Kur’an- ı Kerim Nasıl Okunmalı
Abdurrahman Kılıç

Kur’an- ı Kerim Nasıl Okunmalı

Bir müslümanın, hayatın bütünlüğü içinde, Kur’an-ı Hakimle farklı iletişim şekilleri olabilir. Bazen eline alıp sahifelerine dokunması, yüzüne gözüne sürmesi gönlünü aydınlatabilir. Evinin görkemli köşesini Kur’an-ı Kerime ayırarak – bayrak gibi -  Ona olan ihtiramını ifade edip, onun gölgesine sığınabilir. Ramazan ayında ve diğer zamanlarda hatim niyeti ile okumakla, onunla rabıtayı sürekli kılabilir. Cenaze merasimlerinde aşr-i şerifler okuyarak ruhunu teskin edebilir. Kur’an-ı Kerimi ezberleme, güzel okuma, güzel yazma, mushafı süsleme v.b. her çalışma ayrı bir değere sahiptir.

   

Kur’an-ı Kerimle irtibatı sağlayan her eylem müslümana mutlaka bazı faideler sağlar. İnsanın duygusal canlılığını sağlar. Duygusal bağlılığın sürekliliğini sağlar. Onula birlikteliğin sürekliliği, Allah’ın (c.c ) sürekli hatırlanıp, emirlerine uyma, nehiylerinden kaçınma duyarlılığının arttırılmasını; Peygamberin (S.A.V.) hatırlanıp, sünnetine tabi olma bilincini uyandırılmasını gerçekleştirir. Dikkat edilmesi gereken husus Kur’an-ı Kerimle irtibat tek boyuta indirgememek.

    

Bir müslümanın Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okuması ise, Onunla iletişiminin zirvesidir. Çünkü O, insanın,  bireysel ve toplumsal yaşamını sırat-ı müstekime hidayet için gönderilmiştir. Onun öğütlerinden, hidayetinden uyarılarından, sakındırmalarından, faydalanmak için anlayarak okumalı. Onu anlamak için ya seslendiği dili öğrenmeli ya da Arapçayı bilenlerin tercümelerini, meallerini okumalı. Kur’an-ı Kerimi mealinden okumak Arapçayı bilmeyenler için kaçınılmaz bir durumdur. Ve bu halde okunan Kur’an-ı Kerimin sevap hesabı Türk alfabesine göre değerlendirilir. A harfine, b harfine, c harfine şu kadar sevap.  

Yeri gelmişken okunacak meallerin başına “ SON MESAJ Kur’an-ı Kerim ve Gerekçeli Türkçe Meali ”[1] ni koymayı, tavsiye etmekte bir beis görmüyorum.

     

Meal okumak, insan bilincinde olsun veya olmasın insanı etkiler. Tesiri altına alır. Aklı, kalbi, ruhu, tüm manevi cihazlarını olumlu yönde harekete geçirir. Her okuyucu kendi vüsa’tinde ondan pay alır. Rahmet sağanağından her varlığın kendi fıtratına göre doyması gibi.

  

Bu şekilde okumaların daha etkili ve verimli olması için, Kur’an-ı Kerimi tanımak, bazı özelliklerine dikkat etmek gerekir. 

   

Kur’an-ı Kerimin hakkı ile anlaşılması içinde tanınmasına ihtiyaç var. Kur’an-ı Kerimin kendine has özellikleri ne kadar iyi bilinirse o kadar doğru anlaşılır. Bu özellikler göz önünde alınmadan okunduğunda yanlış anlaşılma, yanlış uygulama ihtimali de var. Yanlış anlama örnekleri ve sonuçları maalesef geçmişte görülmüş günümüzde de görülmekte.

   

Kur’an-ı Kerimin hem genel çalışmalar hem de bizim özel çalışmamızda doğru anlaşılması için bazı özelliklerine ve bu özellikler dolayısıyla nasıl okunması gerektiğine değinmeye çalışacağız.

  

Bediüzzaman ( R. Aleyh ) Kur’an- ı Kerimi bir paragrafta şöyle tanımlar:”… ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi, ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hadisi, ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddes …” [2]

    

Evet, Kur’an- ı Kerim birçok kitabı içeren, bir tek kitaptır. Ancak biz Onu elimize aldığımızda yukarda sayılan başlıklara ayrılmış bir kitap şeklinde göremeyiz. Onun kendine has farklı bir dizilişi vardır. Aynı temalı ayetleri de bir arada, bir surede bulamayız. Farklı temalar farklı surelerde ele alınır. Aynı şey kıssalar içinde söylenebilir. Bir peygamber kıssası bir surede kronolojik şekilde baştan sona anlatılmaz. Konular, kıssalar dağınık olarak farklı surelerde ve bulundukları surenin temasına uygun yönü ile ele alınır, o konuya değinilir. Bakara Suresinin teması ne ise namaz, zekât, cihat, v.b. konular ilgili ayetler; Musa (a.s.) kıssası, Âdem (a.s.) kıssası v.b. kıssalar hep o tema mihveri etrafında ele alınır. Aynı şey diğer sureler ve Kur’an-ı Hakim’deki diğer her konu içinde geçerlidir. Kur’an-ı Kerimin bu özelliğine dikkat çekmek için bazı âlimler :” Kur’an-ı Kerimde tekrar yoktur.” demiş.

 

Bu özelliği dolayısıyla, kim, Kur’an-ı Kerimde bir konuyu derinlemesine ve tüm genişliğiyle, etraflıca anlamak istiyorsa o konu ile ilgili tüm ayetleri bir araya getirmeli, birleştirmeli ve geniş bir bakış açısıyla ele almalıdır. Cihat kavramını anlamak isteyen kimse Kur’an-ı Kerimdeki cihatla ilgili tüm ayetleri toplamalı bir bütünlük içinde değerlendirmelidir. Adeta Kur’an-ı Kerim içinden cihat kitabı çıkarmalıdır. Yoksa cihatla sadece bir Ayet-i Kerimeyi, önce geçtiği surenin bağlamından çıkararak sonra da Kur’an-ı Kerim bütünlüğünden kopararak ele almak onu yanlış anlama ve yanlış uygulamaya davetiye çıkarmaktır.   Aynı duruma diğer konular – namaz, cariyelik, kölelik, takva, miras v.b.-   kıyas edilebilir.

    

Kur’an-ı Kerimin bir başka özelliği şöyle ifade edilmiş :” …saatin saniye, dakika, saati sayan ve birbirinin nizamını tekmil eden ne ise, Kur’an-ı Hakimin her bir cümledeki, hey’atındaki nazım, ve kelimelerindeki nizam ve cümlelerinin birbirine karşı münasebetindeki intizamı öyle bir tarzda …”[3]

  

“ … güya ekser ayat-ı Kur’aniyenin her birisi, ekser ayatın her birisine bakar bir gözü ve nazır bir yüzü vardır...”[4]

    

Kur’an-ı Kerim harfleri, ayetleri, sureleri ile canlı bir bütünlük oluşturur. Canlının hücreleri, sinirleri, organları, sistemleri nasıl birbiri ile irtibatlı ise Kur’an-ı Kerimde öyledir. Ayetler birbirinin yardımı ile bütünlük içinde kavranabilir. Ayetler ayetleri, kelimeler kelimeleri tefsir eder açıklar.

    

Bu özellik dolayısıyla Kur’an-ı Kerimin bir kelimesi diğer kelimelerle, bir ayeti diğer ayetlerle ve birbiri ile irtibatları koparılmadan bütünlük içinde anlaşılmalıdır. Kur’an-ı Kerim bu şekilde kendi kendini tefsir eder. Okuyucunun yapması gereken kuşatıcı bir bakış açısı ile Kur’an’ı Kerimi algılamaya, görmeye çalışması. 

 

Kur’an-ı Kerimin başka bir özelliği felsefi bir kitap olmamasıdır. O felsefi bir üslupla yazılmamıştır. Önce kavramlar üretilip, düşünceler bu kavramlar üzerinden açıklanmamıştır. Mesajlar insana günlük konuşma dili ile iletilmiştir. Kavramsallaşma zaman içinde doğal bir süreçle oluşmuştur. Kavramların içi zamanla doldurulmuştur. Gayb, insanın iç dünyası, pskolojisi, sosyal kavramlar, inançla ilgili kavramlar, günlük konuşma dili içeriğine yakın anlamlarla sunulmuştur. Arap dilinin bir özelliği bu konuda epey olumlu katkı sağlamıştır. Bu nedenle birçok soyut konu adeta somutlaştırılarak, tablolaştırılarak anlatılmıştır. Fısk, küfür, takva, sidret ül- münteha, nifak kelimeleri v.b. İkiyüzlülük, inanmadığı halde inanmış gibi davranma şeklinde kavramsallaştırılan nifak, farenin her hangi bir tehlike anında kaçmak için iki çıkışı olan bir yuva, tünel yapması ile ilgili bir kelimeden kavramsallaştırılmıştır. Takva kavramı, savaşçının, savaşta kendine zara verecek hamlelerden korunması için kalkan v.b. şeylerin arkasına sığınmasını ifade eden kelimeden kavramsallaştırılmıştır.  Peygamber’in ( S.A.V.) miraçta ulaştığı son nokta, çöle giren yolcuların rastladığı son ağaç bölgesinde bulunan, çölün son ağaçlarını ifade için kullanılan sidre kelimesi ile karşılanmıştır.

 

Bu durum Kur’an-ı Hakimin yaşadığı dönemde kolayca anlaşılmasına büyük katkı sağlamıştır. Birçok soyut mesele adeta su sayede somutlaştırılmıştır.

 

Kur’an-ı Kerimin bu özelliği dikkate alınarak asr-ı saadetteki yalınlığı ile anlaşılmaya gayret edilmelidir. Tarih içine kelimler anlam genişlemesi, anlam daralması, anlam kayması, farklı ilim dalları tarafından farklı kavramsallaştırma, meallerin verdiği manalar v.b. nedenlerle farklı algılanabilmekte buda yanlış anlamalara neden olabilmektedir. Maun Sure-i Kerimesindeki,  musallin kavramı gibi.

 

Kur’an-ı Kerimin bir özelliği de 23 yılda peyderpey indirilmiş olması. Ümmetin ihtiyaçlarına, sorularına, sorunlarına, Allah’ın onları yönlendirmesine bağlı olarak ayet ayet, sure sure nazil ve nüzul süreci 23 yılda tamamlanmıştır. Bu Kur’an-ı Hakimin sindirilerek anlaşılmasını, hükümlerinin, ibadetlerin tedriciliğini, doğal gelişme süreci içinde mükemmelleşmesini ve toplumu geliştirmesini sağlamıştır. Tıpkı bir canlının, bir bitkinin tohumdan fıtri olarak filizlenip, gelişip serpilmesi süreci ve son haline ulaşarak kemale ermesi gibi, bir süreçle kemale ererek nüzul tamamlanmıştır.

 

Kur’an-ı Kerimde, Müslümanlara örnek olması için anlatılan ve daha önce yaşamış peygamberlerin kıssaları da bu bağlamda değerlendirilebilir. Farklı dönemlerde yaşayan farklı peygamberler, farklı süreçler yaşayıp, farklı noktalara ulaşmıştır. Bazı peygamberler ümmetleri ile hidayet sürecini tamamlarken bazıları tamamlayamamış, bazıları ise baştan reddedilmiştir. Bazıları hidayet süreci tamamlandıktan sonra, yaşadıkları toplukların hidayet yönüne aykırı davranışları ile karşılaşmıştır. Bazı peygamberler bir önceki peygamberin izini takip etmiş ıslah faaliyetlerinde ömür geçirmiştir.

 

Kur’an-ı Kerimin bu özelliği, Kur’an- Hakimin hikmetle uygulanması, yaşama geçirilmesi aşamasında dikkatten asla kaçırılmaması gereken bir özelliktir. Önce Kur’an-ı Kerim doğru algılanmalı, sonrada doğru uygulanmalıdır. Kur’an-ı Kerimin doğru olan hükmünü, yanlış yerde ve toplumda uygulamaya kalkma, uygulamanın Kur’an-ı Kerimde bulunması nedeni ile doğruluğunu göstermez. Kur’an-ı Kerimin her hükmü her yerde uygulanmaz. Her toplumdaki uygulamalar, Kur’a-ı Kerimin nüzul surecine uygun olmalıdır.   Günümüzde birçok İslam ülkesinin geçmişi ile bağının koparıldığı, farklı eğitim süreçlerinden sonra kökleri ile bağının koparıldığı, İslama yabancılaştırıldığı düşünülürse bu durumun dikkate alınmasının önemi ortaya çıkar.

 

Kur’an-ı Kerim anlaşılmaya çalışılırken bu özellikler tevhidi bir hikmetle mezcedilerek bütünlük içinde ele alındığında doğru anlama gerçekleşir. Yaşanan toplumla kurulacak paralellikle de doğru uygulama gerçekleşir.




 

[1] Mustafa YILDIZ, SON MESAJ Kur’an-ı Kerim ve Gerekçeli Türkçe Meali, Çıra Yayınları, İstabul,2013,10. baskı

[2] Bediüüzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, İşarat-ül İ’caz Fi Mezen il-İcaz, Nesil Yay. İstanbul 1966, II. Cilt, sh. 1158

[3] Bediüüzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, Nesil Yay. İstanbul 1966, I. Cilt, sh. 163

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...