İstanbul hüner pazarı
Nevzat ÖZKAYA

İstanbul hüner pazarı

Batman Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim görevlisi Doç Dr. Zehra Öztürk, İSMEK’in Fatih’te bulunan Yavuz Selim Uzmanlık Merkezi’nde Osmanlıca Kursiyerlerine “Divan Edebiyatında İstanbul Şiirleri” konulu seminer verdi.

 

İSMEK’in Osmanlıca Kursu hocalarından Murat Albayrak’ın organizasyonuyla geçekleşen programa katlım yoğundu.

 

Zehra hocam, önceki yıllarda İSMEK’te Osmanlıca dersleri vermiş, kurumun emektarı yani. Eski öğrencileri ve kursa devam eden Osmanlıca öğrencilerinin daveti üzerine Batman’dan gelmişti.

 

Hocam Nedim’den ve Nabi’den nefis lem’alarla akli melaikemizi ferahlattı.

 

Seminerde iki ünlü divan şairinin İstanbul hakkında yazdıkları şiirler incelendi.

 

Nedim ve Nabi’nin şiirlerinden yola çıkılarak Osmanlı dönemi İstanbul’unun sosyal hayatı bilgiler de verildi. Özellikle İstanbul’un havası suyu, çeşmeleri, kaplıcaları ve mesire yerleri anlatıldı. Çeşmelerin eski İstanbul kültürünün oluşmasındaki yeri üzerinde duruldu.

 

Nedim’in İstanbul’u överek anlattığı “Bu şehr-i Sitanbul ki bi-mislübehadır; bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır… / Bir gevher-i yek-pare iki bahr arasında hurşid-i cihan-tabla tartılsa sezadır” girişiyle başlayan ünlü kasidesinin kelime ve cümle analizi yapıldı. Anlamı günümüz Türkçesiyle açıklandı.

 

Nedim ve Nabi arasında ilginç bir ilişki var. Bu ilişki üzerinde de duruldu.

 

Nedim, İstanbullu bir şair ve bu şehrin aşığı, Nabi ise İstanbul özlemiyle alev alev yanan uzak diyarların şairi.

Hocamız şunları ifade eder.

 

İşlenen ilk şiir Nedim’in Damat İbrahim Paşa'ya yazmış olduğu bir şiirdi ya. Bu şiiri asıl meşhur eden içindeki İstanbul sevgisidir.

 

Diğer şiir ise çorak topraklardan İstanbul’a su taşıyan büyük şair Nabi’nin kendi evladına nasihatlerde bulunmuş olduğu kitaptan İstanbul’u anlatan bir kaç beyiti…

 

Burada, varmak istediğimiz nokta Nedim Divan'ını ve Nabi’nin Hayriye’sini sevdirmektir.

 

Nedim’in, şiirindeki; "Bu şehr-i Sitanbul ki bi-mislübehadır; bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır…" cümlesini açıklarken şu fıkrayı anlatıyor:

 

Söylenir ki, şair; “sevgilimin saçının bir teline bir şehr-i feda ederim” der, padişah; “ne cenkle bunu aldım, sen sevgilinin saçının teline bu şehr-i feda ediyorsun” der.

 

Şair cevap verir; “böyle vere vere fakir olduk zaten” der.

 

Batman Üniversite'si Öğretim Üyesi Doç.Dr.Zehra Öztürk Hocam, bu iki şiir anlatırken İstanbul’a karşı olan ilgisini de gizleyemiyor. Kendisinin de bir İstanbul sevdalısı olduğunu rahatlıkla anlıyoruz.

 

Hocam çok güzel bir noktaya değiniyor. Modernizm, insanları kapalı alanlara doldurmanın planlarını yaparken, bu iki şairimizin yaşadığı yıllarda etkinlikler hep açık havalarda yapılırmış.


Hocam, “Açık havada toplantılar, şiir okumaları yapılırdı. İstanbullularda mesire, seyir yeri kavramı vardır” der.

 

İstanbul’da manevi yönleri kuvvetlendirici insanlar vardı o yıllarda. Buna da dikkat çekiyor Hocam, “sıkıntıları bunlar gideriyordu ve psikologa ihtiyaç yoktu” ifadesini kullanıyor.

 

Bende bu görüşün yılmaz savunucusuyum. İtikadı sağlam bir Müslüman’ın asla psikologa ihtiyacı yoktur. Böyle düşünmekteyim. Zaten psikologlara bir bakın ne veriyor? İnsanın mutluluğu maddede aranıyor.

 

Bütün sıkıntıların giderilmesinde Allah’a tevekkül kâfi geliyor, hatta gelmiyor mu?

 

Bunu bildikten sonra modern dünyanın figürleri olan o mesleğe ne ihtiyaç olacak. Bir de hocamın bahsettiği manevi yönleri kuvvetlendirici insanlar hep İstanbul’da toplanmışlardı. Bu “manevi merkezler”i duyanlar dünyanın her tarafından İstanbul’a geliyordu.

 

Hocam, “İstanbul hüner pazarıdır. O yüzdendir ki; insanların hünerlerini gösterecekleri en uygun yerdir İstanbul. Bu pazarda, hüner öğreniyorsunuz, ilim öğreniyorsunuz ve âlimlerle görüşme fırsatı buluyorsunuz” diyor.

 

İstanbullular örnek insanlarıdır. Kötü huyu da yok değil hani. Çok dedikoducu oldukları da bu şiirden anlaşılmakta…

 

Kadim kültürümüzde “sevda” geleneği da oluşmuştur. Bu kültürde sevilenler, dilberler hep vefasız olur. “Güzele naz yakışır” derler. Bu da bizim gönüllerimizi verimli hale getiren pınarlardır.

 

Sanatı devlet ileri gelenleri korumuştur, devlet ve zengin kişilerin koruması ile devam eder.

 

Tabi nihayetinde şiir analizi yapıyoruz ama burada hocamın da kendi görüşlerine vakıf oluyoruz. “İstanbul'da sanatın gelişmesi devletin ilgisindendir” diyor hocam. Buna katılmamak elde değil, lâkin sanat devletsiz, zengin insanlar olmadan zor olacağı da eklendiğinde biraz ürküyor insanı. Oysa devlet erkânının; âlimleri, sanatçıları korumasa da bu iki olgunun yaşamda yeri olmalı. Ahi kültürü bekli de devletin korumasının dışında, zenginlerin korumasının dışında gelişerek varlığını sürdüren kültürel yapılarımızdır bu meyanda.

 

“İstanbul ilmin pazarıdır” der hocam. Bunu üzerine bence söz yoktur. Aksini kimse iddia bile edemez, böyle bir iddiaya fırsat da yoktur zaten.

 

Hocama, gelip bilgilerini bizimle paylaştığı için sonsuz teşekkürlerimi arz eder, bundan mütevellit memnuniyetlerimi beyan ederim.



DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...