Özlemlerin Konuğu
Hatice ATASOY

Özlemlerin Konuğu

Karanlık dünyamın aydınlık güneşi, nasıl da özledim seni bir bilsen… Şiir dizeleri yazdım gecenin koyulaştığı anlarda, yalnızlığımı yudumlarken sen geldin hep aklıma... Seninle avundum, seninle tutundum, aşılması zor sarp kayaların eteklerine…

Hüznü giydim yüreğime Ey Can! Ilık bir meltem esintisinde geliverdin hayallerime... Kocaman bir tebessüm olurken dudaklarımda, kanayan yerlerimi bir bir sarıverdim sıcaklığınla…

Sensizlik öyle acı ki; varlığını hissetmediğim anlar, bu garip gönlüm rotasını yitirmiş kaptan gibi, azgın deniz dalgaları içinde oradan oraya savrulurken, bir ayet yeniden nakış nakış iniyor tüm benliğime!...

“Doğrusu ( ey insanlık) Size kendi içinizden Bir Elçi gelmiştir ki o pek Aziz`dir. Sizin zorlanmanız ona pek ağır geldi, üzerinize hassasiyetle titriyor çünkü o Mü’minlere karşı şefkat pınarı bir Rauf, merhamet abidesi bir Rahimdir” (Tevbe 128)

Efendim, senin hayatın bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden “Çağrı” tadında. Anne karnındayken başlayan imtihanın ne kadar zorlu olduğunu soluksuz izlerken “Andolsun ki, sizin için ve Allah`a ve ahiret gününe (Allah`a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah`ı çok zikredenler için, Allah`ın Resûl`ünde güzel bir örnek vardır” (Ahzap 21) Ayetini bir kez daha okuyorum, Hira’ya kaçarak tefekkür manasında…

Dillerim lâl, sanki seni gereği gibi anlatamıyorum, bazen ümitsizlik şarkıları söylüyorum boş kalabalıklara, oysa “Kâfirlerden başkası Allah’tan ümidini kesmez. (Yusuf 87) ilahi ikazıyla tekrar ayağa kalkıyorum!

Cehennem melekelerine: “Benim ümmetimi nereye götürüyorsunuz?” diye sorduğunda “Bunlar senin arkadan ne işler…” çevirdiler cevabı karşısında, yüzünde belirecek üzüntünün kaynağı olmak istemiyorum ben…

Büyükçe kaygılarım beynimi tırmalıyor adeta… İki boyutlu hicreti içselleştirerek yaşamak ve senin o saf, tertemiz dünyanda var olabilmek, sana, ahlâkına hicret etmek istiyorum.

Sana itaati unuttuğum her an Uhud’u yaşıyorum doyasıya… Okçular tepesinde vücuduma ağır yaralar alıyor, kan toprağa düşünce şehit şehit açıyor lâlelerim, Hamza oluyor bir yanım, diğer yanım Mus’ab... Görev alanımı terk edince yaşadıklarımla tekrar tevbeye, Rahman olana sığınıyorum dua tadında…

Her güneş batımını seyrederken, bir daha doğacak mı güneş diye hülyalara dalıyorum. İki kişi tek bir vücut olup, çoook uzaklarda sonsuzluk ülkesinde sana yakın olmanın hayalini kuruyorum. Gün batımı kızıllığında, daha bir ağır basıyor sevdam, kucak açmak için vuslatlara… Ve bulutlar yol oluyor, her şeyi bırakıp sana koşuyorum…

Bazı geceler seninle konuşuyorum, anlatıyorum içimde sakladıklarımı, özlemlerimi, hatalarımı, sen varmışsın gibi, yanımdaymışsın gibi... Nedense hiç korkmuyorum, biliyorum ki sen sadece güzel öğüt verensin, azarlayan değil.

Şefkatini özledim Efendim, gül kokunu... Yüzünden hiç eksiltmediğin tebessümünü, dostluğunu, sıcaklığını… Asırlar öncesinde bıraktığın tüm güzellikleri özledim…

En çok da, vefanı özledim Ey Nebi!... Belki en çok yaralandığımız yerdi orası... Unuttuk ruhlar âleminde “Ben sizin Rabbiniz miyim?” sorusuna verdiğimiz “Evet” cevabımızı, veda hutbesindeki şahitliğimizi... Derken, birbirimize karşı da başladı vefasızlıklarımız!...

Sen, boykot kararının iptalinde rolü olan ve Taif sonrası seni himaye eden ve Müslüman olmayan Mutim Bin Adiy`i hiç unutmazken, Mescidi Nebevi`yi temizleyen Ümmü Mihcen adında köle kadının, cenazesine çağrılmadığın için sitem ederken, doğumunun ilk günlerinde birkaç gün sana süt annelik yapan Süveybe’yi ölünceye kadar ararken, süt annen Halime’yle sürekli ilgilenirken, Hatice’ye vefan tüm kitaplara konu olurken, biz en yakınlarımızdaki annelerimizi, kardeşlerimizi, sevdiklerimizi unuttuk... Cenaze acılarını dahi paylaşmaktan aciz kaldık…Unuttuk bize yapılan iyilik ve güzellikleri…Çokça kardeşlik komşuluk edebiyatı yaptık ama bir çok şey teoride kaldı, pratiğe yansıtamadık!...

Karbeyaz düşlerim var sana dair ve hiç bitmeyen özlemim... Sen ki, benim umut elçimsin, önderim, efendimsin… Seni tanıdıkça daha bir sever oluyorum, daha bir duygularım berraklaşıyor... Bu geçici dünyanın debdebeli yaşamından, Senin o "Bırak dünya onların olsun ya Ömer, ahirette bizim” sözünle, dünyaya olan hevesim gittikçe azalıyor...

Bilirim, senin hayatının her anında bizim için çok güzel örnekler vardır… Bunu Rabbimiz söylemişti. Görmeden inandık ahlâkına, görmeden sevdik biz seni... Hem öyle bir sevgi ki, yürekler aşkından Mecnun’a döndü ama bilirim ki, seni örnek almadığımızda aşk, sevgi, kuru sözcükten öteye gitmeyecek…

Özlemlerimin konuğu, güzel Peygamberim!... İyi ki varsın, iyi ki benim Peygamberimsin!... Seni çok seviyorum…Ve seni çok özlüyorum, göz bebeğim!... 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Recai Yurdan: 28 Şubat ve FETÖ mağdurlarını gündemden düşürmemeliyiz...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...
Şehid Mustafa Çamran Yazdı: Ruhun İrfanla Yükselişi...