Şehirli olmak, inşa olmaktır
Nevzat ÖZKAYA

Şehirli olmak, inşa olmaktır

“Et kokmuş”

Sevgili dostum Sultangazi Belediyesi Basın Danışmanı Fazıl Ergüt’ün daveti üzerine İstanbul Erdemli Yöneticiler Akademisi (EYAD) tarafından düzenlenen ‘Şehir ve Medeniyetler’ söyleşine katılma fırsatı buldum. Dostum Ergüt’ün, Prof. Dr. Sadettin Ökten Hocamın o programda sunum yapacağını söylediğinde ise mutluluğum daha da arttı. Hocam çok sevdiğim insanlardan biridir. Rabbim ömrünü bereketlendirsin.

EYAD’ın her ay devam eden akademik sohbetler programından biriydi bu. The President Otel’de düzenleniyor ve kahvaltılıydı.

Söyleşi öncesinde yaptığı konuşmada erdemli insanda olması gereken özelliklere değindi Derneğin İstanbul İl Başkanı Adil Dayıoğlu.

Hocamın söylediklerine geçmeden önce şu notları aktarmak isterim. “Erdemliler Dersi” sözcüğü kullanıldı, bu çok hoşuma gitti. Sadettin Ökten Hocamı dinleyince bu dersin manasını da daha iyi kavrama olanağı buldum. Diğer bir nokta ise, organizasyon… Çok başarılı ve çok güzeldi. Hiçbir ayrıntı atlanılmamış, katılımcı son derece iyi ve eksiksiz. Dostum Fazıl Bey, bu işin mutfağında olduğu için kendilerini ziyadesiyle tebrik ediyorum.

 Şimdi bir gönül ve ilim adamı olan Hocam’ın sunumuna geçebiliriz.

‘Şehir ve Medeniyetler’ başlığıyla konuşmasına başlayan Üstad, geçmişten geleceğe şehirlerin ve insanların etkileşimine dikkat çekti. Şehirlerin siluetlerinin oluşumunda insan faktörünün önemine vurgu yaptı, “Bir manada şehir hayatı tekrarlanırken üretir, üretirken tekrarlanır. Yine İstanbul fethedildiği zaman bir Roma şehriydi ama 100 senede bir Türk Müslüman şehri oldu. Ondan sonra İstanbul’da İstanbul kültürü gelişti” dedi.

Vaktin bereketinden bahsetti. “Şehir gözlemle başlar. Şehirli aktördür. Şehirli şehri inşa eder, şehirde inşa olur. Şehre hemen gelir gelmez şehirli olunmaz. Çocukları ya da torunları ancak şehirli olabilir.” derken, yaz aylarındaki turist kültürüne dokundu Hocam. “Turist şehrin düzenine ayak uydurmak zorundadır. Turiste göre şehir dizayn edilmez. Başka ülkelere gittiğinizde buradaki turistler kadar rahat olamazsınız” der. Şehrin dinamik bir süreç olduğunu, şehrin tarihinin medeniyetin tarihi olduğunu ifade ediyor. “Farkında olmadan şehirde inşa ediliyoruz. Beyazıt’ta doğdum. Ama burada şu anda et kokmuş. Buradan kendimi uzaklaştırdım, İstanbul’un bir köyünde yaşıyorum artık” diyor. Anıtsal mekânların şehri dönüştürdüğünü söylüyor. “Her eylemimizin altında bir tercih var. Eylemlerimizle varız. Topluma hedef göstermeli. Toplumun ilizyonu olmalı yani temel kabulü olmalı. Medeniyet tasavvuru inançla sabitlenmeli. Her medeniyet namus tanımını kendi yapar. Çok sevdiğim kelimedir, Gavur’a “gavur” demek. Avrupa kapitalizmini tanımadık, tanıdığımız ise ABD. Şehir değerlerimizi uygulamayı kolaylaştırmalı. Mescitlerin sık olması Allah’ı hatırlatıyor. Buradan şehir ahlakı ortaya çıkar. Mekânlar davranışlarınızı kolaylaştırıyorsa, şehir ahlakı ortaya çıkar. Değerlerin seçilmesi teşvik edilmeli, hürmet ettirilerek” dedi. Ve devam etti.

“Şehirlerin yapısı hiyerarşik, amorf ve kaotik olmak üzere üçe ayrılır. Hiyerarşik yapıda şehrin merkezi, merkezin çevresinde daha küçük merkezler, varoşlar bulunur, şehri oluşturan caddeler önem sırasına göre dizilir ve hiyerarşik yapıda simgesel boyut, işlevsel boyutun önündedir. Amorf yapıda ise şehirde merkez ve hiyerarşi yoktur. Şehir uniform bir yapıda, her yer aynı niteliktedir. Planda ve siluette bariz bir özel öge yoktur. Burada hiyerarşik yapının tersine işlev önemlidir. Birde Kaotik şehir yapısı vardır. Hiyerarşi ve düzen yoktur. Eski yeni, büyük küçük karışıktır. Hem işlev, hem simge vardır. Şehir adeta kendiliğinden oluşmuştur. Hiyerarşik ve amorf yapı toplumsal manada bilinçli bir tercih ve eylemin ürünüdür. Bu uygulamada kural vardır. Kendi çizgisi içinde belli bir adalet ve hak duygusu tecelli eder. Kaotik yapı da ise anlık tercihler küçük veya büyük fırsatlar gündeme gelir. Ve içgüdüsel bir yapılanmadır.” Bir otorite söz konusu olmadığından bu yapılanmada bol miktarda hak ihlali olabileceğine hatırlattı üstad.

Medeniyet tasavvuru ve algısının önemine de değinen Muhterem Hocam, Medeniyet tasavvuru,  toplumsal yaşamın altın anahtarını veren bir bildirge olduğunu, Medeniyet tasavvurunun insana yaşaması için bir vizyon verdiğini ve insanın donatılarını, içgüdülerini, aklını ve duygularını belli sınırlar içine aldığını ifade ediyor.

“Toplum bir şehri inşa ederken veya dönüştürürken bunun mekânsal kurgusunu kendi medeniyet tasavvuruna göre yapar, yapmalıdır. Şehir o medeniyet tasavvurunun yaşanmasına imkân verecek şekilde olmalıdır ve her medeniyet tasavvuru kendi değerler sisteminin ortaya koyduğu hayat tarzını kolaylaştıracak şekilde inşa edilmelidir” der Hocam.

Program bitti ama bizim dinleme arzumuz bitmedi. Hocam yüreğine sağlık. Bu programın da hazırlanmasında katre misali emeği olan her kişiye çok teşekkürler.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...