Bediüzzaman  Ve Ehl-İ Beyt İmamları
Abdurrahman Kılıç

Bediüzzaman Ve Ehl-İ Beyt İmamları

Bediüzzaman’ın (r.aleyh) ehl-i beyt imamları ile ilgili görüşleri de oldukça dikkat çekici. Ehl-i beyt imamları ile ilgili fikirlerini, Risalelerin farklı yerlerine farklı konuları ele alırken değindiği cümlelerle ele alacağız.

 

“İkinci nokta cihetinde, Hazret-i Ali (r.a.) şahs-ı manevi-i Al-i Beytin mümessili ve şahs-ı manevi-i al-i beyt bir hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği cihetle, muvazeneye gelmez. İşte Hazret-i Ali hakkında fevkalade senakarane  ehadis-i Nebeviye bu ikinci noktaya bakıyorlar. Bu hakikati teyid eden bir rivayet-i sahiha var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam ferman etmiş :  “ Her nebinin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin neslidir.”[1]

 

Hazret-i Ali (r.a.) ehl-i beytin mümessili ve ehl-i beytin sahs-ı manevisi olarak tanımlanıyor. Bu özellikleri nedeni ile Hakikat-i Muhammediyeyi (a.s.m.) temsil ettiği belirtiliyor. Bu nedenle de Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın neslinin Hazret-i Ali neslinden devam ettiği vurgulanıyor.

 

 “الا المودة في القربى  قل لا اسئلكم عليه اجرا [2] ayet-i kerimesi ile ilgili bir soruya verdiği cevap oldukça ilgi çekicidir. Ayet-i Kerimenin ilgili bölümü “ Tebliğim ile ilgili sizden yakınlarıma sevgi dışında bir ücret istemiyorum.” şeklinde çevrilebilir. Bediüzzaman’ın (r.aleyh) yorumu da kayda değer.

 

 الا المودة في القربى “ ayetini bir kavle göre manası : “ Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez; yalnız Al-i Beytine meveddeti istiyor.”

 

Eğer denilse: “ Bu manaya göre, karabet-i nesliye cihetinden gelen bir fayda gözetilmiş görünüyor. Hâlbuki “ان اكرمكم عند الله اتقاكم[3] sırrına binaen, karabet-i nesliye değil, belki kurbiyet-i ilahiye noktasında vazife-i risalet cereyan ediyor. “[4]

 

Bediüzzaman, (r.aleyh) Peygamber efendimizin tebliğine karşılık al-i beytine sevgi istemesi;“ Sizin en üstününüz en takvalınızdır .”  ayet-i kerimesi ile çelişik gibi görünüyor der ve çelişkiyi ortadan kaldırmaya yönelik açıklamalarda bulunur.

 

 “El-cevap: Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam gayb aşina nazarı ile görmüş ki, al-i beyti, âlem-i İslam içinde bir şecere-i nuraniye hükmüne geçecek. Âlem-i İslamın bütün tabakatında, kemalat-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar, ekseriyet-i mutlaka ile al-i beytten çıkacak.

 

Yani, nasıl ki millet-i İbrahimiyede ekseriyet-i mutlaka ile nurani rehberler Hazret-i İbrahimin neslinden olan enbiya olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de ( a.s.m.), vezaif-i azime-i İslamyette ve ekser turuk ve mesalikinde, enbiya-yı Beni İsrail gibi, aktab-ı al-i beyt-i Muhammediyeyi görmüş. Onun için  “الا المودة في القربى  قل لا اسئلكم عليه اجرا “demesiyle emrolunarak, al-i beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş.”[5]

 

Bediüzzaman’ın (r.aleyh) vahiy ile Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın tecrübelerini irtibatlandırmasını bir yana bırakarak iki ayet arasındaki çelişkiyi giderecek açıklamasını inceleyelim.   Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam al-i beytine sevgiyi kendi neslinden geldikleri için istemiyor. Ehl-i beytin risaletini muhafaza ve tebliğde yerini alacağını bilerek ümmeti onların etrafında toplanmaya teşvik etmek için onlara sevgi istemiş. Ehl-i beyt imamları beni israilin enbiyası gibi oldukları için sevgiye layık olacaklar. Kısaca Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın al-i beytine seygi istemesi risaletinin bir parçasıdır.

 

Bir sonraki paragraf konuyu daha da netleştiriyor.

 

“Bu hakikati teyid eden mükerrer rivayetlerde ferman etmiş : “ Size iki emanet bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah, biri al-i beytim.” Çünkü Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, al-i beyttir.” [6]

 

“Hem ümmetini al-i beytin etrafında toplamak arzusunun sırrı şudur ki: Zaman geçtikçe al-i beyt çok tekessür edeceğini izn-i ilahi ile bilmiş ve İslamiyet zaafa düşeceğini anlamış. O halde gayet kuvvetli ve kesretli bir cemaati mütesanide lazım ki, âlem-i İslamın terakkiyat-ı maneviyesinde medar ve merkez olabilsin. İzn-i İlahi ile düşünmüş ve ümmetini al-i beyti etrafına toplamasını arzu etmiş.”[7]

 

Bediüzzaman (r.aleyh) Hazret-i Ali’nin (r.a.) hilafete daha sonra gelme sebeplerini sıralarken diğer sebeplerin yanında konumuzla ilgili bazı sebeplere değinir.

 

“…Peygamber Aleyhissalatü Vesselamın haber verdiği gibi sonra inkişaf eden yetmiş üç fırka efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde, fitne-engiz hadisatın zuhuru zamanında, Hazret-i Ali gibi harikulade bir cesaret ve feraset sahibi, Haşimi ve Ehl-i Beyt gibi kuvvetli, hürmetli bir kuvvet lazımdı ki dayanabilsin. Evet dayandı. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın haber verdiği gibi, “ Ben Kur’an’nın tenzili için harp ettim. Sen Te’vili için harp edeceksin.

 

Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı, dünya saltanatı, muluk-u emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkartmak muhtemeldi

 

Eğer karşılarında Al-i Beytin gayet kuvvetli velayet ve diyanet ve kemalatı olmasaydı, Abbasilerin ve Emevilerin ahirlerindeki gibi, bütün bütün çığırdan çıkmak muhtemeldi.”[8]

 



[1] Bediüüzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, Nesil Yay. İst.1966, I. C.  sf. 588.

[2] Şura Suresi 23

[3] Hucurat Suresi 13

[4] Bediüüzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, Nesil Yay. İst.1966, I. C.  sf. 587.

[5] Aynı yer.

[6] Aynı yer.

[7] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, Nesil Yay. İst.1966, I. C.  sf. 588.

[8] Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat, Nesil Yay. İst.1966, I. C.  sf. 393.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...