Vefa…
Hatice ATASOY

Vefa…

Yazıldığı kadar kısa ve öz...

Söylendiği gibi akıcı ve duru...
Düşündürdüğü gibi mütevazi ve huzur verici...

 

İnanana göre vefa; ne söylendiği kadar basit, ne salt şiirlere malzeme olmuş bir konu, ne de ara sıra hatırlanması gereken bir kavram değildir. Vefa, güzel davranışların özünden gelen, bilinçli sarf edilen tüm sözlerle hayatın her karesine yansımış bir ömür, insanla iç içe olan bir durumdur…

 

Vefa dürüstlüktür...
Vefa sadakattir...
Vefa söz ve eylemde kararlılıktır...
Vefa karşılıksız sevginin yüreklere yansımasıdır…

 

Yüce bir sevdaya gönül vermiş insanın ilk söylemidir, ahdetme. Ruhlar aleminde alemlerin Rabbi ile tanışırken “Ben sizin Rabbiniz miyim, yoksa değil mi?” sualini yöneltene tüm gönlüyle “Evet” diyerek ilk tasdikinde bulunup ve Rabbinin “Kıyamette bundan haberdar değildik demeyesiniz” (Araf suresi) tembihine itiraz etmeyerek, ilk ahdine başlayandı inanan. Yabancı değildi vefaya, söz vermişti Rabbine kendi heva ve hevesine göre değil, Rabbinin prensiplerine göre şekillenen bir yolda yürüyecekti tüm ömrü boyunca.

Kur’an-ı ve içindeki terimleri tanırken ”Yürüyen Kur’an” olarak nitelenen Resul’un bu terimleri nasıl uygulamaya koyduğunu öğrenecekti ve bu doğrultuda yön verecekti yaşamına. Ve sonra Resulullahın birkaç gün emdiği sütün sahibini nasıl arayıp sorduğunu, mescidi temizleyen cariyenin yokluğunu hissederek merak ettiğini, öldüğünü öğrenince mezarına giderek dua ettiğini, ilk eşinin sesine benzer bir ses duyduğunda bile, nasıl heyecanlandığını okuyacaktı…

Bir ufuksuzluk ve tek boyutluluğun hüküm sürdüğü durumda, vefayı tek boyutlu algılayamaz inanan. Rabbe, elçiye, ana-babaya, topluma, sevdiğine, yetime, yoksula karşı vefa borcu duyar nefsinde. Başta “evet sözü” ile tüm bunları ahdetmemiş miydi? Rabbiyle sözleşmesini imzalarken, aslında kulluk adına yapması gereken tüm sorumluluklarını kuşanarak girmişti bu yola… Zaten bu asil düşüncedir insanı harekete geçiren ve nezih kılan.

İnanan insan, “İnandım” dediği andan itibaren okumaya, düşünmeye, eyleme ve yaşamaya söz verendir. O bilir ki, söz vermek yürek ister. Kur’an da en çok anılan milletin İsrailoğulları olduğunu ve hakir görülen davranışlarının da ahde vefasızlık olduğuna dikkat çekilir. Allah’a ve Peygamberlere karşı tutumlarındaki tutarsızlık, Kur’an ayetlerinde hep birer ibret olarak karşımıza çıkar. Nankörlükte sınır tanımayan, elçileri bile en zalimce öldüren bir kavim neden bu kadar sıkça anlatılır? 


Allah’ın en sevimsiz insanlar olarak nitelemesine de ziyadesiyle lâyık olmuşlarıdır... “Ne zaman bir ahit yaptılarsa bir grup bozup atmadı mı? Zaten çokları inanmazlar.”(Bakara suresi) Bu ayetle aslında onların döneklikleri de tescillenmiş oluyordu.

Amelin her çeşidinde vahyin imzasını taşımaya ahdeden insan, Kur’ani ölçülere aykırı hareket edeceği zaman hemen karşısında “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur...Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacaktır…” (Al-i İmran suresi) İlâhi kelâmını bulur, titrer ve sarsılır… Bu kadar büyük bir kaybı asla göze alamaz. Zira ahirette Allah’ın dostluğundan mahrum kalmak kadar acı bir hakikatin olmadığını, bir kez daha anlar…

Dikkatlidir ve çok itina gösterir ahdine. Rabbi ile ahdini korumaya özen gösteren günlük yaşamında da kararlıdır. İnanır ki mü’min şahsiyetin en belirgin özelliğidir vefa.

Arkadaşlıkta dostlukta öz olarak madde ve manada vefalıdır inanan… Asla unutmaz kendine yapılan iyilikleri… Sevgisinde dostluğunda asla karşılık beklemek yoktur ve bilir ki Rabbi için yapılan tüm güzellikler bir gün karşısına salih amel olarak çıkacaktır.

 

Kur’an-da tanıtılan münafık kelimesiyle tarif edilen insan çeşidini Resullah (sav) ahde vefasız olarak niteler. Bunu bilen insan bu çift karakterli güruha dahil olmamak için her adımını kontrol eder Ve Rabbine beni razı olduğun kimliğe kavuştur diye yakarır. Peygamber (as) başka bir hadisinde: “Kıyamet günü ahdini bozan her kimsenin vefasızlığının derecesine göre arkasında bir bayrak yükseltilecektir. Dikkat edin halkın önderi durumundaki kimsenin vefasızlığından daha büyük vefasızlık yoktur” buyurur.

 

İnanan insanın zihninde ulaşmak istediği kamil insan tasavvuru vardır. Kur’an bunu muttaki olarak ifade eder… İşte bu isteğine ulaşmak için vefalı olmak zorundadır yaşantısının tüm safhasında…

 

Mevlana der ki:

"Vefa nedir, bilir misin?
Vefâ arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır
Vefâ; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır.
Vefâ; ötelerin sonsuz mükafatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır”

Vefasızlığın virüs gibi yayıldığı günümüzde vefayı tekrar gündem edinen ve hayatın merkezine koyan tüm erdemli insanları yürekten selamlıyorum.

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...