İstikametimiz...
Nevzat ÖZKAYA

İstikametimiz...

Yedi İklim dergisinin sahibi Ali Haydar Haksal ağabeyin valideleri, ebedî âleme intikal ettiler. Mekânı cennet olsun, inşallah.

Bu vesile ile kendilerine baş sağlığına gittik arkadaşlarla.

Yedi İklim'in mekânına girdiğinizde bir güzel kitap kokusu karşılıyor sizi. Raflardan gözünüzü alamıyorsunuz. Dik duran kitaplar bir tarafta, yan yatan kitaplar bir tarafta, istif istif. Sırtlarından kitapları tanımaya çalışıyorsunuz. Hâliyle kafa bir o tarafa gidiyor, bir bu tarafa.
 
Muazzam bir hazinenin içinde hissediyorsunuz kendinizi. Zaten, “Yedi İklim” kendisi bu hazinenin odağında duran eşsiz cevher.
 
Bu mekân, bir kitabevi mi yoksa bir dergi mi anlamlandırmakta zorlanıyor insan.
 
Dergi ve derginin arşivi, kütüphanesi desek herhâlde daha doğru olacak, çok zengin içeriğe sahip.
 
Dergide, ortaya uzunca masa kurulmuş ve masanın etrafında tanıdık simalar oturmaktalar.
 
Selamlaşıyoruz teker teker.
 
Masada mandalina ve börek var. Oturur oturmaz çaylar da geliyor. Allah razı olsun çaylara simitler de eşlik ediyor.

Velhâsıl sohbetimiz koyulaşıyor. Hasan Aycın ağabeyin çizgilerine geliyor söz.
 
Evet, Hasan Aycın’ın çizgilerini anlamak için bazen biraz da zahmet gerekiyor. Orada öğreniyoruz ki, aslında kendisine “karikatürist” denmesinden hoşlanmazmış. Kendi tanımı ile “çizgizar”.
 
Ellerine sağlık.
 
Hasan ağabey, çizgide bir “dava” olduğunda, bir “dert” olduğunda anlam kazanacağını söylüyor.
 
Ama bu sadece çizgide değil, bütün yapılan işlerde aynıdır. İyi insan olmak, varlığının anlamını kavramakla zuhur eden yüce ve asil düşüncedir.
 
Unutmayalım ki, uzun veyahut kısa bir piyeste müellifin bize verdiği rolü oynayacak birer aktörüz.
 
Verilen rolü iyi oynamak bize düşüyor, lakin bu rolü seçmek başkasına aittir.
 
Üstad, bir gün Balıkesir’de sergideyken, kadının birisi çocuğunu getirip çizimlerini göstermiş.
 
Çocuğunu hangi okula göndermesi gerektiğini sormuş.
 
Üstad, “Bir çizimlere baktım, bir çocuğa baktım. Çocuk küpeli filan. Çizimleri de hep küfürlü, argo cümlelerden oluşuyor. Bu çocuk, mizah yaptığını düşünüyor. Keratanın çizimleri de gerçekten çok güzel.”
 
Üstad, çocuğun annesine demiş ki; “Bu çizimleri bıraksın. Çizmesin bir daha.”
 
Sergiyi gezmelerini söylemiş. Anne ve çocuk sergiyi gezdikten sonra Üstad’ın yanına gelmişler.
 
Anne ve oğlu bir sergideki çizimlere bakıyorlar, bir de ellerindeki çizimlere. Ellerindeki çizimleri Üstad’a göstererek, “Biz mizahı sadece böyle sanıyorduk” demişler.
 
“Davasız, rotasız bir iş yapılacaksa hiç de yapılmasın” diyor Üstad.
 
Hakikaten de öyle.
 
Dava istikamettir, hem de insanın “deva”sıdır.
 
Davanız, rotanız yoksa yaşamın ne faydası olacak. Hatta başkasını bırakalım kendimize bile faydamız olmayacaksa...
 
Hasan Aycın ağabeyi “çizgi”lerinden takip etmeye devam edeceğiz, mana âlemindeki seyahatine eşlik etmenin mutluluğuyla...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...