlar ve hemen önlerinde, alınlarında bin bir hüznün kümeleştiği biçare kadınlar, ellerinde sigarayla başıboş dolaşan delikanlılar, yaşlı erkekler…

Ve çocuklar;

Zorunlu göçün acı çizgileri sinmiş yüzlerine. Kapkara gözlerinde masumiyetin, yalnız bırakılmışlığın, acımasızlığının her karesini görmek mümkün. Savaş en önce onların küçük yüreklerini vurmuş taâ can evlerinden. Uzak kalmışlar vatanlarından, evlerinden, okullarından,  tüm sevdiklerinden. Savaş önce onları ayırmış en sevdikleri oyuncaklarından, birlikte oynadıkları arkadaşlarından…

 Çıplak ayakları, ince kıyafetleri, ürkek ama bir o kadar da sevgi dolu bakışlarıyla hemen koştular yanımıza.

Vatansız, topraksız, yetim kalmış bu çocuklar şimdi de soğuk havanın titreten soğuğuna bırakmışlar yorgun bedenlerini.

Çadırda yaşam nasıl olur acaba? Kaloriferli, doğal gazlı, klimalı ya da sobalı evlerimizden nasıl anlayabilirdik bunu?

Hangi insan hakları, hangi vicdan mantalitesi bu çocukların üşüyen bedenlerini ısıtabilir ki ? Gördüğümüz manzara insanlık için bir utanç tablosu olmaya yeterdi belki de. ”Hangi suçtan dolayı öldürüldüler” sorusunun yanına “hangi suçtan dolayı hiç bilmedikleri bir yere gelip şehrin en dış mahallelerinde çadırlara mahkum edildikleri sorulduğunda” ne cevap verecekti acaba insanlık? Kıyıya vurmuş küçük mülteci Aylan gibi bu tazecik hayatların da Adana’nın kenar mahallelerine vurduğunu görmek ve el uzatmak için neyi bekliyorduk ?

Ensar’ı okumaya, övgüyle söz etmeye devam mı edelim? Yoksa ayağımıza kadar fırsatlar sunulmuşken haydi sıra siz de diye başlayan imtihanlarımızı hakkıyla idrak edip hayırda yarışa mı girelim? Ne dersiniz?

“Biz aynı durumda olsaydık acaba onlar bize yardım eder miydi?” sorusunu defalarca sormanın ne anlamı vardı, Allah bizi kardeş ilan etmişken. Hem biz yaptıklarımızı Allah için yapmıyor muyduk? Onları savaşla, yoklukla,yoksullukla imtihan eden Rab elbette bizi de varlıkla sınamakta. İşte şimdi infakı (paylaşmayı) ahlâk edinmenin vakti. Vicdanları harekete geçirmenin yolu zalimlere beddua etmekten geçmez. Yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın hesabının sorulacağı zaman uzakta değil. Ve “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz” ilahi mesajı tazeliğini korumakta…

Yine Adana’da bir çocuk daha donarak ölmeden hep birlikte “Çocuklar Üşümesin” diyelim hemen birkaç kilometre uzağımızdaki kardeşlerimizi bir ziyaret edelim. Siz gidemiyorsanız emanetlerinizi muhacirlere ulaştırmak için gönüllü kardeşlerimiz sefer halinde. Haydi şimdi çok geç kalmadan paylaşalım var olanlarımızı… Onların ne elleri üşüsün ne de yürekleri.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...