Anneme....
Hatice ATASOY

Anneme....

Ben, beni ne zorluklarla dünyaya getirdiğinden bahsetmeyeceğim… Kaç gece benim yüzümden uykusuz kaldığını, hastalandığımda benimle birlikte ne çok ağladığını, hiç yazmayacağım. Yağmurlu günlerde okul kapısında bekleyip beni kucağında eve getirdiğini, sabah namazını kılmamız için erkenden kalkıp sobayı yakarak abdest için sıcak su hazırladığını anlatmayacağım…


Başka şeyler anlatacağım anne, hayata dair… Rehavete girince unutulmaması gereken anılarımızı, avuçlarını gözyaşlarıyla doldurduğun zamanları… Söyleyemediklerimden bir kaçını…


Annem, hani ilk sürgün günlerimiz vardı ya ne çok ağlamıştın. Senin o gün canının nasıl yandığına öyle şahit olmuştum ki… Dalından koparılmış gül misali sararıp solmuştun adeta. Yuvası bozulmuş kuşlar misali çaresizdin. Sevdiklerimizi bir bir toprağın bağrına verdiğimizde, gurbetteydik senin sözünle. Aslında gurbet, kişinin Rabbinden uzak kaldığı her mekândı ama bilmiyorduk… Bilmiyorduk ki, bizi başka gurbetlerin de beklediğini.


Bizi soruşturmalar bekliyordu anne, çünkü biz zora aday olmuştuk. Sonbahar yaprakları gibi savrulacaktık oradan oraya… Bu memlekette İmam olmak, her an her yerde şikâyet edilmek, amirleri tarafından da sahip çıkılmamak demekti. İmam olmak demek, Kur’an ayetlerini istediğin şekilde paylaşamamak, Mü’minlerin dertleriyle dertlenememek demekti. Belleğime müftüler, ceza kesen gardiyanlar olarak yazıldı. Diyanet ise, Allah’ın istediği değil bulunduğu sistemin çarklarını işletmeye mahkûm olmuş bir kurum diye kazındı.


Biliyorsun anne sürgün gittiğimiz her yer bize yeni bir fırsattı. Ayrılırken, ayrık otları ekmeliydik tarlalara, sürgün sürmeliydiler. Hiç yok olmayacak tohumlar serpmeliydik ki, kıraç topraklarda meyve vermeye azmetmiş bir davanın ürünü, boy vererek filizlensin… Kurumasın diye gözyaşlarıyla sulamalıydık, emek vermeliydik anne... Gelecek kuşaklara umut olsun diye!…


Bir gün, başka diyarlara yelken açmak için hazırlıklı olmalıydık... Hep teyakkuzda… Hazır olda… Her çalan kapıda, acaba evi aramaya gelen memurlar mı olacak tedirginliğini hep yaşayarak. Neden hiç bir camii cemaati sahip çıkmazdı hocasına, hala anlayamadım ki anne... Çocukken, keşke babam imam olmasaydı dediğim olmuştu. Okulda arkadaşlarım alay ederek bana ”imam” diye hitap ederlerken, canım çok yanmıştı be anne... Söyleyememiştim ama size. İmam kızı olmak ne zordu anne, ne top oynayabildik diğer çocuklar gibi ne de ip atlayabildik… Çok toyken sıralandı imtihanlarımız.


Ne zaman ki okumaya başladım, hayatın gerçekleri bir bir karşıma dikildi... Ve anladım ki bu dava sünnetullah gereği çileli, dikenleri çok olan bir yoldu, kolay değildi öyle, iman ettik dedikten sonra yaşamak. İman ispat isterdi elbette ve biz de ispat etmekle mükelleftik. Sınanmadan, bir takım cenderelerden geçmeden cenneti arzulamak hayaldi sadece…


Annem, sen çok acılar çektin biliyorum ve hep duanın gücüne sığındın... Alemlerin Rabbinin kapısını aşındırdın... Sen ağlarken, ben de ağlıyordum ama sen görmüyordun, çünkü ben hep sana karşı güçlü gözükmek rolünü üstlenmiştim. Kendimce Zeynep’in cesaret gömleğini giymeliydim…


Son sürgün hikâyemizde, acile kaldırıldığında sinir krizi demişlerdi… Günlerce sağlık sorunlarıyla boğuştuğunu unutmadım anne. Senin hiç arzulamadığın bir şeyi yaşayacaktık, aile ikiye bölünecekti ben babamla sürgüne çıkarken sen kardeşimle kalacaktın. Soğuk bir Ramazan arefesinde ayırmışlardı bizi birbirimizden… Karlı dağlara bakarak ne çok şiirler yazmıştım anne... İçeriği cihad, şehadet ve annem kokan… Meydan okuyordum içimdeki hoyrat fırtınalara… Her telefon edişindeki hıçkırıklarını, geceleri duvarlara fısıldıyordum babam hissetmesin diye, okuduğum kitaplara ağlarmış gibi yaparak.


Son gittiğimiz köyden altı ay sonra idari mahkeme kararıyla geri dönmüştük hatta babam takdirname almıştı. Bir şeyler mi değişiyordu anne anlamıyordum. Ama sessizlik öncesi fırtınalar bizi yeni olaylara hazırlıyordu adeta. Bir sabah namazı sonrasında, babamın adeta bir terörist gibi yaka paça evden götürülüşüne şahit olacaktık seninle. Suçu hutbede İsrail’i ve yandaşlarını eleştirmek olacaktı! Sen bir kez daha sarsılacaktın annem, içinde kıyametler kopacaktı. 


Ve gece baskınında seni itekleyerek eve girdiklerindeki titremelerini belki yalnızca ben görecektim ve “Anne şimdi güçlü olmamız gerekiyor” diye tutacaktım ellerinden…


Anne, sen hiç kitap okumadın ben okudum sana, çünkü ümmiydin. Ama öyle kocaman bir yüreğin vardı ki, ezilen tüm coğrafyanın yetimlerinin annesi gibiydin… Teheccüt için zil kurmazdın, gecenin üçte birine ayarlıydı uykuların hep. Bazı geceler uyanıp seni dinledim anne, o içten yakarışlarına şahit oldum ve her daim içimden şükrettim ,böyle dua eden bir anneye sahip olduğum için…

Benim için her gün anneler günü biliyorsun… Bilerek seni üzmedim, hatta sen üzülmeyesin diye, üzüleceğini bildiğim şeyleri hiç paylaşmadım seninle. Bir tebessümün için kaç takla atacağımı biliyorsun. Ben anne olsam da, büyüsem de hala senin küçük kızınım biliyorum.


Senden bana kalan gözyaşı ve dua oldu annem. Onlar benimde ekmeğimin katığı şimdi. En çok duana muhtacım anne, en çok “Rabbim evlatlarımı bağışla” yakarışların beni mutlu ediyor...Sen bana dua ettiğin sürece, ben kendimi iyi hissedeceğim anne. Kanatlarının altında güvende olacağım. Rabbim kalbine hep şifa versin… Umudunu asla yitirme annem... Ben halâ Zeynep olmaya adayım, şimdi sus pus gibi dursam da yüreğimin ibresi hiç değişmedi... Senin ve tüm annelerin yüreğinden kocaman öpüyorum…

 

Benim Can Annem!...

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...